<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-4241858489023388020</id><updated>2011-11-28T02:05:10.948+02:00</updated><category term='Tarih'/><category term='Merak(her telden)'/><category term='Pc ve internet'/><category term='Teknoloji'/><category term='Dünyanın enleri'/><category term='komik şeyler'/><category term='Sağlık'/><category term='Ne Nedir?'/><category term='Ermeni yalanı'/><category term='Atatürk'/><category term='Kim buldu?'/><title type='text'>Merak ettigin her sey icin</title><subtitle type='html'>Merak ettigin her sey icin tek site.Ne nedir? Her sey burda.</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://meraklisin.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4241858489023388020/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://meraklisin.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4241858489023388020/posts/default?start-index=101&amp;max-results=100'/><author><name>Kurmay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10063618665340249652</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>213</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4241858489023388020.post-1686020447557007014</id><published>2010-11-25T17:38:00.001+02:00</published><updated>2010-11-25T17:40:37.528+02:00</updated><title type='text'>Mıknatıs demiri neden çeker?</title><content type='html'>Demirle mıknatıslık arasındaki bağlantı iyi bilinir. Bu nedenle mıknatıslık özelliği gösteren maddelere "demire benzer manyetik özellikleri olan" anlamında "ferromanyet" deniyor. Bilinen ferromanyetler arasında tek bir elementten oluşan demir, nikel, kobalt ve gadolinyum metalleri ve iki ya da daha fazla elementten oluşan yüzlerce bileşik madde var. Bunlar arasında manyetit, Fe3O4, en iyi bilineni. Ferromanyetlerde manyetik alan, atomların içindeki elektronların çekirdek etrafında ve kendi etraflarında dönmeleri sonucu oluşur. Bu maddelerin paralel doğrultuda yönelmiş atomik mıknatısların birleşmesinden oluştuğunu düşünebiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Demirden yapılmış bir mıknatısla, yine demirden yapılmış ama mıknatıslık özelliği olmayan bir çivi arasında atomik ölçekte herhangi bir fark yok. Çivinin manyetik özelliğini gizleyen şey, bu maddenin binlerce küçük manyetik bölgeye bölünmüş olması. Her bir bölge mıknatıslık doğrultusu aynı yönde olan atomlardan oluşuyor ve bölgenin bildiğimiz anlamda bir mıknatıstan farkı yok. Fakat her bölgenin yarattığı manyetik alan, diğer bölgelerin yarattığı alanlar tarafından zayıflatıldığı&lt;br /&gt;için, çivinin dışarısında gözlemlenebilir bir manyetik alan oluşamıyor. Bir mıknatısın bu çividen farkı, ya tek bir bölgeden oluşması ya da bir doğrultudaki bölgelerin hacminin diğerlerinden fazla olması. Bu sayede dışarıda net bir manyetik alan oluşabiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mıknatıslanmamış bir çivi bir manyetik alan içine konduğunda, manyetik bölgeler bu alandan etkilenir. Doğrultusu manyetik alanla aynı yönde olan bölgeler genişleyerek büyür, zıt yönde olan bölgeler de daralırlar. Bazı bölgelerin doğrultularında hafif dönmeler de olur. Bunun sonucunda çivi manyetik alanla aynı yönde olan geçici bir mıknatıslık kazanır. Geçici, çünkü dışarıdan uygulanan manyetik alan çekildiğinde bölgeler genellikle eski hallerine dönerler. Bazen bölge sınırları rahatça hareket edemediği için değişim kalıcı da olabilir. Uzun süre bir mıknatısla&lt;br /&gt;temasta bulunan bir çivinin, mıknatıs çekildiğinde hafifçe mıknatıslık özelliği kazandığını bilirsiniz. Bölge sınırlarının serbestçe hareket edememesinden kaynaklanan bu olaya "histerezis" deniyor. Bu geçici mıknatıslığın doğrultusu manyetik alana paraleldir. Örneğin, eğer mıknatısın kuzey kutbu çiviye daha yakınsa, çivinin mıknatısa yakın kısmı güney, uzak kısmı da kuzey kutbuna sahip olur. Zıt kutuplar birbirlerini çektikleri için, bu durumda çivi mıknatısa doğru çekilir.&lt;br /&gt;Yani&lt;br /&gt;Mıknatıslar sadece mıknatısları çekerler. Yani sadece ferromanyet olup, bölgelere bölündüğü için net bir mıknatıslığı olmayan (bir başka deyişle "gizli" mıknatıslığı olan) maddeler, yukarıda açıkladığımız mekanizmayla manyetik alanlar tarafından çekilirler.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4241858489023388020-1686020447557007014?l=meraklisin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://meraklisin.blogspot.com/feeds/1686020447557007014/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4241858489023388020&amp;postID=1686020447557007014&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4241858489023388020/posts/default/1686020447557007014'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4241858489023388020/posts/default/1686020447557007014'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://meraklisin.blogspot.com/2010/11/mknats-demiri-neden-ceker.html' title='Mıknatıs demiri neden çeker?'/><author><name>Kurmay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10063618665340249652</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4241858489023388020.post-5571633447781896299</id><published>2008-07-25T20:58:00.000+03:00</published><updated>2008-07-25T21:01:23.070+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ne Nedir?'/><title type='text'>Agartha(agartta/agarta) nedir?</title><content type='html'>"Shamballa" (Şambala), "Dünyanın Kalbi", "Yüce Ülke", "Bilgeler Ülkesi" gibi çeşitli adlarla belirtilen Agarta, teozofik ve ezoterik kaynaklara göre önceki "devre" nin sonlarına doğru Mu ve Atlantis' ten göç eden bilim-rahipleri tarafından kurulmuş bir organizasyondur.&lt;br /&gt;Önceleri beşeriyetle açık temas halinde olan bu organisazyon, bu "devre" nin koşullarından ötürü gizlenme gereği görmüş ve ikamet yeri olarak birbirine tünellerle bağlanan, dağlar içindeki yeraltı kentelerini tercih etmiştir. Agarta, dünya insanlığının tekâmülüne sorumluluk sahibidir. İlahi Hiyerarşi' ye hizmet eder. Dünyanın Efendisi ve "Kutup" olarak ifade edilen ve "Brahatma" veya "Brahitma" adıyla belirtilen Agarta' nın lideri, Dünya' ya sevk ve idare eden İlahi Hiyerarşi' nin fizik âlemdeki temsilcisidir. Rene Guenon' a göre tradisyonlarda "Kutsal Dağ", "Dünyanın Merkezi" olarak ifade edilen yer, dünyanın tüm geçmiş, yitik kıtalara indirilmiş dinler ve kozmik öğretiler, Agarta arşivinde kayıtlıdır ve birçok peygamber (Musa, İsa), dinlerini kurmadan önce, bu arşivleri incelemişlerdir ki, bazıları burada "inisiyasyon" dan da geçmiştir. Agarta' nın yeryüzüne açılan 7 (kimi kaynaklara göre 4) ana çıkış noktası bulunmakla birlikte, mağaralarda inzivaya çekilen bilgelerin ve inisiyatik toplulukların Agartalılar ile ilişki içinde oldukları ileri sürülür. Rene Guenon' a göre, bu durum en çok, Türkler' in yaşadığı Orta Asya' da görülmektedir. Kimi yazarlara göre, Göktürk, Uygur ve Hun masallarındaki, "ataların kutsal mağaraları" ve bir mağaradan geçilerek ulaşılan "gizli ülke" inanışında Agarta' nın sembolizmi bulunmaktadır. Tibet tradisyonlarına göre, Agartalılar şimdiki devrenin sonunda dışarı çıkacak ve Agarta' nın lideri yeryüzündeki menfiliği yenecektir.&lt;br /&gt;Mürşitler Odağı Agarta&lt;br /&gt;AGARTA sözcüğü, pek belirli olmayan ve hatta bazen çelişkiler de arz edebilen kavramları içeriyor olmasına rağmen, nice okültiste yine de hayaller kurdurabilmiştir. Söz konusu ülke, Tibet ile Moğolistan' ın sınır bölgelerine isabet eden alanda kurulmuş bir yeraltı ülkesi midir, yoksa bilmecemsi bir gizli dernek merkezi midir? Her iki görüşün de yandaşları vardır, ama konuya iyice nüfuz edildiğinde bu görüşlerin her ikisinde de bir hakikat payının yattığı görülmektedir. Konuya sızmış olan ve onu geçersiz kılmayı hedefleyen bir iki bozguncu unsurun sentezini yaptığı takdirde insan, Agarta' nın (bazılarına göre de Agarti' nin), sadece kendisinin sahip bulunduğu binlerce yıllık sırları uygulamak suretiyle insanlığı büyük bir spiritüel ilhama (illumination) kavuşturmayı amaçlayan bilge ve filozoflardan oluşmuş dünya meclisi mesabesinde bir şey olabileceğini pekala düşünebilmekte ve genel merkez olarak da ona Tiyen-Şan dağlarında, yani "semavî dağlarda" yer alan bir kutsal alanı yakıştırmaktadır.&lt;br /&gt;Agarta ismini, geçen asırda Batıda ilk olarak Saint-Yves d' Alveydre kullanmıştır. Bu zat, sinarşi'nin habercisi diye nitelenen, değersiz metalleri sülfürasyon (kükürtleme) yoluyla altın ve gümüş haline dönüştürme formüllerini düzenlemiş bir simyacı konumunda bulunan, İbranice ve Sanskritçe'yi mükemmel denilecek seviyede bilen ki bu yanı, ona Kabala' nın ve Brahmanizm' in kaynaklarına kadar çıkma imkanını sunmuştur ve de Martinist tarikatının gözde mürşitlerinden biri olan ilginç bir okültisttir. Grötanya asıllı ve 1842 doğumlu olan AIveydre markisi, Avrupa yüksek aristokrasisi ile akraba olan ve de Saint-Petersbourg kraliyet sarayı ile ilişkilerinden ötürü kendisini kutlamış ve ona Orta Asya manastırlarına mensup inisiyeler ile görüşme imkanını sunmuş olan Weller kontesi ile evlenmiştir. Bu görüşmeler sırasında öğrenmiş olduğu bilgileri "Hind'in Misyonu" adlı kitabında biraraya getirmiştir, fakat kendisine ait olmayan sırları gözler önüne sermiş olmanın üzüntü ve pışmanlığıyla eserin tamamını imha etmiştir; ama sonuçta bu eserin bir nüshası yine de PapüSlün eline geçebilmiş ve bu zat tarafından 1910 yılında ikinci kez basılabilmiştir.&lt;br /&gt;Saint-Yves d' Alveydre' in ardından, Fransız konsolosu olan Jacoliot "Hint'teki Tevratn adlı eserinde, teozofinin kurucusu olan H. P. Blavatsky de "Gizli Doktrin ve Gün lşığına Çıkarılmış İsis" adlı eserinde Agarta'yı tekrar gündeme getirmişlerdir. Bir süre sonra konuyu bu kez Rene Guenon ele almış ve "Dünyanın Kralı" adlı eseriyle okurlara Agarta hakkında kucak dolusu bilgi sunmuştur.&lt;br /&gt;Belirttiğine göre, binlerce yıl önce cereyan etmiş olan bir tufan o sıralarda bugünkü Gobi yöresinde yer almakta olan çok gelişmiş bir uygarlığı yerle bir etmiştir. Bu yörede yaşamakta olan ve "Öteye Ait Zekâların Oğulları" diye anılan (Bu deyim dünya dışı bir kökeni mi dile getiriyor dersiniz?) spiritüel mürşitler, tufan sırasında, Himalayaların altında yer almakta olan muazzam bir mağara şebekesine sığınmışlardır. Çok geçmeden iki gruba ayrılmışlar ve sonuçta "sağ elin yolu diye anılan grup Agarta' ya, yani dünya hayatından uzak kalarak murakabe ve mükaşefede bulunma ülkesine, "sol elin yolu" diye anılan diğer grup ise Şamballah' a yani kaba güç ülkesine yerleşmiştir.&lt;br /&gt;Agarta konusuna ilişkin en eksiksiz ve en şaşırtıcı bilgileri gün ışığına çıkaran kişi Ferdinand Ossendowski olmuştur. Bolşevik ihtilaline karşı koymaya çalışmış olan Amiral Koltchak hükümetinde bakanlık yapmış olan bu Polonyalı, Kızılordunun bastırması üzerine Moğolistan' a ve Çin' e kaçmıştır. Serüvenlerle dolu yolculuğu sırasında birçok lama manastırında konaklamış ve oralarda ilk elden sağlamış olduğu bilgileri daha sonra yani 1924'de yayınlamış olduğu "Hayvanlar, İnsanlar ve Tanrılar" adlı eserinde biraraya getirmiştir.&lt;br /&gt;Kaldığı manastırlarda Ferdinand Ossendowski' ye, altı bin yıldan da fazla bir zaman önce kutsal bir insanın bütün bir oymakla birlikte muazzam bir mağarada kayıplara karıştığı ve orada, yitip gitmiş bir bilim yardımıyla, Agarti adlı bir yeraltı krallığının temelini attığı anlatılmıştır. Bu krallığın tahtında, tabiatın bütün güçlerini tanıyıp bilen, insanların gönüllerini ve yüce kader kitabını okuyabilecek kudrete sahip bulunan Dünya Kralı oturmaktadır. Gözle görülemez yapıda olan bu kralı emirlerini icraya her an hazır durumda bulunan sekiz yüz milyon insana hükmetmektedir.&lt;br /&gt;Günlerden bir gün lama Turgut, Ferdinand Ossendowski' ye şunları söylemiştir: "Başkent Agarti' nin çevresinde, büyük rahipler ile bilim adamlarının oturduğu kentler yer almaktadır. Bu başkent, mabet ve manastırlarla dolu bir dağın zirvesinde bulunan Dalay Lama' nın sarayını, yani Potala' yı andırmaktadır. Dünya Kralı, iki milyon adet bedenli tanrı ile çevrelenmiş durumdadır. Bunlar, aziz pandit' lerdir. Sarayın çevresinde, Yerkürenini Cehennemin ve Cennetin her türlü görünür ve görünmez güçlerine sahip bulunan ve de insanların yaşamı ve ölümü konusunda elinden her şey gelen Goro' ların sarayları bulunmaktadır. Çılgın dünya insanlığı bunlarla mücadeleye kalkışacak olsa, bilin ki yeryüzü bir baştan öbür başa dümdüz edilir ve çöl hâline dönüşür."&lt;br /&gt;Bu haline bakılacak olursa, agarta efsanesi ile, "Sihirbazların Sabahı" adlı eserlerinde Louis Pauwels ve Jacques Bergier tarafından gerçeklikleri su yüzüne çıkarılmış olan Dokuz Meçhuller geleneği arasında pekâlâ bir ilinti var denilebilecektir. Bu geleneğin (tradition) kökeni, M.Ö. 273' de hüküm sürmüş ve Hint'e Budizmi benimsetmiş olan Imparator Asoka devrine kadar çıkmaktadır. Kıtayı yakıp yıkmış olan bir dizi savaşın ardından, Asoka, insanları, bilimi kötü amaçlarla kullanmayı yasaklamış ve mevcut bütün bilim kitaplarını dokuz bilgeye teslim ve emanet etmiştir.&lt;br /&gt;Pauwels ve Bergier, kitapta şöyle demektedirler: "On asırdan daha fazla bir zaman boyunca üst üste yığılmış deney, çalışma ve belgelerden dolaysız bir anlamda yararlanabilmekte olan dokuz insanın sahip bulunduğu sırların kudretini bir tahayyül edin! Bu insanların amacı nedir acaba? Tahrip vasıtalarını, kutsal şeylere saygı duymaz nitelikli insanlardan korumak. İnsanlığın hayrına olan araştırmalara devam etmek. Bu insanlar, çok uzak geçmişten kaynaklanıp yığılmış olan teknik sırları muhafaza etmek üzere, yerlerini, bırakmak gerektiğinde ancak kendi seçtikleri üyelere bırakmaktadırlar." Ayrıca, Agarta yeraltı ülkesine ait sırlar ile Lobsang Rampa tarafından alınıp gözler önüne serilmiş ifşaatlar (vahiyler) arasında da bir ilişki mevcuttur. Üçüncü Göz adlı eserinde, bu lama, inisiyasyonun son aşamasına ulaştıktan sonra kendisinin üç büyük lamalık metafizikçisi tarafından, içinde Tibet'e ait gerçek sırrın saklı bulunduğu derin bir Lassa mahzenine götürüldüğünden soz etmektedir.&lt;br /&gt;İkinci Dünya Savaşının ertesinde, derecesi yüksek bir inisiye olan ve Kut Humi Lal Singh-Kwang adını taşıyan bir zatın bu konudaki ifşaatlarının inisiyasyon ve Bilim adlı okültist dergide yayınlandığı güne kadar Agarta' dan pek söz edilmemiştir. Bu zat, yeraltı ülkesi hakkında gerçi o güne kadar söylenmişlerin dışına çıkmamıştır, ama gizli dernek terimi üzerinde yine de ısrarla durmuştur. İfadesinde bireysel anlamda bir inisiyasyona özellikle yer vermiştir, ki bu da, uzun bir çile evresinden sonra, yani bireysel bir inisiyasyon çalışmasından sonra inisiye olunur tezini benimsemiş olan Rene Guenonlun görüşünü teyit etmektedir.&lt;br /&gt;Kut Humi şunları söylemektedir: "Agarta' ya girmek katılmak ve özellikle de oraya atanmak veya orası için seçilmek diye bir şey söz konusu olamaz. Ancak, spiritüel anlamda olmak üzere, bileğinin hakkıyla Agartalı olunabilmektedir; kişi, ancak ulûhiyetle tekrar bütünleşip özdeşleşebilecek seviyeye ulaştığı takdirde Agartalı olabilmektedir, ki bu seviyeye ulaşmanın yolu da tatbikat ve tahakkuk sürecinden geçmektir, çünkü beşer varlığını en tam ve en aşkın biçimde değişime uğratan ve güçlendiren tek şey ancak spiritüel bilimdir. Agartalının hali, Himalayalardaki veya Tiyen Ti Huan' daki yogilere veyahut da ilk İbranilerdeki "semavî insana" özgü halin en derini mesabesinde bir haldir. Gerçek Agartalılar kendilerini diğer Agartalılarda görmekte ve bulmakta ve de dünya sakinlerinin şuurlarında genişleme ve açılma meydana getirmek ve kendilerinin spiritüel anlamda ulaşmış bulundukları duygu ve düşünce birliğine onları da ulaştırmak amacıyla kendi aralarında işbirliği yapmaya her an hazır durumda bulunmaktadırlar.&lt;br /&gt;Agarta'da zaman zaman kurultay (durultay) da toplanmaktadır; ama bu kurultay, daima meskûn veya uygarlaşmış merkezlerden, tedirgin edici densizliklerden, kaba akışkanlardan ve insan kalabalıklarından uzak yerlerde gerçekleştirilmektedir. Orada kararlar hep oybirliğiyle alınmakta ve bu kozmik egregor' un majik kudreti ve yüksek seviyeli bilgeliği tarafından derhal yürürlüğe konmaktadır; bu kurultayın psişik, astral ve spiritüel gücü ile sahip bulunduğu muazzam maddi imkanlar, özellikle bir sorun söz konusu olduğunda, son derece müthiş bir hale gelmektedir."&lt;br /&gt;Kut Humi, söylenebilecek her şeyi gerçi açıklıkla dile getirmiştir, ama Agarta' ya ; özgü sırların birçoğundan yine de söz etmemiştir. Ancak küçük bir bölümü tercüme edilebilmiş olan bu sırlar, Tibet' teki lamalık saraylarının kutsal arşivlerinde mi muhafaza edilmektedir acaba? Bu mümkündür, ancak ne var ki, Tibet' in Çin' e ilhak ediliş tarihinden beri bu kutsal kitaplara ulaşmak bir türlü mümkün olmamaktadır.&lt;br /&gt;Agarta ile Dokuz Meçhuller arasında ne gibi bir ilişki vardır? Agartalılar, bazılarının ifade ettiği gibi, yitip gitmiş bir uygarlığa, yani Atlantis uygarlığına ait sırların gerçek mirasçılarımıdırlar acaba? İdeolojisi Nazi şeflerini derinden etkilemiş olan Thule grubu üyeleri ile ilgileri hangi noktaya varmıştır acaba? Bu konuda bilinmekte olanlar, bilinmeyenlerin yanında şüphesiz nokta gibi kalmaktadır.&lt;br /&gt;Kaynak : Agarta 1, Yazar: Ö. S. Ayçiçek&lt;br /&gt;Önsöz&lt;br /&gt;Eski çağlarda insanlar yeryüzünün düz olduğuna inanırlardı. Bu düşüncenin yanlışlığı anlaşıldıktan sonra insanlar bu defa Dünya’ nın, evrenin merkezinde bulunduğuna inanır oldular. Bilimsel gelişmenin ışığında anlaşıldı ki, Dünya; evrenin merkezinde değil, evrenin bir köşesinde bir nokta gibi kalan, bununla beraber bünyesinde milyarlarca yıldızı barındıran Samanyolu galaksisinin içinde bir yıldıza bağlı bir gezegendir. Bunlara rağmen bugün insanlık evrendeki tek akıllı yaratık olduğu düşünce ve iddiasındadır. Bu düşünce ve iddia yukarıda bahsettiğimiz diğer düşüncelerden pek farklı değildir. Çok yakın bir gelecekte insanlık evrendeki en akıllı tek yaratık olmadığını anlayacaktır. Bırakın evreni, şaşırtıcı gelse bile bugünkü yeryüzü insanlığı Dünya’ daki tek akıllı yaratık olmadığını da anlayacaktır.&lt;br /&gt;Bugün pek çok insan tarafından kabul edilmiş bulunan evrendeki tek ,akıllı yaratık olma düşünce ve iddiasına karşı verilebilecek iki kısa cevap vardır. Birincisi; herhangi bir konuda bilgi sahibi olunmadan o konu hakkında doğru düşünülemeyeceğidir. İkincisi ise Einstein’ ın bir cümlesidir; "Bir önyargıyı değiştirmek atomu parçalamaktan daha zordur." Kur’ an’ da cin ve iblis türü şuur sahibi yaratıklardan bahsedilir. Bu nedenle farklı boyutlarda yaşarnakla birlikte Kur’ an zaten insanın yaratılmışlık içindeki tek akıllı varlık olmadığını ortaya koymaktadır. Burada bahsedilecek bir diğer husus şudur: Peygamberimiz Hz. Muhammed on sekiz bin alem halkının şefaatini Rab’ be karşı üstlenmiş durumdadır. Dolayısıyla birbirinden farklı on sekiz bin alemde yaşayan halkları da hesaba katmak gerekir.&lt;br /&gt;İşte daima bir bilmezlik sınırı ile kuşatılmış bulunan insanlık bu sınırı pekçok yol ve yöntem ile zorladıkça yaratılış içindeki farklı gerçekler ile karşılaşmaktadır. Bir noktadan sonra Insanlık kendisi dışındaki şuur ve akıl sahibi varlıklar, yaratıklar ve evrenlere yayılmış insanlık ailesinin diğer üyeleri ile karşı karşıya gelecektir. Bu karşılaştıkları göz ile görünebilir varlıklar olabileceği gibi göz ile görünmeyen farklı boyut ve vibrasyonel seviyedeki varlıklar da olabilecektir. Her türlü eksikliğini gidermek, tekamül ederek dünya okulundan mezun olmak için dünyada öğrenimde bulunan ama potansiyel olarak " en güzel surette yaratılan" insan varlığı kendini keşfettikçe, kendindeki güçleri devreye sokarak, bırakınız sadece bu evrende yaşayan fizik bedenli varlıkları, farklı boyutlardaki farklı vibrasyonel seviyelerdeki bizim düşündüğümüz manada bedenlere ve formlara sahip olmayan varlıkları da tanıyacaktır. Çünkü bu evrende yaşayan varlıklar ile ilişkiye girmek mümkün olabileceği gibi üst boyutlardaki evrenlerde bulunan uygarlıklarla, nihayet manevi alemlerle ve manevi alem görevlileri ile ilişkiye girmek mümkündür.&lt;br /&gt;Dünyada bu tanışma ve ilişkiyi tarih boyunca gerçekleştiren insanlar olmuştur. Bugün de çeşitli yol ve yöntemler ile diğer medeniyetlerle ilişki kurrnuş bulunan insanlar yeryüzünde bulunmaktadırlar. Bütün bu bireysel ilişkiler insanlığı kendisi dışındaki medeniyetleri topyekün tanımaya doğru götürmektedir.&lt;br /&gt;Bu kitaptaki ilişki şeklini okuyucunun anlayabileceği şekilde açıklayabilmek için belki kabul edilebilir en uygun söz "hal ehli " olmak ile ifade edilebilir. "Dil ehli" ile "hal ehli" arasındaki derin farkı burada ifade etmek uygun değildir. Ama kısaca hal ehli olmayı ve ilişki biçiminin nasıl gerçekleştiğini İslam düşünürü İbn-ul Arabi’ nin şu sözleri ile bir parça açıklayabiliriz: Prof. Dr. İbrahim Agah Çubukçu "Türk-İslam Düşünürleri" adlı eserinde şöyle demektedir: "İbn-ul Arabi, peygamberlere vahyedilen şeriatın bilgisinin aynı kaynaktan, aynı biçimde bazı sufilere de geleceğini söylemiştir. Böylece İbn-ul Arabi mutasavvıfları bir çeşit peygamber gibi anlatmak istemişir. Ancak bunlann yeni bir şeriat getirmeyeceklerini, buna karşılık peygamberlere ait manevi hallere ulaşacaklarını, islam şeriatı hakkındaki bilgilerini Hz. Muhammed’ in aldığı kaynaktan alacaklarım ileri sürmek istemiştir. Futuhat’ ta velinin bir melek aracılığı veya içine doğuşla, kendisine iletilen bilgileri alacağını belirtmiştir. Ona göre veli, Kur’ an ve kutsi hadisle sınırlanmamış hususlarda ictihatla şeriatın bazı yönlerini neshedebilir. Velinin tasavvufi keşf yoluna dayanmayan hadisleri hükümsüz sayabileceğini de kaydetmiştir. O, Kur’ an’ ın son kutsal kitap olduğunu doğrulamıştır. Veliler, Kur’ an kadar hak olan keşfi bilgilere sahip olabilirler. Ancak Kur’ an ve kudsi hadislerle tespit edilmiş olan esasları değiştiremezler." (Türk İslam Düşünürleri, sayfa 59-60 Prof. Dr. İbrahim Agah Çubukçu, Türk Tarih Kurumu Basımevi, 1989.)&lt;br /&gt;İşte "hal ehliyeti" ile "keşfi bilgi"ye ulaşılarak bu çalışmanın birinci kitabı ortaya konulmuştur. Haşa, kendimi "kul" olmanın ötesinde herhangi bir sıfata uygun bulmuyorum. Ve kitabın bugünkü yeryüzü insanlığı tarafından anlaşılıp anlaşılmama endişesinden bir hayli uzakta olduğumu ayrıca belirtmek istiyorum.&lt;br /&gt;Bu çalışmanın ilk 14 celsesi, celse sonrası notlarından oluşmuştur. Sonraki celseler doğrudan kayıttır.&lt;br /&gt;Kaynak : Agarta 1, Yazar: Ö. S. Ayçiçek&lt;br /&gt;Celse: 1 (2.11.1991)&lt;br /&gt;Agartalılar Rab’ bin emri ile yeraltına inmiş ve yeryüzünü bize bırakmışlar. Bizim gelişmemizi izlemişler, bize yardım etmişler ve hala ediyorlar. Bu nedenle bizim atalarımız sayılabilirler. Rehberim bu bilgileri verdikten sonra O’ nunla konuşmaya başladık. Kendisi bu görüşmeden daha önceden haberdar edilmiş. "Agarta" denilen uygarlığa ait biri. Adı ise Semiyun. Agartalılar yeraltına inmişler ve orada yaşıyorlar. Ama yeraltında yaşama bizim düşündüğümüz şekilde ilkel değil. Nasıl olsun? Onlar medeniyet olarak bizden çok ileride. Yeraltının, yerüstünün ve uzayın nimetlerinden yararlanıyorlar . Yiyeceklerini yeraltında yetiştiriyorlar. Ama aynı Güneş’ ten bizden çok daha fazla yararlanıyorlar. O’nun yaşadığı yerde de şimdi aynı gece ama yerini söylemiyor. Et yemiyorlar. Aynı hayvan türleri onlarda da var. Güneş onlar için de, bizim için de aynı yerden doğup batıyor.Vibrasyonel seviyeleri bizimle aynı, yani göz ile görünebiliyorlar. ama kendilerini insanlardan gizliyorlar. Bu zor ve sıkıcı bir durum değil. Başka gezegenler ile ilişki içindeler. Yönetimleri bir "Üstatlar Meclisi" ne bırakılmış. Onlar ise gerçekten çok değerli varlıklar ve hatasız çalışıyorlar. Alabildiğine özgürler . Evlilik kurumuna ihtiyaç göstermiyorlar, para kullanmıyorlar, bizim gibi sözleşmelere ihtiyaçları yok. Eğer biri ile yaşamak istiyorlarsa uzun süre veya kısa bir süre bir arada oluyorlar. Şayet bu ilişkide çocuk doğurmalan gerekiyorsa bunu yapıyorlar ve çocuklannı yetiştiriyorlar. Bedenleri bizimki ile hemen hemen aynı ama hastalıklı değil, hastalanmıyorlar ve çok uzun süre bedenlerini genç tutabiliyorlar. Onlar bu dünyadan ayrıldıklarında ruhani alemin çok yukarı kısımlarına doğuyorlar. Zaten oralar ile sürekli ilişki içindeler ve ölüm diye bir sorunları yok. Sürekli görüşme imkanlarına sahipler.&lt;br /&gt;Bizim tarihimizi en ince noktasına kadar biliyorlar ve çok güçlü bir bilgi merkezleri var. Büyük değişim gerçekleştiğinde bizimle irtibata geçecekler ve yeni düzenin kurulmasında bize yardımcı olacaklar ama kendi medeniyetlerine ait herhangi bir araç gereci bize vermeyecekler. Onu biz kendimiz hak ederek kazanacağız. Biz yaratacağız, üreteceğiz.&lt;br /&gt;Şu anda nasıl aynı dünyada birlikte yaşıyorsak o zaman da birlikte yaşayacağız. Tek fark bizim onlan artık bilmemiz olacak. Bu görüşmeleri zaman zaman tekrarlayacağız.&lt;br /&gt;Ben Rehberim Galip’e, "öyle bir zat ile görüşeyim ki, çok ileride kendisi ile yüzyüze görüşme yapma imkanımız olsun, bize yardıma gelecek grup içinden olsun" demiştim.&lt;br /&gt;Aşağı yukan böyle bir zatla görüştüm. bunun o zaman faydası olacağı hükmünde birleştik. Zaman ise oynak, kesinlik söz konusu değil. Ellerinde dünya insanlığının durumu ile ilgili her türlü bilgi var. Bu hadisenin insanlık için en hayırlı şekilde gerçekleşmesini arzu ediyorlar. bu nedenle tarih iki bin yılından sonra kuvvetle muhtemel ama 2, 3, 4, 5 bu değişebilir. Çünkü insanlığın durumu sürekli değişiyor.&lt;br /&gt;Bizler cehennemin tam içinde yaşıyormuşuz. Ama artık bu cehennem kendi uygarlıklarını da etkilemeye başlamış ki, buna müsaade edilmeyecek.&lt;br /&gt;Daha sonra görüşmek umuduyla kendisine teşekkür ettik ve Celsemizi kapattık.&lt;br /&gt;Kaynak : Agarta 1, Yazar: Ö. S. Ayçiçek&lt;br /&gt;Celse: 2 (3.11.1991)&lt;br /&gt;Celseye Rehberim Galip ile başladık. Benim niyetim önceki celse hakkında konuşmaktı. Ve doğal olarak yeni tanıştığım Semiyun hakkında sorular sormaya başladım. Galip, "bu sorulara kendisinin cevap verebileceğini fakat ilgili kişiye sormamın daha uygun olacağını" söyledi. Bu benim için sürprizdi. Ben görüşmenin Semiyun ile daha sonra olacağını tahmin ediyordum. "Eğer sizler uygun görürseniz görüşelim" dedim.&lt;br /&gt;Bu görüşme Semiyun için de sürpriz oldu. Görüşmeden o da haberdar değildi. Ama bu O’nun için zor bir şey değildi ve "her hal altında benimle görüşebileceğini, bunun için elbette tenha bir ortamın olması gerektiğini ama bunun bir sorun olmadığım, çok kısa sürede evine gidebileceğini" söyledi.&lt;br /&gt;Görüşmemiz yine soru cevap şeklinde oldu. Ben soruları değil, cevapları toplu olarak naklediyorum. Kendisi 1.90 boyunda, ortalama boy bu kadar. Kadınlar doğal olarak daha kısa. Genellikle kumral ve renkli gözlüler ama içlerinde esmerleri de var, Şişman veya zayıf değiller. Mükemmel bir beslenme sistemine sahipler, bu yüzden şişmanlık veya zayıflık gibi hastalıklar onlarda yok. Hiçbir hastalığa sahip değiller. Çünkü hastalıkların asıl sebeplerinin manevi olduğunu biliyorlar ve ona göre manevi tedbirler almışlar. Bu nedenle vücutlarının hasta olması mümkün değil. Bize göre yegane farklılıkları saç, tüy gibi maddelerin olmaması. Ama hepsi çok güzel. İçlerinde çirkin yok. (Burada şu sözlerini de ilave etmeliyim : Çirkinliği sizin anlamanız için kullandım yoksa size verilen vücutların dahi çirkinliğinden söz edilemez. Onlar Rab’ bin yarattığı çok değerli hediyelerdir. Gerçekten o vücutların ne olduğunu bilseydiniz, ondaki güzelliği anlardınız). Kendilerinin ilk çağlarında vücutlarmda kıl varmış ama zaman içinde kalkmış. Hiçbir zaman aralarında savaş olmamış. Çünkü her zaman için Rab’ lerini bilmişler.&lt;br /&gt;Ortalama ömür 400 yılın üzerinde. kendisinin yaşı da 200’ ün üzerinde. Israrla yaşını soruyorum, "223" diyor. Ben şaşırıyorum, " size nasıl hitap edeyim" diyorum. Şakayla cevap veriyor, "ikimiz de orta yaşta sayılırız, bu nedenle arkadaşız" diyor. Ama arkasından ekliyor, " sizlere göre ben bilge biriyim" diyor. Şu anda aynı geceyi paylaşıyoruz. Tek fark var ki, o cennette yaşıyor, ben cehennemde. "Tanrım nasip eder de buraya ziyarete gelirseniz gerçekten burasının cennet olduğunu anlarsınız" diyor. "Biz cennet yarattık, siz cehennem..." Kendisinin de evi var. Odaları var. Uykuya onların da ihtiyaçları var. Kendisi teknik konularda çalışıyor. Uzayla ilgili teknik işler yapan bölümde. Dünyadaki manada "mühendis" denilebilir. O’ na okul durumunu, düzenlerini soruyorum: "Bizde, sizdeki gibi çökmüş, dejenere olmuş bir eğitim kurumu yok" diyor. "Sizdeki okullar hayat hakkında hiçbir şey öğretmiyor. Çünkü büyükler hayat hakkında hiçbir şey bilmiyor. Dolayısıyla küçükler de hayatı öğrenemiyorlar. Hayatı bilmeden, hayatı yaşamanın sonucu ise dünyayı cehenneme çevirmeniz oldu. Başka bir şey de beklenemezdi." Onlarda olup bizde olmayan ana, temel düzenin, sistemin ne olduğunu soruyorum. Cevap aslında başka bir şey olamazdı:&lt;br /&gt;"Sizin temel noksanlığınız, Rab’ binize inanmamanızdır. Aramızaki temel fark, sistem budur. Biz Rab’ be iman ettik. Siz ise O’ nu reddediyorsunuz, O’ na inanmıyorsunuz. Sonuç ortada; Biz Rab’ be inanıp, iman edip, O’ nun nimetlerinden yararlandık ve bir cennet yarattık. Siz ise her yerde hakim olan O’ na ve O’ nun nimetlerine sırt çevirdiniz. Sonunda cehennem yarattınız. Aramızdaki temel fark budur."&lt;br /&gt;Ailesinin dünkü görüşmeden haberi olmuş. "Kaç çocuğunuz var?" diyorum. Söylemiyor. Çocuklarm eğitimini soruyorum, daha ziyade ruhsal öğreti açısından. "Bu bizim için çok önemli" diyor. "Burada yaşayan her insan mutlaka ruhsal bilgiyi alır. Hayatı, Rab’ bini öğrenir. Burada sizinkine benzeyen çalışmalar çok ciddi boyuttadır. Sizler ise bu çalışmalara inanımıyorsunuz. Bizde, sizin Derneğinizdeki gibi büyük mücadeleler olmaz, celselerimizde bunlar yoktur. Sizin durumunuz çok ayrıdır. Bu, sizin için yararlanmanız gereken bir durumdur. Genellikle bizdeki ruhsal çalışmalar şu andaki gibi seyreder. Ama bildiğiniz o büyük mücadeleler farklıdır, durum değişiktir."&lt;br /&gt;Boş zaman olarak nitelendirmemekle birlikte, biz de bu tür zamanlarımızda spor yaparız, oyun oynarız. Yaptığımız spor tamamen vücudun sağlığına uygundur. Yenme hırsı yoktur. Bu, bir savaş değildir. Sizin satrancınıza benzeyen oyunlarımız vardır. Daha ziyade zekaya dayanmaktadır. Ama satrancınızın çok daha gelişmişidir. İskambil türü oyunlarımız ise yoktur. Dünyada tekamülünü bitiren bir ruh varlığı buraya doğamaz. Onun Agarta’ ya doğabilmesi için arada birkaç okulu daha bitirmesi gereklidir.&lt;br /&gt;Burada yaşayan birinin aynı zamanda vazifeli olarak dünyaya doğması hatta fiziki bedenini bir süre burada bırakması veya aynı zamanda kullanması teorik olarak mümkündür. Ama gerçek hakkında şu aşamada bilgi veremem. Nüfusumuz bir milyardan biraz fazladır. (Kesin rakam vermiyor). Bizler sizin gibi değiliz. Yersizlik yapmayız ve ilahi sistemi bozmayız. Dengelere dikkat ederiz.&lt;br /&gt;Sizinle ilgilendik, sizi koruduk ve size her bakımdan yardımcı olduk. Olmaya da devam ediyoruz. Eğer "Atalarınız" diye bir kavram düşünülürse buna en yakın bizleriz.&lt;br /&gt;Biz de sizler gibi toplumumuzdan ve uzayın derinliklerinden haberdar olmayı arzularız, basın yayınımız vardır. Televizyonumuz vardır. Ama biz onu çok yönlü olarak kullanırız. Sizin televizyonunuz bize göre taş devrindeki bir eşya gibi kalır. Sizin bütün yayınlarınızı izleyebiliriz. "&lt;br /&gt;"Senden habardarım" dedi. Benim hakkımda çok şey biliyormuş. Evimi gördün mü? Dedim. "Hayır" dedi, "Tanrım nasip ederse bir gün görürüm." "Bu nasıl olur, ben sizin hakkınızda bir şey bilmiyorum" dedim. "Ama ben biliyorum. Bu da benim sırrım olarak kalsın" dedi.&lt;br /&gt;Aşağı yukarı bu kadar görüştük, sonra ayrıldık. Ben ardından Galip ile görüştüm. "Rab’ bin her türlü nimetinin üzerimde olduğunu" söyledi ve "Neden?" diye sordu. Kendime göre birkaç cevap verdim. Ama sonuç ne olursa olsun iyi gidiyoruz. Ben bu çalışmadan memnunum.&lt;br /&gt;Şu bilgiyi de unutmadan eklemeliyim; O’ na "bizdeki gibi bilginin yukarı alemden mi alındığını" soruyorum. "Hiç şüpheniz olmasın" diyor. Bu ilahi bir yasa. ama kendileri bize göre çok daha hızlı gelişiyorlar. Bizim son yüzyılda bilgi alışımızda artış var ama onlarda, bizdeki gibi karışıklık, adaptasyonsuzluk olmuyor. Gereken bilgiyi alıp hemen hazmediyorlar ve topluma yayıyorlar. Her şey gün ve gün değişmemekle beraber muhafazakarlığı da yine tekamül açısından değerlendiriyorlar.&lt;br /&gt;Kaynak : Agarta 1, Yazar: Ö. S. Ayçiçek&lt;br /&gt;Celse: 3 (8.11.1991)&lt;br /&gt;Semiyun ile görüştüm. O' na "benim bu konuda on-on beş yıl süresince çalışma yapmak istediğimi, bunu kabul edip edemeyeceğini" sordum. Kabul etti, söz verdi. "Biz Agartalılar bir söz verdiğimizde, onu mutlaka tutarız" dedi. Ben ise cevap olarak "biz dünyalılar bir söz verdiğimizde, genellikle onu tutmayız" dedim ve ilave ettim "ama ben Tanrı bana bu imkanı ve gücü verdiği müddetçe bu çalışmaya devam edeceğim. Bu benim sözüm" dedim. O da aynı şeyi söyledi; "Tanrı bana da bu gücü ve imkanı verdiği müddetçe ben her zaman hazırım." dedi. Ve sonra kendisinden ülkesi hakkında değerli bilgiler almaya devam ettik.&lt;br /&gt;Eğitim kurumları var ama bizden çok farklı. Bizdeki okullar adeta öğretmemek için her imkana sahipler. Onlarda kitaba benzer şeyler var ama daha önemlisi her türlü bilgiye sahip ve elaltında bulunan her zaman kullanılabilen araçları var. Bu araçlar yardımı ile istenilen her bilgi, istenilen seviye ve miktarda öğrenilebiliyor. Öğrenme çok kolay ve basit yöntemlerle sağlanıyor. Bizdeki kadar zor ve yorucu değil. Belli bir maksatla bilgi öğrenilmek istendiği için bir gereksizlik hali yok. Öncelikle bilgiyi öğrenmek ihtiyacı içinde olanlara yaşam bilgisi, ruh bilgisi veriliyor. Bu konu çok önemli. Herkesin kendini, Rab' bini, hayatını ve yaşamının maksadını bilmesi gerekiyor. Öncelikle bu ruh bilgisi öğretiliyor. Sonra çalışma yapılması gereken konu veya konularda uzmanlaşılıyor. Ulaşım bir problem değil. Bu sorunu çözmüşler. Öncelikle kendi bedenlerini bir yerden bir yere anında taşıyabiliyorlar. Bunun için ruh güçlerini kullanmaları gerekiyor. Bu genel bir durum. Bunu yapamayanlar var ama azınlıkta. Bunlar daha ziyade çocuklar. Teorik olarak bu yöntemi çok sık kullanmak bedende arızaya sebep olabiliyor. Böylece o beden kaybedilebiliyor. Bunu bildikleri için bu yöntemi sık kullanmıyorlar. Ama gelişmiş aletleri vasıtası ile bu amaca hizmet eden enerjiden yararlanıyorlar ve zahmetsizce kendilerini ve eşyalarını bu enerjilerin yardımı ile şuurlarını yitirmeden nakledebiliyorlar. Bu yöntem ile bazı yakın gezegenlere gidebiliyorlar. Fakat bu enerjiyi kullanma imkanlarının bir sınırı var. Bu nedenle ve başka nedenlerle uzaygemileri çok önemli onlar için. Yerin altında yaşamalarının bizde oluşan imaj ile bir ilgisi yok. Onlar da Güneş' ten, yıldızlardan, yağmurda ıslanmaktan yararlanmak istiyorlar ve bu nedenle gün ışığından, yıldızlardan bizde olduğundan çok daha fazla yararlanıyorlar. Yeraltı ile yerüstü arasındaki tabaka bu konuda bir engel değil, bir sorun değil. O tabakayı bir kenara koymuşlar. Ama öyle bir düzen oluşmuş ki, üzerindeki tabaka varlığına halel gelmeden Güneş ışığını, yağmuru aynen geçiriyor. Bu arada üzerindeki Güneş' i de izleyebiliyorlar.&lt;br /&gt;Evvel emirde bir kitaba, bir peygambere, din bilgisine sahip olmamışlar. Buna gerek duyulmamış. Çünkü Rab' lerini daima bilmişler. Zaten Rab' leri öyle bir medeniyet kurmuş en başta. Kendi içlerinde nisbeten hataya düşenler varsa da asla bu, bir insanı öldürme, hayvan öldürme veya düzenleri bozma şeklinde cereyan etmiyor. Bizdeki gibi adalet düzenleri ve hapishane sistemi yok. Evet onlar insan ve bizim gibi tuvalet disiplinine sahipler yani dışkılıyorlar. Ama kendilerini kontrol altında tuttukları için bu konuda bizlerdeki gibi sıkıntıya veya problemlere sahip değiller . Son olarak kendisine "bu Celse odasına kendisini ışınlayıp gelebileceğini" söylüyorum. Bu, teorik olarak mümkün ama pratik olarak adeta imkansız. Prensip meselesinden de öte Rab' bin verilmiş bir emri var. Galip' i örnek veriyor. "O da gerekirse kendisini yeryüzünde gösterebilir ve O' nun imkanları bizimkinden kat be kat daha fazla ama O böyle bir şeyi yapmıyor. Neden?" diye soruyor. O zaman işi daha iyi kavrıyorum. Kısaca şu anda böyle olması gerekiyor. Vakti zamanı gelince biz gideriz. O zaman "Niye geldin" diyecek hali yok ya. Bu gecelik bu kadar. Ailesine selam iletiyorum.Kaynak : Agarta 1, Yazar: Ö. S. Ayçiçek&lt;br /&gt;Celse: 4 (12.11.1991)&lt;br /&gt;Bu akşam tamamiyle Üstadımızın Muzaffer Kınalı' nın yüksek varlığı ile konuştum. Dünyanın ve Ülkemin sorunlarını sordum önce Bir bütün olarak cevap aldım: "Dünyanın bir cehenneme dönüştüğünü, bu cehennemi topyekün değiştirme arzusu ve çalışması içinde olduklarını, arzularının dünyasal bir arzu olmadığını ve sonuç doğurduğunu" söyledi. Hayırlı olaylar içinde Agartalılar bize yardım edecekler, kendi bilgilerini ve tekniklerini bize vermeyecekler fakat bize yol yordam gösterecekler. O çağda doğru ve yanlış birbirinden ayrılmış olacak ve yeryüzünde artık yanlışın yapılmasına izin verilmeyecek. Çünkü dünyayı cehenneme çeviren biziz, Sebep sonuç yasası işliyor. Bu hal ancak bir süre devam edecek. İnsanlar artık yanlışa sapmayacaklar. Çünkü doğrular öyle bir ortaya çıkacak ki, insanlar bundan ibret alacaklar. Semiyun' u soruyorum : "Sizi bu çalışmanın içine iten yine biziz" diyor. Üstadımız. Umarım bundan almamız gereken nasibi alırız. Semiyun' un da pek değerli bir varlık olduğunu hatırlatıyor.&lt;br /&gt;Celse: 5 (22.11.1991)&lt;br /&gt;Bu gece genel olarak Semiyun kardeşim ile görüştüm. Aşağıda arz ediyorum:&lt;br /&gt;Onlarda da evlilik kurumu var. Ama onlar bu kurumu karşılıklı güvensizlik ortamına dayandırmamışlar. Bu nedenle garanti için herhangi bir kağıda imza atmıyorlar. Kaderleri icabı neyi gerektiriyorsa onu yapıyorlar. Bir araya geliyorlar ve evlilik hayatı yaşıyorlar. Bu yaşantıdan ancak hayır ortaya çıkıyor. Birkaç yüzyıllık hayatları boyunca bir kere de evlenen var, yüz kere de. Ama bu, bizim nefsani ve cinsel yaklaşımımızın çok dışındaki bir değerlendirme. Onlarda asla kıskanma, nefsani yaklaşım, çekememe gibi duygular olmadığı için ayrılmalarda toplum düzenini bozucu bir durum yok. Ve ayrılmalar bir kavga veya kötü durum neticesinde olmuyor. Ancak daha yüksek bir hayır için ayrılma oluyor. Onlarda asla aynı anda iki kişi ile evlilik olmuyor. Bu çok ilkel ve nefsani bir düşünce. Bu evlilik tarzı asla dejenere değil ve toplumlarını bozmuyor. Aksi halde zaten bu günlere gelemezlerdi.&lt;br /&gt;Onlar da uykuya ihtiyaç duyuyorlar. Ama örneğin, Semiyun günde en fazla 1.5-2 saat uyuyor. Dolaysıyla bizlerden daha hızlı tekamül ediyorlar. Onlar vücudun yaşaması için gerekli olan ve uykuda bizim aldığımız şarj edici enerjileri uyanıkken de alabiliyorlar ve dolaysıyla daima dinç olabiliyorlar. Yorgunluğu bilmiyorlar. Uykuda varlıkları daha yüksek varlıkları ile bütünlük kuruyor. Bunu kolayca gerçekleştirebiliyorlar. Günlerinin geri kalan kısmını çalışarak ve sosyalizasyon ile geçiriyorlar ama onların çalışma anlayışı ve şekli bizimkinden çok değişik. Onlar çalışırken güzellik, ahenk yaratıyorlar. Mutluluğu yaşıyorlar ve çalışma asla yorucu değil bir zevk, hayatın ta kendisi. "Çalışmak ibadettir" sözünün anlamını yerine getiriyorlar ve daima ibadet halindeler. Birbirleri ile biraraya geliyorlar.&lt;br /&gt;Robotlar kullanıyorlar. Günlük rutin işlerin yanısıra çalışmada ve teknik konularda yaygın bir şekilde bunlardan yararlanabiliyorlar. Robotlarının bir miktar düşünme kapasitesi bile var. Ama duygulardan ve ruhtan yoksunlar. Gerektiğinde bir robotla bile konuşuyorlar. Robotlar değişik şekillerde ve bu şekillerde estetik anlayışı var. Sanatlarını bizimkiler ile karşılaştırmaya imkan yok. Gerçekten sanatları var ve bu sanatlar bizimkilerinden çok değişik. Örneğin; Semiyun kitap okuyor ama bizimkinden çok farklı bir şekilde. Bizim kitaplarımız onlar için ağırlık. Onlar bilgiyi kolayca alabiliyorlar. Bizim kullandığımız şekilde kitap kullanmıyorlar.&lt;br /&gt;Çalışırken veya herhangi bir durumda birisiyle, sözgelimi eşiyle istediği anda yüzyüze görüşebilir. Bunun için saate benzetebildiğimiz, yanlarında taşıdıkları aletleri var ve onu kullanmak suretiyle istedikleri yere anında gidebiliyorlar. Bu aletler daha büyük ana aletler ile ilişkili ve böylece lokal aletleri var. Bu aletler teoride bozulabiliyorlar. Ama sistem öyle bir kurulmuş ki, bozulmalarına imkan yok. Bu imkan ile yeryüzündeki herhangi bir yere anında gidebiliyorlar. Kendi Ekol' ümüzün bir görevlisi olarak orada doğmuş olabilir. Oranın doğal sakinlerinden biri de olabilir. Bunun önemi yok. Her iki halde de şu anda oranın insanı.&lt;br /&gt;"Üstatlar Heyeti" onların medeniyetlerini yönetiyor. Ama onlar Üstadımız seviyesinde değiller, arada çok çok büyük fark var ve onların Üstadımız seviyesinde olmalarına gerek yok. Üstadımızın görevi ve durumu çok değişik. Ellerinde dünya insanlarının moral, negatif, pozitif durumlarını toplam olarak değerlendiren aletler ve imkanlar var. Daha bilmediğimiz pek çok değer ölçüleri ile insanlığı sürekli inceliyorlar. Hakkımızdaki her türlü bilgiye sahipler ve bu konuda oluşturulmuş çalışma ekipleri var. Bu konu onlar için çok önemli. Dolaysıyla Üstadımız ve ekibinin yaptığı çalışmaların kendi seviylerine uygun olan kısımlarını değerlendiriyorlar ve ellerinde bu hayırlı neticeler var. "Üstadımızdan Allah razı olsun" diyorlar.&lt;br /&gt;Bizim dünyamızın cin toplumu ile ilişki içindeler. Ortak çalışmaları var. Onların yüksek seviyeleri ile ilişki içindeler ve bizim seviyemize uygun alemlerinin görevlileri ile de ilişkideler. Cin toplumu da çok gelişmiş, kendi maddelerinin imkanlarından çok iyi yararlanıyorlar ve çok güçlü, kudretli bir topluluk oluşturuyorlar. Semiyun ile görüşmemizi burada tamamladık.&lt;br /&gt;Kaynak : Agarta 2, Yazar: Ö. S. Ayçiçek&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;NOT:forum.ufonet.be  'den alıntıdır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4241858489023388020-5571633447781896299?l=meraklisin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://meraklisin.blogspot.com/feeds/5571633447781896299/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4241858489023388020&amp;postID=5571633447781896299&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4241858489023388020/posts/default/5571633447781896299'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4241858489023388020/posts/default/5571633447781896299'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://meraklisin.blogspot.com/2008/07/agarthaagarttaagarta-nedir.html' title='Agartha(agartta/agarta) nedir?'/><author><name>Kurmay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10063618665340249652</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4241858489023388020.post-5227739977257317107</id><published>2008-06-29T12:48:00.002+03:00</published><updated>2008-06-30T14:58:39.414+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kim buldu?'/><title type='text'>Atom bombasını kim buldu?</title><content type='html'>&lt;p style="margin-top: 10px; text-indent: 10px; line-height: 100%; font-family: arial;" align="justify"&gt; &lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Atom  Çekirdeği Nasıl Bölündü?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt; &lt;/span&gt; &lt;strong&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 255);"&gt;Fisyonun Keşfi.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;  &lt;/p&gt;&lt;p style="margin-top: 10px; text-indent: 10px; line-height: 100%; font-family: arial;" align="justify"&gt; &lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;span style=""&gt;Fisyonun keşfi, 5 yıl süren bir maratononun sonunda  oldu. Yarışı, hem de gürültülü bir şekilde Romalı bir grup genç fizikçi başlattı  . &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-top: 10px; text-indent: 10px; line-height: 100%; font-family: arial;" align="justify"&gt; &lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;span style=""&gt;Bu gençlerin içinde İtalyan fiziğinin harika çocuğu &lt;span style="text-decoration: underline;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Enrico FERMİ&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;b&gt; &lt;/b&gt;de vardı. Kuramsal fizikteki üstün başarıları sonucu henüz 28 yaşındayken  İtalyan Kraliyet Akademisi’ne üye seçildi. Akademi’nin en genç üyesiydi. 1934  yılının başlarında çevresine topladığı bir grup fizikçiyle deneysel fiziğe  yöneldi. Çekirdek bombardımanında o zamana dek alfa parçacıkları kullanılıyordu.  Alfa parçacıkları ağır kütlesi ve çifte elektrik yükü nedeniyle katı maddeye  nüfuz etkisi küçük kalıyordu. Fermi , iki yıl önce keşfedilen nötronu  bombardıman mermisi olarak seçti. Nötron, elektrikçe yüksüzdü ve ayrıca kütlesi  alfa parçacıklarının dörtte biri kadardı. Herhangi bir itme ile karşılaşmadan  maddenin içlerine girebilirdi. Roma' dan zafer çığlıkları çok çabuk yükseldi.  Fermi ve arkadaşları önüne gelen elementi nötronla bombardıman ederek bir dizi  radyo izotop elde ettiler. Sıra uranyuma geldi. Görünürde değişen bir şey yoktu.  Nötronla bombardıman edilen uranyum, beta yayan çekirdeklere dönüşüyordu. Beta  olayının açıklamasını yapan Fermi' nin kendisiydi. Beta yayan bir çekirdekte bir  nötron bir protona dönüşüyor, yani atom numarası bir artıyordu. 1934' te &lt;span style="color: rgb(0, 0, 128);"&gt;Fermi&lt;/span&gt;, &lt;span style="color: rgb(0, 0, 128);"&gt;Emilio Segre&lt;/span&gt; ve  daha üç arkadaşının imzasıyla şu haberi yayınladılar:&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-top: 10px; text-indent: 10px; line-height: 100%; font-family: arial;" align="justify"&gt; &lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;i&gt;&lt;span style=""&gt;Uranyumun nötronlarla bombardımanından en az 4  radyoaktif madde oluşmaktadır. Bunlardan ikisi uran yumdan daha ağır 93. ve 94.  elementlerdir.&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-top: 10px; text-indent: 10px; line-height: 100%; font-family: arial;" align="justify"&gt; &lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;span style=""&gt;Haber, bilim dünyasında bomba gibi patladı. Roma  basını da Uranyumötesi elementlerin bulunduğunu yazıyordu. Ama şu biçimlerde:  “Faşist rejimin büyük bilimsel zaferi”, “Bu buluş faşist rejim altında  İtalya’nın geleneksel (Roma İmparatorluğu denmek isteniyor) eğitici rolünü  yeniden üstlendiğini ve her alandaki öncü konumunu kanıtladığını gösteriyor!”&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-top: 10px; text-indent: 10px; line-height: 100%; font-family: arial;" align="justify"&gt; &lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;span style=""&gt;Aslında yanılmışlardı. Beta yayıcılar uranyumötesi  elementler değil, uranyumun yaklaşık ikiye bölünmesinin ürünleriydi. Fermi ve  arkadaşları, fisyonla oynuyorlardı. O sırada bu olasılıktan sadece Alman kimyacı &lt;span style="color: rgb(0, 0, 255);"&gt;&lt;b&gt;Ida Noddack&lt;/b&gt;&lt;/span&gt; söz etmişti. Renyum elementinin  keşfedeni olan 38 yaşındaki Noddack hanımefendi şöyle diyordu:&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-top: 10px; text-indent: 10px; line-height: 100%; font-family: arial;" align="justify"&gt; &lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;span style=""&gt;"&lt;i&gt;Bilinmeyen radyoaktiflerin periyodik tabloya  dahil elementlerin hiçbirisine ait olmadıkları tek tek kanıtlanmadan onlara yeni  element demek doğru olmaz .&lt;/i&gt;"&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-top: 10px; text-indent: 10px; line-height: 100%; font-family: arial;" align="justify"&gt; &lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;span style=""&gt;O zaman fizikçiler ve kimyacılar şöyle bir olguya  koşullanmıştı: nükleer bombardımana tutulan bir element ancak yakın komşularına  dönüşebilir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-top: 10px; text-indent: 10px; line-height: 100%; font-family: arial;" align="justify"&gt; &lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;span style=""&gt;Fermi, yıllar sonra şöyle diyecekti:&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-top: 10px; text-indent: 10px; line-height: 100%; font-family: arial;" align="justify"&gt; &lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;span style=""&gt;"&lt;i&gt;Uranyumda diğer elementlerden farklı olarak bir  olayın olabileceğini düşünecek kadar hayal gücüne sahip değildik. Ayrıca oluşan  radyoaktiviteleri ayrıştırabilecek kadar kimya bilmiyorduk &lt;/i&gt;"&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-top: 10px; text-indent: 10px; line-height: 100%; font-family: arial;" align="justify"&gt; &lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;span style=""&gt;Haberin büyüklüğü, devrin en ünlü radyokimyacısı  olan &lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 255);"&gt;Otto Hahn'&lt;/span&gt; &lt;/b&gt;ın ilgisini çekti. 30 yıl  sonra bir madalya töreninde ABD Atom Enerjisi Komisyonu Başkanı &lt;span style="color: rgb(0, 0, 255);"&gt;&lt;b&gt;G. T.&lt;/b&gt;&lt;/span&gt; &lt;span style="color: rgb(0, 0, 255);"&gt;&lt;b&gt; Seaborg(1912-1999)&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;, Otto Hahn' a dönerek şöyle diyecekti:&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-top: 10px; text-indent: 10px; line-height: 100%; font-family: arial;" align="justify"&gt; &lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;span style=""&gt;" Genç bir radyokimyacı olarak beni Nobel kazanmaya  götüren çalışmalarımda sizin &lt;i&gt;Uygulamalı Radyokimya &lt;/i&gt;kitabınız elimden  bırakmadığım sanki bir mukaddes kitaptı " Öğretmenine unutulmaz bir ödül  vermenin güzel bir örneği.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;span style="font-family: arial;font-family:Arial;font-size:100%;"  &gt;&lt;b&gt;      &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;p style="margin-top: 10px; text-indent: 10px; line-height: 100%; font-family: arial;" align="justify"&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;b&gt;          &lt;strong&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Dehalar da Saçmalar!&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-top: 10px; text-indent: 10px; line-height: 100%; font-family: arial;" align="justify"&gt; &lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;b&gt;&lt;span style=""&gt;Macar&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt; &lt;span style="color: rgb(0, 0, 255);"&gt; Leo Szilard&lt;/span&gt;,&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;Hitler’in iktidara  geleceğini ve savaşın önlenemeyeceğini anladı ve iki bavulunu İngiltere’ye  yolladı. İşte bu sıralarda,Eylül 1933’te,British Association’ın toplantısında&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt; &lt;span style="color: rgb(0, 0, 255);"&gt;Lord Rutherford&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;a&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;tom enerjisinin asla gerçek olmadığından söz  etti. Leo Szilard’a gelince,öyle bir bilgindi ki,ya da diyelim ki,öylesine  gülmeceye düşkün,keyifli bir adamdı ki “asla” sözüne,hele seçkin bir  meslektaşınca söylenirse hiç dayanamazdı. Bu yüzden “bu sorun üzerinde kafa  yormaya başladı”.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;span style="font-family: arial;font-family:Arial;font-size:100%;"  &gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;      &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;p style="margin-top: 10px; text-indent: 10px; line-height: 100%; font-family: arial;" align="justify"&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;          &lt;strong&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Bayrak, Almanya’nın          Elinde!&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;span style="font-family: arial;font-family:Arial;font-size:100%;"  &gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;      &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;p style="margin-top: 10px; text-indent: 10px; line-height: 100%; font-family: arial;" align="justify"&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;          &lt;span style=""&gt;Almanya üzerinde biraz daha duralım. 1933          yılında Nasyonal Sosyalist Parti ve onun lideri Adolf Hitler Almanya'          da iktidarı- demokratik yolla, seçimle- ele geçirmişti. Faşizmin dişlerini          göstermeye başladığı bu yıllarda &lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 255);"&gt;Otto Hahn&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span style=""&gt;(1879-1968)&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;,          Berlinde Keiser Wilhelm Enstitüsünün Radyokimya Bölümü başkanıydı. Aynı          enstitünün Nükleer Fizik Bölümü Başkanı da bayan &lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 255);"&gt;Lise          Meitner&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span style=""&gt;(1878-1968)&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style=""&gt;          ' di. &lt;span style="color: rgb(0, 0, 255);"&gt;&lt;b&gt;Otto Hahn&lt;/b&gt;&lt;/span&gt; ve Lise Meitner, 28          yıldır ortak çalışma yapan iki dosttular. &lt;span style="color: rgb(0, 0, 255);"&gt;&lt;b&gt;Lise          Meitner&lt;/b&gt;&lt;/span&gt; için  &lt;/span&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;a href="http://www.atominsan.com/albert_einstein.php"&gt;Albert          Einstein &lt;/a&gt; &lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span lang="TR"&gt; &lt;span style="color: rgb(0, 0, 255);"&gt;(1879-1955)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style=""&gt;"O          Almanya' nın Madam Curie' sidir" derdi. Tarihin ilginç bir cilvesi          olsa gerek bu iki bilim kadını, Birinci Dünya Savaşı sırasında birbiriyle          çarpışan Fransa ve Avusturya ordularında, karşı cephelerde, röntgen uzmanı          olarak çalışmışlardır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-top: 10px; text-indent: 10px; line-height: 100%; font-family: arial;" align="justify"&gt; &lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style=""&gt;Roma’dan büyük haberlerin yayımlandığı günlerde Hahn  ve Meitner, Rusya gezisinden dönüyorlardı. Onları karşılayan arkadaşları şöyle  takıldılar:&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-top: 10px; text-indent: 10px; line-height: 100%; font-family: arial;" align="justify"&gt; &lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style=""&gt;Fermi' nin bombası uykunuzu kaçırmadı mı?&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;span style="font-family: arial;font-family:Arial;font-size:100%;"  &gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;      &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;p style="margin-top: 10px; text-indent: 10px; line-height: 100%; font-family: arial;" align="justify"&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;          &lt;span style=""&gt;Ancak Roma fizikçiler grubu 1935’te dağılmıştı.          Fisyonun bayrağı artık Berlin (Alman) ekibinin elindeydi. Ekip, &lt;span style="color: rgb(0, 0, 255);"&gt;Otto          Hahn, Lise Meitner&lt;/span&gt; ve genç kimyacı &lt;span style="color: rgb(0, 0, 255);"&gt;Fritz          Strassmann&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=""&gt;(1902-1980)&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style=""&gt;          üçlüsünden kuruluydu. Ekip, nötronla bombardıman ettikleri uranyum tepkimesi          sonucunda yarıömrü farklı 9 element bulunduğunu gördüler( Fisyon tepkimesi          sırasında 200 kadar radyoizotop oluştuğunu bu gün artık biliyoruz). Berlin          çalışmaları sonucunda sadece 93. ve 94. değil, 94. ve 95. elementlerin          oluştuğu açıklandı. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-top: 10px; text-indent: 10px; line-height: 100%; font-family: arial;" align="justify"&gt; &lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style=""&gt;1937 yılında Fermi , Nobel ödülüne aday gösterildi.  İsveç Bilimler Akademisi, Fermi’ye atom çekirdeğini nötronla döverek izotoplar  elde etmedeki başarıları nedeniyle 1938’de Fizik ödülünün verilmesini  kararlaştırdı. Kürsüde faşist selamı vermediği ve faşist üniforması giymediği  için İtalya’ya girişi yasaklandı.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-top: 10px; text-indent: 10px; line-height: 100%; font-family: arial;" align="justify"&gt; &lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style=""&gt;Tartışılan nokta şu: Çekirdeğe hızla yollanan bir  parçacık, herhangi bir zarara yol açmadan çekirdeği delip geçer mi,yoksa  çekirdeğe saplanıp kalır mı? Yıl 1936. Heisenberg, Kopenhag’a &lt;/span&gt;&lt;b&gt; &lt;span lang="TR"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 128);"&gt; &lt;a href="http://www.atominsan.com/niels_bohr.php"&gt;Niels Bohr&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style=""&gt;’un  yanına gidiyor. Danimarka hükümeti Bohr’a bir konukevi vermiş,Heisenberg de  orada kalıyor. Lord Rutherford’un tatilinin bir kısmını Bohr’la birlikte  geçireceğini sevinçle öğreniyor. Heisenberg bu üç dehanın söyleşilerinden birini  yazıya döküyor. Bakın &lt;span style="color: rgb(0, 0, 255);"&gt;Lord Rutherford&lt;/span&gt;,1936’da ne  diyor:&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-top: 10px; text-indent: 10px; line-height: 100%; font-family: arial;" align="justify"&gt; &lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style=""&gt;“ Şimdiye kadar atom çekirdeğindeki işlemlerle  enerji elde edilebileceğinden söz edilmedi. Çünkü bir protonun veya nötronun bir  atom çekirdeğine tek bir işlemde bağlanması sırasında gerçek enerji açığa  çıkacaktır. Ama böyle bir işlemin olması için pek çok enerji kullanmak gerekir.  Örneğin çoğunun hiçbir şeye çarpmadıığı çok sayıdaki protonun hızlandırılmasında  olduğu gibi. Bu enerjinin büyük bir bölümü ısı hareketi biçiminde yitip gider. O  halde atom çekirdeklerinde deney yapmak boşunadır. Kim atom çekirdeği  enerjisinden yararlanmaktan söz ederse saçmalıyor demektir.”&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-top: 10px; text-indent: 10px; line-height: 100%; font-family: arial;" align="justify"&gt; &lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style=""&gt;Hesineberg "Bu düşüncede hepimiz hemen birleştik ve  içimizden hiçbiri o zamanlar birkaç yıl sonra &lt;span style="color: rgb(0, 0, 255);"&gt;Otto Hahn&lt;/span&gt;  tarafından uranyumun parçalanmasıyla durumun kökten değişeceğini görememişti."  der. O yılların son derece dehşetli karışık olduğunu anımsatırım.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-top: 10px; text-indent: 10px; line-height: 100%; font-family: arial;" align="justify"&gt; &lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style=""&gt;Otto Hahn'ın Enstitüsünde Lise Meitner’in asistanı  olarak çalışan &lt;span style="color: rgb(0, 0, 255);"&gt;Carl Friedrich&lt;/span&gt;, Güneş’teki ve öteki  yıldızlardaki enerjinin çekirdek tepkimeleri sonucunda oluştuğunu kuramsal  olarak ispatlayabiliyordu. ABD’de de &lt;span style="color: rgb(0, 0, 255);"&gt;&lt;b&gt;Bethe&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;,  benzer bir araştırma yapmıştı. Ve biz yıldızları çekirdek enerjisi elde etmenin  teknik açıdan denetlenebildiği bir olay değil;ama bir doğa olgusu olarak sürekli  gözlerimizin önünde cereyan eden dev atom fırınları olarak görmeye alışmıştık.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;span style="font-family: arial;font-family:Arial;font-size:100%;"  &gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;      &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;p style="margin-top: 10px; text-indent: 10px; line-height: 100%; font-family: arial;" align="justify"&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;          &lt;strong&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 128);"&gt;Frans&lt;em&gt;a&lt;/em&gt;'daki          Çalış&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 128);"&gt;malar&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;span style="font-family: arial;font-family:Arial;font-size:100%;"  &gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;p style="margin-top: 10px; text-indent: 10px; line-height: 100%; font-family: arial;" align="justify"&gt; &lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style=""&gt; &lt;img src="http://www.atominsan.com/images/joliot.gif" align="left" border="0" height="146" width="106" /&gt;Tam  bu sırada Paris' te &lt;span style="color: rgb(0, 0, 255);"&gt;&lt;b&gt;Iren Joliot-Curie&lt;/b&gt;&lt;/span&gt; ve &lt;span style="color: rgb(0, 0, 255);"&gt;&lt;b&gt;Pavel Savitch&lt;/b&gt;&lt;/span&gt; ikilisi de aynı konuya ilgi  duydu. Onlar da nötronla uranyumu bombardıman etti. Bulunan elementler hakkında  bir kararsızlıktan sonra "lantana çok benzeyen uranyum ötesi bir element"  oluştuğunu açıkladılar.Atom numarası 92 olan elementle atom numarası 57 olan  lantanın ne gibi bir ilişkisi olabilir? Koşullanmışlık bir kez daha ayakucunda  duranı uzaklara savuruyor. Buldukları lantanın ta kendisiydi. Eğer bu tanıyı  yapabilselerdi fisyonun keşfini Fransa yapmış olacaktı. Lantan (La), atom  numarası 57 olan yaklaşık onun yarısı ağırlıkta bir elementtir ve uranyumun  bölünme ürünleri arasında olduğu bilinmektedir. Roma' dan sonra Paris de  fisyonun keşfini müjdelemekten mahrum oldu.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-top: 10px; text-indent: 10px; line-height: 100%; font-family: arial;" align="justify"&gt; &lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 255);"&gt;Lis&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 255);"&gt;&lt;b&gt;e  Meitner&lt;/b&gt;(1878-1968)&lt;/span&gt;, 1907 yılından beri Berlin ' de yaşıyordu ve  Avusturya pasaportu taşıyordu. 1937’de Adolf Hitler, Avusturya’yı işgal etti.  1938’de Avusturya' da artık Musevilere yaşam hakkı yoktu. Lise Meitner, 1938  Temmuzunda apar topar Stockholm' e kaçmak zorunda kaldı. 10 Kasım 1938 günü ve  ertesinde Berlin' de Musevilere ait ev ve işyerleri faşistlerce yakılıp yıkıldı;  kırılan camlar, caddeleri kristal bir örtü gibi kaplamıştı. O gecenin adı '&lt;i&gt;Kristal  Gece&lt;/i&gt;' ydi. Paris ekibinin çelişik bildirileri O. Hahn ve &lt;img src="http://www.atominsan.com/images/kuantu1.jpg" align="left" height="107" width="111" /&gt;  F. Strassmann ikilisine incelemeye değer geldi. Hahn ve Strassmann, 40 yıl önce  Madam Curie' nin ayrımsal kristallendirme yöntemini kullandılar. Önlerine baryum  klorür çıktı. Fakat basiretleri bağlıydı. Baryum olamayacağını düşündüler. Sonra  radyoizotop karışımını yeniden ayırmaya çalıştılar. Sonunda 17 ve 19 Aralık 1938  de gerçeği kabul eden denel sonuçlar aldılar: 22 Aralık 1938 de makaleyi &lt;i&gt; Doğal Bilimler&lt;/i&gt; dergisine ulaştırdılar. Makale kısaltılarak 6 Ocak 1939’da  yayımlandı. Uranyum nötronla bombardıman edilince yaklaşık eşit ağırlıkta ikiye  bölünüyordu. Atomos, bölünemez demekti. Demokrit ‘ten 2300 yıl sonra atomu  insanoğlu bölmüştü.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-top: 10px; text-indent: 10px; line-height: 100%; font-family: arial;" align="justify"&gt; &lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style=""&gt;Yıllar sonra &lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 255);"&gt;Otto Hahn&lt;/span&gt; &lt;/b&gt;şöyle diyecekti:&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-top: 10px; text-indent: 10px; line-height: 100%; font-family: arial;" align="justify"&gt; &lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style=""&gt;"&lt;i&gt;Nükleer fizikçiler bizi koşullandırmışlardı. Ne  zaman onların etkisini kafamızdan sildik ve bir kimyacı gibi düşündük, işte o  zaman gerçeği görebildik."&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-top: 10px; text-indent: 10px; line-height: 100%; font-family: arial;" align="justify"&gt; &lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style=""&gt;Otto Hahn,çekirdek bölünmesinin bulucusu olarak 1944  Nobel Kimya Ödülünü aldı.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-top: 10px; text-indent: 10px; line-height: 100%; font-family: arial;" align="justify"&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Çekirdek Parçalanmasının  Keşfi&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-top: 10px; text-indent: 10px; line-height: 100%; font-family: arial;" align="justify"&gt; &lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style=""&gt;Gördüğünüz gibi, şu nükleer fizikçiler fisyon  tepkimesinin bulunuşunu epeyce geciktirmişler!..”1938 yılının sonuna doğru  bilimimizde beklenmedik bir şey oldu.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-top: 10px; text-indent: 10px; line-height: 100%; font-family: arial;" align="justify"&gt; &lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 255);"&gt;Carl Friedrich&lt;/span&gt;,  Berlin’den bizim Leipzig’te yaptığımız Salı Seminerlerine gelerek, Otto Hahn’ın  uranyum atomunun nötronlarla bombardıman edilmesi sırasında sonuç ürünleri  arasında baryum (Ba) elementini bulduğu haberini verdi. Bu, uranyum çekirdeğinin  benzer iki büyük parçaya bölünebileceği anlamına geliyordu. Biz de hemen böyle  bir olayın atom çekirdeği hakkında bildiklerimiz doğrultusunda açıklanıp  açıklanmayacağını tartışmaya başladık. Biz, uzun bin süre atom  çekirdeğini,proton ve nötronlardan oluşmuş sıvı damlalarına benzetiyorduk.”&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-top: 10px; text-indent: 10px; line-height: 100%; font-family: arial;" align="justify"&gt; &lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style=""&gt;1939 yılında fisyon tepkimesinin bulunması uranyumu,  çağımızın en önemli maddesi haline getirdi. Uranyum ,yalnız ticari yönden değil  fakat askeri ve politik yönden de değerli bir madde oldu. Petrolden sonra  bulunan ama stratejik önemi onu çok aşan bir maddeydi uranyum.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-top: 10px; text-indent: 10px; line-height: 100%; font-family: arial;" align="justify"&gt; &lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style=""&gt;19 Aralık 1939 Pazartesi günü &lt;span style="color: rgb(0, 0, 255);"&gt; Otto Hahn&lt;/span&gt;, eski dostu &lt;span style="color: rgb(0, 0, 255);"&gt;Lise Meitner'&lt;/span&gt; e uzun  bir mektup yazmıştı. "&lt;i&gt;Şu ana kadar atomun parçalanabileceğine hiç ihtimal  vermedik. Öyleyse baryum nasıl doğuyor? Mevcut fizik kanunlarına göre bunu  açıklayabilir misin&lt;/i&gt;?" diyordu. &lt;span style="color: rgb(0, 0, 255);"&gt;Lise Meitner&lt;/span&gt; de  bunun olabileceği şekline bir yanıt verdi. Lise Meitner’e İsveç Bilimler  Akademisi, Fizik enstitüsünde profesörlük verildi. Yeğeni &lt;span style="color: rgb(0, 0, 255);"&gt; Otto R.&lt;/span&gt; &lt;span style="color: rgb(0, 0, 255);"&gt;Frisch&lt;/span&gt; ise Kopenhag' da Niels Bohr'  un yanındaydı. Meitner ve Frisch onun enerji yönünü sezinlediler. Hesapla ve  deneyle fisyon sonunda büyük bir enerji açığa çıktığını gösterdiler. Canlı  hücrenin bölünerek çoğalmasından esinlenerek olaya fisyon (bölünme) adını  verdiler ve 16 Ocak 1939’ da olayın mükemmel bir açıklamasını İngiliz &lt;i&gt;Doğa&lt;/i&gt;  dergisine gönderdiler. &lt;span style="color: rgb(0, 0, 255);"&gt;Lise Meitner&lt;/span&gt; ve &lt;span style="color: rgb(0, 0, 255);"&gt;Otto Robert Frisch&lt;/span&gt;, olayı çekirdeğin sıvı damlası  modeline ve maddenin enerjiye dönüşümüne dayanarak açıklıyorlardı. Yalnız olayın  nötronla ilgili boyutunu anlayamamışlardı. Onun açıklaması da Mart 1939 da  Paris' ten geldi: &lt;span style="color: rgb(0, 0, 255);"&gt;Hans von Halban&lt;/span&gt;, &lt;span style="color: rgb(0, 0, 255);"&gt;Frederic Joiot&lt;/span&gt; ve &lt;span style="color: rgb(0, 0, 255);"&gt;Lew  Kowarski&lt;/span&gt; üçlüsünün imzasını taşıyan ve &lt;i&gt;Doğa &lt;/i&gt;dergisine postalanmış  mektupta olayda fazla nötron açığa çıktığını ve ardışık bir zincir tepkimesi  oluştuğu açıklanıyordu. &lt;span style="color: rgb(0, 0, 128);"&gt;Otto Hahn&lt;/span&gt;, engin bir alçak  gönüllülükle şöyle demişti:&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-top: 10px; text-indent: 10px; line-height: 100%; font-family: arial;" align="justify"&gt; &lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style=""&gt;" &lt;i&gt;Zaman, keşif için olgunlaşmıştı. Buna Berlin'  de ulaşılması bizim talihimizdi."&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-top: 10px; text-indent: 10px; line-height: 100%; font-family: arial;" align="justify"&gt; &lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style=""&gt;Fisyon olayı, 1939 yılında Avrupa' da çözülmüştü.  Ama İkinci Dünya Savaşı’nın alevleri de Avrupa’yı yakmaya başlamıştı.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-top: 10px; text-indent: 10px; line-height: 100%; font-family: arial;" align="justify"&gt; &lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style=""&gt;1940'larda bilimin önündeki soru şuydu: Fisyon yapan  uranyum izotopu hangisidir? Uranyum-235 mi, uranyum-238 mi? Doğadaki bin uranyum  atomundan yalnızca 7 si uranyum-235, 993 tanesi ise uranyum-238 di. Mart 1940 da  Amerika’lı &lt;span style="color: rgb(0, 0, 255);"&gt;J. R.Dunning&lt;/span&gt; uranyum-238 in fisyona  katılmadığını gösterdi. Bu, ciddi bir sorundu. Çünkü doğada çok olan değil de  eser miktarda denebilecek olan uranyum-235 işe yarıyordu. Kısacası fisyon olayı  için bin atomdan 993 tanesi safra durumundaydı; işe yaramıyordu. Uranyum-238  gerçi nötron yutuyordu ama fisyon yapmıyordu. Bir de nötronların hızına ve  tasarrufuna bakmak gerekiyordu. Fisyonda hızlı nötronlar değil yavaş nötronlar  daha etkin ateşleyiciyidi. Yani zincir tepkimesi için yalnız uranyum değil aynı  zamanda nötron yavaşlatıcısı bir madde de gerekiyordu. Bu da grafit ya da "ağır  su" idi.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;span style="font-family: arial;font-family:Arial;font-size:100%;"  &gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;      &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;p style="margin-top: 10px; text-indent: 10px; line-height: 100%; font-family: arial;" align="justify"&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;          &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Nötronun Yavaşı İyi&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-top: 10px; text-indent: 10px; line-height: 100%; font-family: arial;" align="justify"&gt; &lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style=""&gt;Fermi,1939’da Columbia’daki fizikçilere, yavaş  nötronların öteki atom parçacıklarını vurma olasılığının daha yüksek olduğunu  göstermişti. Fizikçiler, nötronlar yeterince yavaşlatılabilirse zincir  tepkimesinin başlatılabileceğini anlamıştı. Fermi de aynı kanıdaydı; ama  çekinceleri vardı. Bu çekincelerini Washington Beşinci Kuramsal Fizik  Konferansı’nda açıkladı.&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-top: 10px; text-indent: 10px; line-height: 100%; font-family: arial;" align="justify"&gt; &lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style=""&gt;Fermi’nin konuşması iki meslektaşını, Leo Szilard ve  Isidor Isaac Rabi’nin ilgilerini yüreklendirdi. Fermi’den üç yaş büyük olan  Szilard, Albert Einstein ile çalışmış, Nazizm göçmeni bir Macar Yahudisiydi.  1944 Nobel Ödülü’nü alacak olan Rabi ise Galiçya’da doğmuş ve NewYork’un  Yahudice konuşan bir ev halkı içinde büyümüştü. Szilard ve Rabi, Avrupa İkinci  Dünya Savaşı'nın uçurumunun kenarındayken,Fermi’nin zincir tepkimesini herkesin  önünde tartışamayacağını düşünüyordu. Kimse, Nazilerin atomik araştırmalarda ne  kadar ileride olabileceğini bilmiyordu,ama bir zincir tepkimesinde açığa çıkacak  enerji,onu yapanları dünyaya egemen kılacak bir silah yapımında yararlı  olabilirdi.&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-top: 10px; text-indent: 10px; line-height: 100%; font-family: arial;" align="justify"&gt; &lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style=""&gt;Szilard, Rabi’nin Fermi’ye gizlilik gereği konusunda  baskı yapmasında ısrar etti. Fermi,yanıtsız bıraktığı zaman iki bilim adamı onu  ikinci kez toplantıya çağırdılar. Rabi, Fermi’ye “ Ben size Szilard’ın  düşüncesini anlattım,siz ‘Çılgın’!’ dediniz diye anımsattı. “Szilard,neden  çılgın dediğinizi bilmek istiyor” Fermi, ‘bir zincir tepkimesine ulaşmak sadece  çok zayıf bir olasılık’ yanıtını verdi. Rabi sordu: “Çok zayıf bir olasılık  derken,ne demek istiyorsunuz?”&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-top: 10px; text-indent: 10px; line-height: 100%; font-family: arial;" align="justify"&gt; &lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style=""&gt;“Pekala,yüzde on” diye yanıtladı Fermi.&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-top: 10px; text-indent: 10px; line-height: 100%; font-family: arial;" align="justify"&gt; &lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style=""&gt;Rabi,”yüzde on,onu öldürebileceğimiz anlamına  geliyorsa çok zayıf bir olasılık sayılmaz” diye görüş belirtti. “Zatürre  olmuşsam ve doktor bana yüzde on gibi zayıf bir olasılıkla ölebileceğimi  söylüyorsa bu beni heyicanlandırır.”&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-top: 10px; text-indent: 10px; line-height: 100%; font-family: arial;" align="justify"&gt; &lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style=""&gt;Szilard ile Rabi aynı düşüncedeydi. Fermi değildi.  Daha sonra Szilard konumlarını şöyle özetledi: Bir zincir tepkime “olasılığını  tutucu davranışın aşağıya çektiğini düşünüyordu Fermi. Ben tutucu davranışın  olabileceğini varsaymak ve gerekli bütün önlemleri almak olduğunu düşünüyordum.”&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-top: 10px; text-indent: 10px; line-height: 100%; font-family: arial;" align="justify"&gt; &lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style=""&gt;Ama Fermi bir bilim adamıydı. Çok geçmeden kendi  mantık zinciri onu,bir zincir tepkimesinin çok daha fazla olabilir olduğunru  düşünmeye başladı. Olasılığı artık öyle “Çılgın!”la bir yana atamıyordu.&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-top: 10px; text-indent: 10px; line-height: 100%; font-family: arial;" align="justify"&gt; &lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style=""&gt;Çılgın,onun en sevdiği Amerikan argo  sözcüğüydü,Fermi’nin İngilizceyle sorunları vardı,ailesinin de olduğu gibi.&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;span style="font-family: arial;font-family:Arial;font-size:100%;"  &gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;      &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;p style="margin-top: 10px; text-indent: 10px; line-height: 100%; font-family: arial;" align="justify"&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;          &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Çekoslovakya’nın İşgali&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-top: 10px; text-indent: 10px; line-height: 100%; font-family: arial;" align="justify"&gt; &lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style=""&gt;14 Mart 1939’da Hitlerin orduları Çekoslovakya’yı  işgal etti. Bu, daha beş ay önce Hitler ile Britanya Başbakanı Chamberlain  arasında Münih’te varılan anlaşmanın açıkça çiğnenmesi demekti. Faşizmin dünyayı  yakma projesi gelişiyordu.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-top: 10px; text-indent: 10px; line-height: 100%; font-family: arial;" align="justify"&gt; &lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style=""&gt;1938 yılının sonunda,iki kimyacı &lt;span style="color: rgb(0, 0, 255);"&gt;Otto Hahn&lt;/span&gt; ve &lt;span style="color: rgb(0, 0, 255);"&gt;Fritz Strassman&lt;/span&gt;  ve bir fizikçi &lt;span style="color: rgb(0, 0, 255);"&gt;Lise&lt;/span&gt; &lt;span style="color: rgb(0, 0, 255);"&gt;Meitner&lt;/span&gt;,  anahtar bir deney gerçekleştirmişlerdi. Deneyin analizi, bombardıman edilen  uranyum atomlarının hemen hemen eşit iki parçaya bölündüklerini gösteriyordu. Bu  atomların daha küçük parçalara bölünüp protonlar verdiği önce de biliniyordu ama  şimdi uranyum atomlarının eşit olarak bölündükleri zaman olağanüstü büyük bir  nükleer enerji salıverdikleri görülmüştü. Bu sürece fisyon denildi ve deniliyor.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-top: 10px; text-indent: 10px; line-height: 100%; font-family: arial;" align="justify"&gt; &lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style=""&gt;Bu, kimya biliminin fizik bilimine armağanı olan  büyük bir atılımdı. O,aynı zamanda,bilim adamları,özellikle de Columbia’daki  göçmen fizikçiler arasında büyük bir ilgi görüyordu. Nazi Almanyasının atomik  silahlanma konusunda düşünülenden çok daha ileride olduğu söylentisi vardı.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-top: 10px; text-indent: 10px; line-height: 100%; font-family: arial;" align="justify"&gt; &lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Göçmen Bilimciler Harekete  Geçiyor!&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-top: 10px; text-indent: 10px; line-height: 100%; font-family: arial;" align="justify"&gt; &lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style=""&gt;Leo Szilard, Almanya’dan gelen bu tür haberler  üzerine hemen hareket geçti. İki gram radyumla,onun sözcükleriyle, “tıpkı her  yanda sıkıştırılmış gibi olan atomik enerjinin büyük ölçüde kurtuluşu” diye  anlatılan bir deneme gerçekleştirdi. Bu,onun hem beklentilerini hem de  kaygılarını artırdı. Szilard “Zincir tepkime olasılığı artık yüzde elli  dolayında” sonucuna vardı.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-top: 10px; text-indent: 10px; line-height: 100%; font-family: arial;" align="justify"&gt; &lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style=""&gt;Çekoslovakya’nın işgalinden iki gün sonra, Szilard,  Fermi ve Eugen Wigner “yirminci yüzyılın kuramsal fizik liderlerinden biri,”  Columbia Fizik Bölümü Kürsüsünde Profesör George B. Pegram’a şöyle bir  uğradılar. Profesör Pegram, Alman bilim adamlarının atomik bir zincir  tepkimesine ulaşmaları tehlikesini hemen kavradı. Birleşik Devletlerin, atomik  silahları Nazilerden önce geliştirmesi çok önemliydi. Profesör Pegram ve  ötekiler, Nobel ödülü sahibi de olması nedeniyle Fermi’nin otoriteler üzerinde  etkili olabileceğini düşünüyorlardı. Pegram, Donanma Operasyonları Başkanı  Amiral S.C. Hooper’e Fermi’yi kabul etmesini dileyen bir mektup yazdı. Mektup  bilerek pes perdeden bir dille yazılmıştı. Uranyumun bölünmesiyle ortaya çıkan  enerjinin bilinen patlayıcıların herhangi birinin her pauntu başına milyon kez  daha büyük olabileceğini; Fermi’nin Nobel Ödülü sahibi olduğunu ve de “ nükleer  fizik alanında Profesör Fermi’den daha yetkili bir yok” deniyordu. Fermi,  Amiralle randevusuna geldiği zaman yaveri onu durdurdu ve amirine “ Dışarıda bir  makarnacı var” diye bilgi verdi. Amiral, bir çok subayı ve iki sivil bilim  adamıyla birlikte Fermi’yi karşıladı. Ordu, hangi radyasyonun,silahların  namlularını eritmeden,hangi topla,nasıl ateşleneceğini göremiyordu. Donanmanın  böyle uçucu bir maddenin ne tür bir taşıyıcı ile taşınacağı konusunda kuşkuları  vardı. Sivil bilim adamları,karmaşıklıkları tam olarak izleyemiyordu,zincir  tepkime olasılığının çok küçük olduğunu düşünüyorlardı. Amiral Hooper politikti,  Fermi’nin donanmayı aydınlatmasını istedi;ama atomsal silahlanma fikrini  tamamıyla bilim kurgu saydığı apaçıktı.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-top: 10px; text-indent: 10px; line-height: 100%; font-family: arial;" align="justify"&gt; &lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style=""&gt;Üstelik Avrupa’nın en zengin uranyum yatakları  Çekoslovakya’daydı. O da Mart 1939’da Hitler’in eline geçmişti.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-top: 10px; text-indent: 10px; line-height: 100%; font-family: arial;" align="justify"&gt; &lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style=""&gt;Fermi ve Columbia’daki diğer bilimciler kaygılıydı.  Almanlar fisyonu başarmışlardı ve şimdi de uranyumun en bol olduğu ülkeyi işgal  etmişlerdi. Temmuz 1939’da Leo Szilard ve Eugene Wigner,Albert Einstein’I  görmeye gittiler. Hahn’ın keşfinden sonra Almanların katetmiş olabileceklerini  düşündüler. Başkan Franklin D. Roosevelt’ten aşağı olmayan bir yönetim  yetkilisine Einstein’ın bir mektup gönderilmesini kararlaştırdılar. Mektup  başkanı da telaşlandıracak bir bilgi notuyla son buluyordu: “ Almanya’ın işgal  ettiği Çekoslovakya’nın madenlerinden uranyumun satışını durdurduğunu iyice  biliyorum.”&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-top: 10px; text-indent: 10px; line-height: 100%; font-family: arial;" align="justify"&gt; &lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style=""&gt;Eistein mektubu imzalarken “ insan, tarihte ilk kez  Güneşten gelmeyen bir enerji kullanacak” tahmininde bulundu.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;span style="font-family: arial;font-family:Arial;font-size:100%;"  &gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;      &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;p style="margin-top: 10px; text-indent: 10px; line-height: 100%; font-family: arial;" align="justify"&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;          &lt;strong&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;”Ağır Su”&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;yun          Peşinde&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;span style="font-family: arial;font-family:Arial;font-size:100%;"  &gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;p style="margin-top: 10px; text-indent: 10px; line-height: 100%; font-family: arial;" align="justify"&gt; &lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style=""&gt;Mektubu alan Başkan Roosevelt, Uranyum Danışma  Komitesi kurdu. Fermi nötron yavaşlatıcı maddeler istiyordu.Ağır hidrojeni  1932’de ABD’li kimyacı Harold C.Urey bulmuştu. Urey,yalnız döteryumu bulmakla  kalmamış normal suyun içinde pek küçük oranda bulunan ağır suyun ayrılarak elde  edilmesi yönetimini de geliştirmişti. Ağır su molekülü olağan su gibi bir  oksijen ve iki hidrojen atomundan oluşur;ama buradaki hidrojenler normal  hidrojenin yaklaşık iki katı ağır olan döteryumlardır. Ondan sonra en iyi madde  grafitti,ama saf grafit de çok az bulunuyordu. Ağır su, nötronları filtre gibi  yavaşlatır.Ağır su bu iş için en iyi madde idi;ama elde edilemiyordu.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-top: 10px; text-indent: 10px; line-height: 100%; font-family: arial;" align="justify"&gt; &lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style=""&gt;Ağır su, doğal madde değildir,üretilmesi gerekir.  Eylül 1939’da Almanya’nın Polonya’yı işgali ile İkinci Dünya Savaşı başladığı  zaman,yeryüzünde ağır su üreten tek bir fabrika vardı ve o da kuzey Norveç’te  Vemork’taydı.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-top: 10px; text-indent: 10px; line-height: 100%; font-family: arial;" align="justify"&gt; &lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style=""&gt;1940 Nisan’ında Nazi orduları Norveç ve Danimarka’yı  işgal etti. O zaman ellili yaşlarında olan Nobel Ödüllü Danimarkalı fizikçi  Niles Bohr, hemen Nazi karşıtı Danimarka direniş hareketine katıldı. 1943’te  “her an tutuklanma tehditi altındayken,bir balıkçı teknesiyle İsveç’e sonra da  Birleşik Devletlere gidinceye “ kadar etkin biçimde onlarla çalıştı.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-top: 10px; text-indent: 10px; line-height: 100%; font-family: arial;" align="justify"&gt; &lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style=""&gt;1940’ta Almanlar Vemork Ağır Su Fabrikasını ellerine  geçirdikleri zaman, Bohr, bu fabrikanın önemini biliyordu. “Onun teklifi ile  fabrika, Norveç yeraltı örgütü tarafından gözetim altına alınmıştı. Bohr,  Almanların fabrikadaki üretimi arttırdığını öğrendi. Bu bilgiyi Fermi ve  arkadaşlarına ulaştırdı. Fermi ve arkadaşlarının kaygısı çılgınlık düzeyine  yükseldi. “ Nazilerin,demokrasilerden önce bir atom bombası yapabileceğinden  korkuyorlardı.”.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-top: 10px; text-indent: 10px; line-height: 100%; font-family: arial;" align="justify"&gt; &lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style=""&gt;Ama onların korkuları, Amerikan halkının tarafsızlık  duygularına ters düşüyordu. Mihver Güçleri ve taraftarları bütün batı Avrupayı  işgal ettiği,İngiltere tek başına ve saldırıya açık durumda bulunduğu sıralarda  bile birçok Amerikalı Birinci Dünya Savaşını anımsayarak karışmak istemiyordu.  Franklin Roosevelt 1940’da yeniden Başkan seçilirken İngiltere’ye desteğini  hafifletmişti. Kongre ile askeri fonları yavaş yavaş oylama yöntemini seçti,bir  fildişi kule,süper bomba yapma hayaline dokunmadı.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-top: 10px; text-indent: 10px; line-height: 100%; font-family: arial;" align="justify"&gt; &lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style=""&gt;Fermi, Danışma Komitesi önünde,boş yere daha az çok  para arayışı için birkaç kez ifade verdi. Onu, karısı Laura’ya göre “hala olgun  bir aksanla ve bir sesli harfler sağanağı halinde konuştuğu” için hafifçe komik  buluyorlardı. Daha fazla para sağlamadılar ve başlangıçtaki 6.000 dolar ödünç  alınmış bir miktar uranyum ve acınacak derecede saf olmayan grafit sağlamaya  harcandı.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-top: 10px; text-indent: 10px; line-height: 100%; font-family: arial;" align="justify"&gt; &lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style=""&gt;Fermi ve meslektaşları durumun önemini hala  unutmalarını önlemek için yönetimde gayretle çalışmayı sürdürüyorlardı. Bu çaba  neredeyse iki yıl sonra-Almanlar uranyum fisyonuna ulaştıktan üç yıl sonra-sonuç  getirdi. Bilimsel Araştırma ve Geliştirme Bürosu direktörü Vannevar Bush, onlara  bir atomik enerji araştırma programına para ayrılabildiğini bildirdi.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-top: 10px; text-indent: 10px; line-height: 100%; font-family: arial;" align="justify"&gt; &lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style=""&gt;Columbia grubu sevindirilmişti. Haberi 6 Aralık  1941’de aldılar. Ertesi gün Japon Hava Kuvvetleri, Pearl Harbor’u bombaladı ve  ABD yönetimi, Enrico Fermi’yi düşman yabancı ilan etti”.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-top: 10px; text-indent: 10px; line-height: 100%; font-family: arial;" align="justify"&gt; &lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Zincir Tepkimesi&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-top: 10px; text-indent: 10px; line-height: 100%; font-family: arial;" align="justify"&gt; &lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style=""&gt;Enrico Fermi “yabancı düşman” sayılmaya başladığı  zaman yaklaşık altı aydır ilk atom pilini yapmakla uğraşıyordu. Pil, atom  enerjisini ortaya çıkarmak için gereken zincir tepkimesinin yaratılmasında ilk  adımdı. Grafit tabakalarının,içine küçük uranyum topakları yerleştirilmiş grafit  tabakalarıyla birbiri ardına üst üste yerleştirilmesiyle yapılmıştı. Günden güne  büyüyordu.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-top: 10px; text-indent: 10px; line-height: 100%; font-family: arial;" align="justify"&gt; &lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style=""&gt;Pil tamamlandığı zaman ne büyüklükte olacaktı? Hiç  kimse Fermi bile bilmiyordu. Bir zincir tepkimesinin yaratabildiği boyuta  ulaştığı zaman bitecekti. Bu boyuta kritik kütle deniyordu.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-top: 10px; text-indent: 10px; line-height: 100%; font-family: arial;" align="justify"&gt; &lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style=""&gt;Aslında pil,kuram üzerine kuruldu. Fermi, yabancı ve  ülkesinin savaş halinde olduğu bir ülkeye girmiş bir bilim adamıydı. Amacı bir  zincir tepkimesine ulaşmaktı;ama zincir tepkimesinin verebileceği sonuçları ne o  ne de bir başkası biliyordu.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-top: 10px; text-indent: 10px; line-height: 100%; font-family: arial;" align="justify"&gt; &lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style=""&gt;Nobel ödüllü fizikçi,gözü,vurursa topun gidebileceği  tribünlerden çok,topta olan şık giyimli bir vurucuydu. Eldeki sorunla  ilgileniyordu,eldeki sınırlı miktardaki parayla pil için gereken  materyalleri  sağlamak geliyordu. Allahtan bunlarla uğraşmaya uygun Leo Szilard vardı.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-top: 10px; text-indent: 10px; line-height: 100%; font-family: arial;" align="justify"&gt; &lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style=""&gt;Pilin biçimini Szilard saptamıştı. “Kafes” kalıp adı  verilenin “zincir tepkimesi bakımından başlangıçta düşünülmüş olan düzlem  uranyum levhalar sisteminden daha bile elverişli olacağını” o kavramıştı. Ne var  ki dik kafalı Szilard,laboratuvarda Fermi ile pek iyi geçinemiyordu.  Aralarındaki gerginlik Szilard proje için materyalleri bedava elde etme görevini  üstlendiği zaman hafifledi. Yüksek kaliteli grafit gerekiyordu,ama Amerikan  şirketlerinin hiçbiri böyle saf bir ürün çıkarmıyordu. Szilard Pennsylvania’daki  bir şirken başının etini yiyerek grafiti elde etti. Başlangıç için “en üst  saflık derecesinde iki yüz elli ton grafit gerekebileceği tahmin edilmişti ve  projenin “ daha sonra çok daha fazla”sına ihtiyaç duyulacağı kabul ediliyordu.  Birleşik Devletlerde bir kaç gram elverişli metalik uranyumun izini de Szilard  buldu. Fermi,artık onunla çalışmaya karar verdi. Szilard, Belçika Kongosu’nda  muhtemel bir uranyum kaynağı daha ayarladı ama Alman denizaltıları onun alımı  için çok önemli bir engel oluşturuyordu.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-top: 10px; text-indent: 10px; line-height: 100%; font-family: arial;" align="justify"&gt; &lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style=""&gt;Fermi ve yardımcıları grafit blokları istiflemeye  başladılar. Görev, Nobel Ödülü sahibini, kömür ocağı işçisiyle duvarcı arası bir  şeye dönüştürmüştü. O ve yardımcıları her gece evlerine grafit blokların isine  bulanmış halde gidiyorlardı. Fermi’nin 1941 yazında, Uranyum Komitesi Kuramsal  Konular Altbölümü Başkanlığına atandığı zamanki durumu buydu. Pil, fizik  binasının yedinci katında geniş bir laboratuvar odasında yapılıyordu. Proje ile  ilgili herkes gizlilik yemini etmişti.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-top: 10px; text-indent: 10px; line-height: 100%; font-family: arial;" align="justify"&gt; &lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style=""&gt;O sıralar, Fermi’nin Roma Üniversitesindeki  asistanlarından biri olan Emilio Segre (Fermi ona şahmaran adını takmıştı)  Berkeley’deki California Üniversitesi’nde araştırma yapıyordu. O da Fermi gibi  faşizmden kaçmış Birleşik Devletlerde özgürlüğünü tadını çıkarıyordu. Ve o da  atomlar ve fisyon üzerinde çalışıyordu. Segre grubu,nötronlarla berilyumun  bombardımanında plutonyum-239’un ortaya çıktığını buldu. Plutonyum 239 uranyumun  yerine geçebilirdi ve üstelik oldukça saftı.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-top: 10px; text-indent: 10px; line-height: 100%; font-family: arial;" align="justify"&gt; &lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style=""&gt;Grafitin içi sünger gibi hava bulunan küçük  deliklerle doludur. Fermi,önceki denemelerinden havanın bombardıman nötronlarını  hedefe varmadan yakaladığını biliyordu. Bu durum onu öfkelendirmişti. Hava  grafitten nasıl çıkarılabilirdi? Ya da bu olabilir miydi? Bunu yapmak için vakum  ortamı yaratmalıydı. Peki nasıl? Yanıt konserve kutularındaydı. “Pil neden  kutulanmasın”dı. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-top: 10px; text-indent: 10px; line-height: 100%; font-family: arial;" align="justify"&gt; &lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style=""&gt;Fermi doğal bir önderdi ve onun yarattığı  geleneklerin bir çoğu onunla ilgili pek çok öyküyle birlikte Şikago  Üniversitesinde hala yaşamaktadır. Her şeyi kolay anlaşılabilir kılan parlak  dersler veren Fermi, doktora öğrencilerine çok zor mezuniyet sınavları vermekle  de ünlüydü. &lt;i&gt;Kuarklar&lt;/i&gt; kitabının yazarı Y.Nambu," Fermi' yi ilk kez bir  konferans verirken gördükten sonra bir arkadaşıma mektubunda şunu yazmıştı: &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-top: 10px; text-indent: 10px; line-height: 100%; font-family: arial;" align="justify"&gt; &lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style=""&gt;" &lt;i&gt;Fermi sahnede bir Kabuki oyuncusu gibiydi&lt;/i&gt; "&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-top: 10px; text-indent: 10px; line-height: 100%; font-family: arial;" align="justify"&gt; &lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;br /&gt;Şikago Üniveristesi’nde bronz bir bir plaka, zincirleme çekirdek tepkimesini  keşfeden Enrico Fermi’nin anımsanması için konmuştur. 1938 yılında, kendisine  Nobel Ödülü verildiği zaman, faşist usülü selam vermediğinden İtalya’da  eleştirilere uğradı; bir daha yurduna dönmedi  ve 1944 yılında-bu ülkeye  gelişlerinden 5.5 yıl kadar sonra- Amerikan vatandaşı oldu. Zamanın yasaları,  beş yıl oturduktan sonra vatandaşlığa alınmasını gerektiriyordu. Fermi’nin  Amerikadaki çektiği sıkıntıyı anlamak için vatandaşlık dışında başka bir tehlike  daha vardı. 8 Aralık 1943’te,Japonların Pearl Harbor saldırısının ertesi günü  Başkan Franklin D.Roosevelt,İtalya ve Almanya’nın Japonya ile Mihver Paktı  içinde müttefik olduklarını ve bu “Birleşik Devletler toprakları üzerine saldırı  ya da baskın tehditi”nin Japonya kadar İtalya ve Almanya’yı da içine aldığını  bildirdi. Dahası Amerika’da yaşayan bütün Alman ve İtalyan uyrukluların “düşman  yabancılar” sayılacaklarını ilan etti. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;span style="font-family: arial;font-family:Arial;font-size:100%;"  &gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style=""&gt; Avrupalı fizikçiler, 1939 yılında, çekirdek  parçalandığı zaman uranyumun nötronlar yaydığını ilk kez keşfedince, bir başka  soru zihinleri kurcaladı: acaba bunlarla başka çekirdekleri de parçalayarak  zincirleme bir tepkime başlatılabilir mi? Bu da 1942'de Şikago’da denetimli  koşullar altında başarıldı. Ancak, kontrolsüz bir zincirleme tepkimeden  yararlanarak bomba yapılabilir miydi? Bu soruya yanıt bulmak için Amerika, yoğun  bir bilimsel ve endüstriyel hamleye girişti. 1945 yılında Yeni Meksiko çölündeki  tahripkar patlama bu hamlenin sonucu idi ve bu patlama, tarihte ilk atomik  patlama oldu.&lt;br /&gt;1957 yılında “priscilla”isimli askeri deneyde, Nevada Çölü’nde askeri bir deney  mantar biçiminde bir alevle görüldü. Nükleer patlama sonucu oluşan alevden taçlı  bulut çölden 13 kilometre havaya yükseliyordu.&lt;br /&gt;“Barış için atom” savaş sonrası dünyasında yaygın bir slogandır. Amerika  hükümetinin “Plowshare programı” bunu gerçekleştirmek amacını gütmektedir. 1961  yılının Aralık ayında Plowshare’in “cin projesi” ile Yeni Meksiko çölünde 360  metre derinliğinde bir asansör kuyusu kazıldı. Bu kuyunun ucuna dik bir şekilde  ve 335 m boyunda bir de tünel açılarak tünelin sonuna 3.1 kilotonluk küçük bir  atom bombası yerleştirildi. Tünelin,kuyu tarafının kapatan bilginler atom  bombasını infilak ettirdiler. Bu infilak sonunda,insanoğlu tarafından yapılan ik  atom mağarası oluştu.&lt;br /&gt;Bilginler 5 ay sonra küçük bir delikten sürünerek mağaraya girdikleri zaman  periler diyarını andıran güzellikte bir mağara ile karşılaşmışlardı. Mağara  boşluğunun 51 metre genişliği ve 24 metre yüksekliği vardı. Sıcaklık hala 60  derece idi. Radyoaktivite ya tümüyle kaybolmuş veya molozların altında kalmıştı.&lt;br /&gt;Cin projesi,bu gibi patlamalarla maden cevheri ve petrol çıkarılması,su depoları  kurulması,imkanları yönünden ümit vericiydi. Bu arada, tasarlanan,konulardan  birinin de imkansız olduğu ortaya çıkmıştı. İnfilaktan sonra mağaraya su  dolduruldu. Bu suretle yeryüzüne yüksek basınçlı buhar fışkıracağı ve bundan  elektrik üretilebileceği umut ediliyordu. Fakat delikler ve çatlaklardan çok  miktarda buhar kaçtı ve fazla oranda paslandırıcı mineraller içerdiği için  fışkıran buhardan yararlanılamadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;p style="margin-top: 10px; text-indent: 10px; line-height: 100%; font-family: arial;" align="justify"&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;          &lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;Kaynakça&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-top: 10px; text-indent: 10px; line-height: 100%; font-family: arial;" align="justify"&gt; &lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;1. Bernstein,Jeremy; Einstein,Çev:Nazan  Hekim Tuğbay, Nar Yayınları(1994) &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-top: 10px; text-indent: 10px; line-height: 100%; font-family: arial;" align="justify"&gt; &lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;2.&lt;span lang="TR"&gt;Berry,  Adrian; Bilimin Arka Yüzü (1989), Çeviri: R.Levent Aysever,TÜBİTAK Yayınları  -1996&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-top: 10px; text-indent: 10px; line-height: 100%; font-family: arial;" align="justify"&gt; &lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;3. Bronowski,Jacob&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;;  İnsanın Yücelişi(1972),Çeviri: Filiz Ofluoğlu, Milliyet Yayınları,1975&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-top: 10px; text-indent: 10px; line-height: 100%; font-family: arial;" align="justify"&gt; &lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;4&lt;/span&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;.&lt;/span&gt;  Enerji Ansiklopedisi,&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-top: 10px; text-indent: 10px; line-height: 100%; font-family: arial;" align="justify"&gt; &lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style=""&gt;5. &lt;/span&gt; &lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;Feynman,Richard; Eminim Şaka  Yapıyorsunuz Bay Feynman(1985)Evrim Yayınları,Bilim Dizisi 7(2000)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-top: 10px; text-indent: 10px; line-height: 100%; font-family: arial;" align="justify"&gt; &lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style=""&gt;6.&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;Gottfried,  Ted, Enrico Fermi: Atom Çağının Öncüsü,Çev:Celal Kapkın Evrim Yayınlar-1999&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-top: 10px; text-indent: 10px; line-height: 100%; font-family: arial;" align="justify"&gt; &lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style=""&gt;7.Gönenç,Güney; Hep Aranızda Olacağım, Sarmal  Yayınevi ,Şubat 1994&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-top: 10px; text-indent: 10px; line-height: 100%; font-family: arial;" align="justify"&gt; &lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;8. Nambu,Yoichiro;Kuarklar (1985),Çev:Zülal  Kılıç Sarmal Yayınları-1994&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-top: 10px; text-indent: 10px; line-height: 100%; font-family: arial;" align="justify"&gt; &lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;9.Hawking, Stephen;Ceviz Kabuğundaki  Evren(Mayıs 2001),Çeviri: Kemal Çömlekçi,Alfa yayınları,Haziran- 2002&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-top: 10px; text-indent: 10px; line-height: 100%; font-family: arial;" align="justify"&gt; &lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style=""&gt;10.&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Heisenberg,Werner;  Parça ve Bütün(1969),Çeviren: Ayşe Atalay,Düzlem Yayınları,Ocak- 1990&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-top: 10px; text-indent: 10px; line-height: 100%; font-family: arial;" align="justify"&gt; &lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;11.İnönü,Erdal;Üç Yüz yıllık  Gecikme,Büke yayınları,(Eylül-2002)&lt;/span&gt;&lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-top: 10px; text-indent: 10px; line-height: 100%; font-family: arial;" align="justify"&gt; &lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style=""&gt;12.Özden,Nezihi; Nükleer Çağın İlk 40 Yılı,İTÜ  Nükleer Enerji Enstitüsü Yayın no:17,İstanbul-1983 &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-top: 10px; text-indent: 10px; line-height: 100%; font-family: arial;" align="justify"&gt; &lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style=""&gt;13.Radvanyi,Pierre-Bordry,Monique; Atom  Öyküleri(1988), Kesit Yayıncılık(2000),Çev: Turhan Ilgaz-Gülüm Şener-Hülya  Tufan-Hakan Yücel-2000&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-top: 10px; text-indent: 10px; line-height: 100%; font-family: arial;" align="justify"&gt;&lt;span style=";font-size:100%;" &gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;b&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style=""&gt;*Not:atominsan.com dan alıntıdır.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4241858489023388020-5227739977257317107?l=meraklisin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://meraklisin.blogspot.com/feeds/5227739977257317107/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4241858489023388020&amp;postID=5227739977257317107&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4241858489023388020/posts/default/5227739977257317107'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4241858489023388020/posts/default/5227739977257317107'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://meraklisin.blogspot.com/2008/06/atom-bombasn-kim-buldu.html' title='Atom bombasını kim buldu?'/><author><name>Kurmay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10063618665340249652</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4241858489023388020.post-7638538628350648167</id><published>2008-03-25T16:49:00.002+02:00</published><updated>2008-03-25T16:56:20.187+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ne Nedir?'/><title type='text'>Röportaj nedir?</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Röportaj, bir gazete yazarının çeşitli kimseler, yerler ve olaylarla ilgili inceleme ve araştırmalarına kendi görüşlerini de ekleyerek oluşturduğu yazı türü. Röportaj kelimesinin kökeni, Latincede 'toplamak', 'getirmek' anlamlarında kullanılan reportare kelimesine dayanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Röportaj, bir gazete yazısı olmasına karşın, gezi türüyle iç içe olması, bazen sanatsal kaygılarla kaleme alınması, sıradan bir aktarma değil de özel bir yorum değerlendirme değeri taşıması gibi özellikleriyle, edebiyat türü olarak da kabul edilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Röportaj, başlangıçta "sorular" ve "yanıtlar"dan oluşan "mülakat"tan farklı değilken, gazeteciliğin gelişmesi ve ünlü edebiyatçıların röportaj türünde de yapıtlar ortaya koymaya başlamasıyla, daha çok, araştırmaya, incelemeye, soruşturmaya dayanan ve bazı gerçeklerin ortaya çıkmasına yardımcı olan bir dal haline gelmiştir.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;Yapısı&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Yapısına daima öznellik hakimdir ve bu öznellik bütünüyle gerçeklere odaklı basit haberin ve de hemen hemen aynı derecede yalın biçimlendirilmiş karmaşık haberin aksine aranan bir özelliktir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Röportaj, gerçekleri, öznel yaşantılarla harmanlar. Yalın biçimde kaleme alınmış basit haberden, gerçekleri yansıtan karmaşık haberden daha ayrıntılı, daha canlı bir anlatım biçemine sahiptir. Ama anlatımın renkliliği, bir dizi niteleme sıfatının kullanımıyla değil, daha çok içerikle sağlanmalıdır. Röportajlar genellikle birinci tekil şahsın ağzından yazılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eylemler ve yaşantılar, gerçek olaya ilişkin haberlerle bağlanır. Ama bu iş olduğunca canlı yapılmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir röportajda insanların da söze katılmaları (olası ise doğrudan anlatımla) önemlidir. Bu, anlatımı canlandırır ve aktarılan yaşantıya doğrudan bağlantıyı sağlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir röportaj asla yazı işlerinin dört duvarı arasında kurulan bağlantılarla araştırılamaz. Kaleme alınan olay bizzat yaşanmış olmalıdır (olduğunca çok not alınmalı).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir röportaj, öykünün doğal anlatımına elverişli bir yapıya sahip olmalıdır. Aralara olayın hızını yavaşlatan anılar da (düşünceler, yansımalar, yargılar) serpiştirilebilir. Kesinlikle bir okul kompozisyonunun biçemi yeğlenmemelidir (genelden özele). Bunun tersini uygulamak daha uygundur (özelden genele).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Salt tarihsel bir yapı, çok ender kullanılır. Ana düşünce kaybolmadığı takdirde bir röportaj konusal açıdan da yapılandırılabilir ama olaydaki iç bağlantı korunmalıdır. Röportaj haber gibi- hiyerarşik düzen içinde değil, bir oyun gibi kurgulanır (W. Schneidet).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir röportajın biçemi heyecan yaratmalıdır ve bu heyecanın ölçüsü genelde şimdiki zaman kullanımıyla arttırılır. Yaşanmış olanlar doğrudan olduğu gibi aktarılır. Sıyga değişikliklerinin yerinde kullanımı metine ilginçlik kazandırır. Heyecan yaratılması gereken durumlarda aşırılıklara yer yoktur. Heyecan için tempo gerekir. Tempo da kısa cümlelerle sağlanır. Gereksiz sözcük ve tümce öğeleri kullanmaktan sakınılmalıdır. Okurun kendiliğinden eklemeler yapabileceği yerler anlatılmamalıdır. Kaynak belliyse (örneğin alıntılar) usul gereği sürekli kaynağa yönelik gönderme yapmaya gerek yoktur. Biçem renkli ve canlı olmalı, ama anlatımın renkliliği bir dizi sıfat ve zarf kullanımıyla değil, içerikle sağlanmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Betimlemek (atmosfer, duygular, görünümler) anlatmak (süreçler, eylemler) alıntılamak (etkili ifadeler) ve yansıtmak (düşünmek, sonuçlar çıkarmak): Bir röportajda bu dört öğe iyi dağıtılarak kullanılmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; Konuları&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Röportajlar, yurtiçi ya da yurtdışı siyasal, toplumsal, ekonomik, kültürel, vb. bir konuda olabilir. İyi bir röportaj yazarının ele aldığı konuyu enine boyuna araştırması, incelemesi, ilgililerle görüşmesi, konuyla ilgili yerleri gezip görmesi, gerekli belgeleri toplaması gerekir. Yani röportaj, yalnızca gözlemlerin, izlenimlerin ya da konuşmaların aktarılması değil, bunların ötesinde bir yorum ve değerlendirme yazısıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Röportaj, gazete ve gazetecilikle birlikte gelişen bir türdür. Dünyadaki aşağı yukarı bütün gazete ve dergilerde görülen röportajlar, konuyla ilgili olarak çekilen fotoğraflarla bütünlenmekte, fotoğraf röportaja belgesellik, gerçekçilik ve görünüm sağlamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; Röportaj yazarlığı&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyada pek çok ünlü edebiyatçı, aynı zamanda röportaj yazarlığı da yapmıştır. Bunlar arasında Jack London, Hemingway, Ehrenburg, Şolohov, Sartre vb. anılabilir. Malaparte ile Raymond Cartier de, gazetecilikten yetişme röportaj yazarlarındandır.açıkça şu söylenmelidir ki..... bu ünlüler ne kadar tanınmış bir insanlardır. çoğu kişi bilmez çünkü bilinen bir şey gibi onlara gözükmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; Türkiye'de röportaj&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk basınında röportaj türü, başlangıçta mülakat niteliğinde gelişmiş, özellikle 1960'tan sonra, Türk toplumunun çeşitli sorunları kamuoyuna duyurulurken, edebiyatçılarımızın röportaj türünden oldukça başarılı bir biçimde yararlanmaları, aynı zamanda da röportaj tekniğinin gelişmesini, röportajın gazetelerin vazgeçilmez bir birimi haline gelmesini sağlamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Basınımızda röportaj türünde başlıca yapıtlar veren gazeteci ve edebiyatçıların başlıcaları arasında;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ruşen Eşref Ünaydın&lt;br /&gt;Hikmet Feridun Es&lt;br /&gt;Mustafa Baydar&lt;br /&gt;Gavsi Ozansoy&lt;br /&gt;Falih Rıfkı Atay&lt;br /&gt;Abdi İpekçi&lt;br /&gt;Yılmaz Çetiner&lt;br /&gt;Nurullah Berk&lt;br /&gt;Fikret Otyam&lt;br /&gt;Necmi Onur&lt;br /&gt;Dursun Akçam&lt;br /&gt;Yaşar Kemal&lt;br /&gt;Hikmet Çetinkaya&lt;br /&gt;Mete Akyol&lt;br /&gt;Mustafa Ekmekçi&lt;br /&gt;Halit Çapın, vb. sayılabilir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4241858489023388020-7638538628350648167?l=meraklisin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://meraklisin.blogspot.com/feeds/7638538628350648167/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4241858489023388020&amp;postID=7638538628350648167&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4241858489023388020/posts/default/7638538628350648167'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4241858489023388020/posts/default/7638538628350648167'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://meraklisin.blogspot.com/2008/03/rportaj-nedir_25.html' title='Röportaj nedir?'/><author><name>Kurmay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10063618665340249652</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4241858489023388020.post-670335567911054283</id><published>2008-03-07T16:17:00.000+02:00</published><updated>2008-03-25T16:56:46.963+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Merak(her telden)'/><title type='text'>reklam</title><content type='html'>&lt;script type="text/javascript"&gt;&lt;br /&gt; &lt;!--&lt;br /&gt; var reklamstore_region_id = "29288";&lt;br /&gt; var reklamstore_client_id = "9143";&lt;br /&gt; var reklamstore_ad_type = "text";&lt;br /&gt; var reklamstore_ad_width = 120;&lt;br /&gt; var reklamstore_ad_height = 240;&lt;br /&gt; var reklamstore_ad_format = "120x240";&lt;br /&gt; var reklamstore_ad_frameborder = 0;&lt;br /&gt; var reklamstore_color_border = "#66CC33";&lt;br /&gt; var reklamstore_color_bg = "#FFFFFF";&lt;br /&gt; var reklamstore_color_link = "#FFFF33";&lt;br /&gt; var reklamstore_color_url = "#000000";&lt;br /&gt; var reklamstore_color_text = "#000000";&lt;br /&gt; var reklamstore_screen_size = window.screen.width + " " +window.screen.height;&lt;br /&gt; //--&gt;&lt;br /&gt; &lt;/script&gt;&lt;br /&gt; &lt;script type="text/javascript" src="http://www.reklamstore.com/admanager/render_ads.js"&gt;&lt;br /&gt; &lt;/script&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4241858489023388020-670335567911054283?l=meraklisin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://meraklisin.blogspot.com/feeds/670335567911054283/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4241858489023388020&amp;postID=670335567911054283&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4241858489023388020/posts/default/670335567911054283'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4241858489023388020/posts/default/670335567911054283'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://meraklisin.blogspot.com/2008/03/reklam.html' title='reklam'/><author><name>Kurmay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10063618665340249652</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4241858489023388020.post-7483538808693954411</id><published>2008-03-04T20:12:00.000+02:00</published><updated>2008-03-25T16:56:59.944+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ne Nedir?'/><title type='text'>Cam füzyonu nedir?</title><content type='html'>&lt;p&gt;&lt;strong&gt; &lt;/strong&gt;Şeffaf ve renkli camın soğukken istenilen formda kesildikten sonra, belirlenmiş şekle göre yerleştirilip, cam için özel olan fırınlarda 750- 900 derecede pişirilir. Yapılan bu işleme de “cam füzyonu” denir. &lt;/p&gt; &lt;p&gt;Füzyon tekniği tamamen el işidir. Bu yüzden objelerden biri diğerine benzer, ama asla aynı olmaz. &lt;/p&gt; &lt;p&gt;Bu teknik, insanlık tarihinin en eski cam tekniklerinden biridir ve eski Mısır’ da 4500- 5000 yıl önce kullanılmıştır. Aynı dönemlerde bu teknik Anadolu’ da da kullanılmıştır. Özellikle Konya Karatay Medresesi Müzesi ve Ankara Sanat Müzesi’ nde bu eserleri görmek mümkündür.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Daha sonraları unutulmuş olan bu teknik, 1930’ lu yıllarda Amerikalı bir sanatçı tarafından tekrar kullanılmaya başlamış ve bugünkü teknolojiyle, batı kültürünün sanatsal ortamında yer almıştır. &lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4241858489023388020-7483538808693954411?l=meraklisin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://meraklisin.blogspot.com/feeds/7483538808693954411/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4241858489023388020&amp;postID=7483538808693954411&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4241858489023388020/posts/default/7483538808693954411'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4241858489023388020/posts/default/7483538808693954411'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://meraklisin.blogspot.com/2008/03/cam-fzyonu-nedir.html' title='Cam füzyonu nedir?'/><author><name>Kurmay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10063618665340249652</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4241858489023388020.post-9066098187738780320</id><published>2008-03-04T19:19:00.000+02:00</published><updated>2008-03-04T19:20:24.359+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kim buldu?'/><title type='text'>Elektronu kim buldu?</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Joseph John Thomson 1856'da Manchester yakınlarında orta sınıf bir kitapçı ve yayıncının oğlu olarak dünyaya geldi. Ailesinin beklentilerine uygun olarak özel bir gündüz okulunda eğitim gördü. &lt;/span&gt;&lt;div style="font-weight: bold;"&gt;Babası oğlunun bir mühendis olarak yetişmesini istiyordu; onun için bir çıraklık ayarladı. Ancak boşbir yer için beklerken Thomson, 14 gibi dikkat çekecek kadar erken bir yaşta Owen Kolejinde okumaya başladı. &lt;/div&gt; &lt;div style="font-weight: bold;"&gt; &lt;/div&gt; &lt;div style="font-weight: bold;"&gt;Babası kısa bir süre sonra öldü. Çıraklık primini karşılayacak para yoktu ailede. Neyse ki Thomson Owen Kolejinde öğrenimini sürdürebilmek üzere bir burs kazandı. Orada J.H. Poynting ve Sir Arthur Schuster gibi seçkin bilim adamlarının etkisine girdi. Schuster, iyonlaşma ve gazlardan elektrik geçirme konularında ilerleme kaydetmiş yetenekli bir deneyciydi. &lt;/div&gt; &lt;div style="font-weight: bold;"&gt; &lt;/div&gt; &lt;div style="font-weight: bold;"&gt;1876'da Thomson Cambridge Trinity College'de matematik okumak üzere bir burs kazandı. Bir öğrenci olarak çok başarılı bir kariyere sahipti. &lt;/div&gt; &lt;div style="font-weight: bold;"&gt; &lt;/div&gt; &lt;div style="font-weight: bold;"&gt;&lt;strong&gt;1881'de Kolejin üyeliğine seçildi. İlk çalışmaları, elektriksel olguların çeşitli mekanik modellerinin uygulanabilirliğini göstermek amacıyla biçimsel tekniklerden yararlanan matematiksel çalışmalardı. &lt;/strong&gt;&lt;/div&gt; &lt;div style="font-weight: bold;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt; &lt;div style="font-weight: bold;"&gt;&lt;strong&gt;1884'te çok az pratik deneyimi olmasına karşın, beklenmedik bir biçimde Deneysel Fizik Cavendish Laboratuarına, profesör unvanıyla, Rayleigb'ın halefi olarak seçildi. Aynı yıl Royal Society üyeliğine kabul edildi. Alman ve İngiliz düşünce okulları arasında süregiden uzun tartışma çerçevesinde gaz akışı üzerine çalışmaya koyuldu.&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt; &lt;div style="font-weight: bold;"&gt; &lt;/div&gt; &lt;div style="font-weight: bold;"&gt;&lt;img style="width: 263px; height: 336px;" src="http://item.slide.com/r/1/0/i/DjzI2WN-wdwd1GVMXOmeCEDu4N_3K4HjVcn7GlPqvAZRuBVjyV5e001Jb11B64_kc08P3YV8-MEExlBIU2FTAg/" _base_href="http://www.alkmaar.blogcu.com" height="518" width="463" /&gt;&lt;/div&gt; &lt;div style="font-weight: bold;"&gt; &lt;/div&gt; &lt;div style="font-weight: bold;"&gt; &lt;/div&gt; &lt;div&gt;&lt;strong&gt;Almanlar esir-dalga kuramından, İngilizler ise tanecik modelinden yanaydılar. Bu tartışma onu elinizdeki metinde aktaracağımız deneylere yöneltti. ....... Thomson 1890'da Rosa Paget'le evlendi. Biri oğlan, biri kız iki çocukları oldu. Oğlan büyüyecek ve kendi kendini ye tiştirerek önemli fizikçilerden G.P.Thomson olacaktı. Cavendish'teki hiikümranlığı boyunca kendisine verilen "J.J." adıyla Thomson, yalnızca kendi deneysel araştırmalarıyla uğraşmakla kalmayıp, sorumluğunu üstlendiği bilim adamı grupları tarafından yürütülen sistematik araştırmaprogramlarına katkıda bulundu.&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt; &lt;div&gt; &lt;/div&gt; &lt;div style="font-weight: bold;"&gt; &lt;/div&gt; &lt;div style="font-weight: bold;"&gt; &lt;/div&gt; &lt;div style="font-weight: bold;"&gt; &lt;/div&gt; &lt;div style="font-weight: bold;"&gt; &lt;/div&gt; &lt;div style="font-weight: bold;"&gt; &lt;table _base_href="http://www.alkmaar.blogcu.com" border="0" cellpadding="0" cellspacing="0" width="100%"&gt; &lt;tbody _base_href="http://www.alkmaar.blogcu.com"&gt; &lt;tr _base_href="http://www.alkmaar.blogcu.com"&gt; &lt;td _base_href="http://www.alkmaar.blogcu.com"&gt;  &lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;/td&gt; &lt;td _base_href="http://www.alkmaar.blogcu.com"&gt; &lt;div&gt;Bursları finanse edebilmek için düzenlenen lS51 Sergisinin gelirlerinden yararlanmak ve mezun öğrencilerin araştırma programlarına kabul edilmelerini düzenleyen üniversite kurallarını yumuşatmak,Thomson'a güçlü bir araştırma okulu kurma olanağı verdi.&lt;/div&gt; &lt;div&gt; &lt;/div&gt; &lt;div&gt;Okul yalnızca konusunda ilerlemekle kalmıyor, aynı zamanda Britanya İmparatorluğunun bürokratlarını da yetiştiriyordu. Bilimin örgütlenmesi Thomson'u fazlasıyla ilgilendiriyordu. Bilimsel ve Endüstriyel Araştırmalar Bölümününfonlar komitesinde ve bir üye olarak bölümün İstişare Heyetinde sekiz yıl boyunca çalıştı. Yatırım konularında özel biryeteneği olduğu söylenir. &lt;/div&gt; &lt;div&gt; &lt;/div&gt; &lt;div&gt;Kişiselolarak hali vaktinin yerinde olduğundan da şüphe edilemez. Thomson koyu bir dindardı ve kiliseye düzenli olarak devam ederdi. Thomson birçok açıdan İngiliz bilim hayatında Newtonkadar belirleyici oldu. 1906'da Nobel ödülünü kazandı. &lt;/div&gt; &lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt; &lt;tr _base_href="http://www.alkmaar.blogcu.com"&gt; &lt;td _base_href="http://www.alkmaar.blogcu.com"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt; &lt;td _base_href="http://www.alkmaar.blogcu.com"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;/div&gt; &lt;div style="font-weight: bold;"&gt; &lt;/div&gt; &lt;div style="font-weight: bold;"&gt;&lt;img src="http://item.slide.com/r/1/0/i/jHtQCHrRST_LhvIeSMPCTmjZNltfV50e2ALjSeUn_qbAkOCifIBq06q7DsKsm_ILW-2p4Fs08wiaUMrzuMpmBQ/" _base_href="http://www.alkmaar.blogcu.com" /&gt;&lt;/div&gt; &lt;div style="font-weight: bold;"&gt; &lt;/div&gt; &lt;div style="font-weight: bold;"&gt;&lt;strong&gt;1915'de 1920'ye kadar Birinci Dünya Savaşı boyunca etkinliklerini yöneterek Royal Society'e başkanlık etti. 1915'de Trinity College'in başına geçti. 1919'da yerini Ernest Rut herford'a bıraktı. Ancak aktif bilimsel çalışmasını sürdürdü. 1940'da öldü. &lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4241858489023388020-9066098187738780320?l=meraklisin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://meraklisin.blogspot.com/feeds/9066098187738780320/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4241858489023388020&amp;postID=9066098187738780320&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4241858489023388020/posts/default/9066098187738780320'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4241858489023388020/posts/default/9066098187738780320'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://meraklisin.blogspot.com/2008/03/elektronu-kim-buldu.html' title='Elektronu kim buldu?'/><author><name>Kurmay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10063618665340249652</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4241858489023388020.post-43406648927210442</id><published>2008-03-01T19:40:00.000+02:00</published><updated>2008-03-01T19:41:44.163+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kim buldu?'/><title type='text'>Alfabeyi kim buldu?</title><content type='html'>Zaman: İÖ 2. binyıl başları&lt;br /&gt;Mekân: Mısır ya da Filistin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazının kökeni muammalarla doluysa da, ilk alfabe bilmecesi hepsinden şaşırtıcıdır. Bunun eski Yunanlılar yoluyla modern dünyaya eriştiği iyi bilinmektedir -alfabe kelimesi Yunan dilinin ilk iki harfi olan alfa ve beta'dan türemiştir- ama alfabenin Yunanistan'da ilk kez nasıl ortaya çıktığı, Yunanlılar'ın sesli ve sessiz harflere harf eklemeyi nasıl akıl ettikleri ve daha da temelde, ilk alfabe fikrinin İÖ 2. binyılda Akdeniz'in doğu ucundaki Yunan-öncesi topluluklarının akıllarına nasıl geldiği konusunda hiçbir bilgimiz yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img402.imageshack.us/img402/8086/iviyazste2.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;  &lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img413.imageshack.us/img413/2466/hiyeroglifsa8.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Bilimadamları bu sorulara yaşamlarını adamışlarsa da, elde edilen kanıtlar kesin sonuca varmayacak kadar azdır. Alfabe Mezopotamya (çivi yazısı), Mısır (hiyeroglif) ve Girit yazılarından mı (Lineer A ve B) çıkmıştır? Yoksa bilinmeyen bir tek kişinin aklına "öylece" mi gelmiştir? Ve alfabe neden gerekli görülmüştür?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu, en yakın olasılık gibi gözüken, ticari bir zorunluluk muydu? Diğer bir deyişle, ticaret, Babil çivi yazıları ve Mısır hiyerogliflerinde daha kolay bir alışveriş kayıt yolu mu gerektirmişti? Ya da Akdeniz çevresinde birbirleriyle ticaret yapan çeşitli imparatorlukların ve grupların dillerini yazmanın kolay bir yolu olduğu için mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer öyle ise, Yunanistan'ın ilk alfabetik kitabelerinde ticaret ve alışveriş konusunda hiç iz olmaması şaşırtıcıdır. Gerek bu gerek diğer fikirler bazı araştırmacıları Yunan alfabesinin İÖ 8. yüzyılda Homeros'un sözlü destanlarını kaydetmek için icat edildiğini söylemeye götürmüştür.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;div align="center"&gt;&lt;span style="color:Blue;"&gt;&lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img262.imageshack.us/img262/2811/01kv2.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;  &lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img65.imageshack.us/img65/9987/02ju4.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Solda) Suriye'de Halep'te çağdaş bir çarşı. Alfabe eski Filistin, Lübnan ve Suriye'nin pazarlarında ülkelerarası ticareti, çok dilli pazarlığı ve kayıt tutmayı kolaylaştırmak ihtiyacından mı doğmuştur? (Sağda) Dünyanın ilk alfabetik yazısı bu mu? Mısır'da Vadi el-Hol'dan İÖ 1900-1800 yıllarına ait bir kitabe.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;EFSANEDEN VARSAYIMA&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kanıt yokluğunda boşluğu anekdotlar ve efsaneler doldurmuştur. Yetişkinlerin varolan yazılarındaki önyargılara ve çıkarlara sahip olamayacakları için sık sık çocukların alfabenin mucitleri olduğu da söylenmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir olasılık da, Kuzey Suriye'de çivi yazısı öğrenmekten bıkan parlak zekâlı bir Kenanlı çocuğun Mısır hiyerogliflerinde tek sessiz harfleri temsil eden az sayıda sembol fikrini alıp kendi Sami dilinin temel sessiz harfleri için yeni simgeler icat etmiş olmasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki de bunları ilk kez eski bir sokağın tozları arasına çizmiştir: Basit bir ev resmi, Sami "beth"i (alfabenin "be"si) "b" simgesi olmuştur. How The Alphabet Was Made'de [Alfabe Nasıl Yapıldı!} Rudyard Kipling'in çocuk kahramanı Taffimai "ses-resimleri" adım verdiği şeyler çizer. A harfi ağzı açık bir sazanbalığıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Taffimai babasına bunun "ah" sesi çıkardığında açık ağzına benzediğini söyler. O harfi yumurta ya da taş biçimlidir ve babasının "oh" dediği zaman ağzının aldığı biçimdir. S harfi yılana benzer ve yılanın çıkardığı tıslama sesinin karşılığıdır: Taffimai işte böyle olmayacak bir tarzda bütün alfabeyi tamamlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ortaya çıkan Kuzey Sami Alfabesi'nden, Fenikeliler'in, İsmailoğulları'nın ve Aramiler'in siyasal yönden güçlenmeleriyle ve ticaretin de gelişmesi sonucunda Kenan, Arami, Güney Sami alfabeleri ya da Seba ve Yunan alfabeleri ortaya çıktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Batı dünyasının alfabeleri ise Yunan alfabesi yoluyla, büyük bir olasılıkla Fenike alfabesinin gelişmesiyle oluşacaktı. Şair William Blake Jerusalem'de şöyle yazar: "Tanrı... esrarengiz Sina'nın korkunç mağarasında/ İnsana o harika yazı sanatını verdi." British Museum'daki küçük bir sfenks Blake'in en azından alfabenin yeri konusunda haklı olduğunu göstermişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sfenks 1905'te Mısırbilimci Sir Flinders Petrie tarafından uygarlıktan çok uzak bir köşede, Sina'da Serabit-el-Hadim'de bulunmuştu. Petrie, Mısırlılar zamanında işletilen eski turkuvaz madenlerinde kazılar yapıyordu. Sfenks'in 18. Hanedan'ın ortalarına ait olduğunu tahmin ettiyse de, günümüzde İÖ 1500 yılından kaldığı düşünülmektedir. Bir yanında garip bir yazı vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öteki yanında ve ön ayakları arasında yine yazılar ve "turkuvazın hanımefendisi, Hathor'un sevgilisi" olarak okunan Mısır hiyeroglifleri yer alır. Bu ıssız yerin kayaları üzerine şunlara benzeyen başka yazılar da kazınmıştı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img299.imageshack.us/img299/2000/03df7.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Petrie, bulunan yazının 30'dan az simgeden ibaret olduğu için bir alfabe olduğunu tahmin etti. Bu madende çoğunlukla köle olarak Kenan'dan (günümüzdeki İsrail ve Lübnan) gelen Samiler'in çalışmış olduğunu bildiği için yazıda kullanılan dilin bir Sami dili olduğunu düşündü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;On yıl sonra başka bir Mısırbilimci olan Sir Alan Gardiner, "proto-Sinaitik" simgeleri dikkatle inceledi ve bazıları ile Mısır hiyeroglifleri arasında benzerlikler olduğunu gördü. Gardiner, her simgeye, simgenin Mısır dilindeki anlamının Sami dilindeki kelime karşılığını verdi (Kitabı Mukaddes araştırmalarından çok sayıda Sami kelimeleri biliniyordu):&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img401.imageshack.us/img401/5774/04ds9.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Bu Sami adların, İbrani alfabesindeki harflerin adlarıyla eş olması Gardiner'i şaşırtmadı. İbraniler'in İÖ 2. binyılın sonlarında Kenan bölgesinde yaşadıkları biliniyordu. Ancak adların aynı olmasına rağmen, İbrani harflerinin biçimlerinin proto-Sinaitik simgelerden farklı olması bu iki yazı arasındaki bağlantının çok açık ve kesin olmadığını göstermektedir.&lt;br /&gt;Gardiner'in varsayımı ona Serabit el-Hadim sfenksindeki yazılardan birini çevirme olanağı vermiştir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img46.imageshack.us/img46/6325/05rd1.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;İngilizce çeviriyazıda bu simgeler, sesli harfleri çıkarılmış "Baalat" olacaktır, İbrani ve diğer Sami dilleri yazılarında sesli harf bulunmaz, okuyanlar dili bildikleri için sesli harfleri tahmin ederler. Gardiner'in okuduğu yazı mantıklıydı: Baalat, "Hanım" demektir ve Sina bölgesinde, tanrıça Hathor'un Sami dilindeki adıdır. Böylece sfenks üzerindeki yazı iki dilli olarak görünmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="color:Blue;"&gt;&lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img265.imageshack.us/img265/9938/hathorkj4.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Hathor&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak malzeme eksikliği ve proto-Sinaitik simgelerden çoğunun hiyerog-lifik karşılıkları olmadığı için daha fazla bir çözüm mümkün olmamıştır. Bilimadamlarının, bu çizgilerde Çıkış hikâyesini bulma umutları kırılmıştır. Ancak Musa'nın da On Emir'i taş levhalara yazmak için proto-Sinaitik yazıya benzer bir yazı kullanmış olması mümkündür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gardiner'in 1916'da yaptığı tahminin doğru olup olmadığını hâlâ bilemiyoruz. Petrie'nin Sina'daki keşiflerden onlarca yıl sonra yazının Mısır hiyeroglifleri ile ilk alfabeler arasındaki "kayıp halka" olduğu düşünülmüştü. (Bunlar Suriye kıyısında bugünün Ras Şamra'sı olan Ugarit'te İÖ 14. yüzyılda kullanılan 30 simgeli çivi yazısı alfabesi ve Kenan'da Fenikeliler'in İÖ 2. binyıl sonlarında 22 sessiz harfli alfabeleridir.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak Sina'da ıssız bir madende çalışan -ve herhalde cahil olan- işçiler bir alfabe yaratmış olabilirler mi? Lübnan ve İsrail'deki daha sonraki keşifler alfabenin Sinaitik kuramının romantik bir hikâye olduğunu göstermiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İÖ 17. ve 16. yüzyıl tarihlerinden kalma olduğu saptanan bu yazılar, o zaman Kenan topraklarında yaşayan insanların alfabeyi icat ettiklerini göstermektedir ki, bu da mantıklı olacaktır. Bunlar Mısır, Hitit, Babil ve Girit imparatorluklarının yol kavşaklarında yaşayan kozmopolit tüccarlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Varolan bir yazı sistemine bağlı değillerdi, öğrenmesi kolay, yazması hızlı ve fazla karışık olmayan bir yazıya ihtiyaçları vardı. Her ne kadar kanıtlanmış değilse de, (proto-) Kenanlılar'ın alfabeyi ilk kullananlar olmuş olmaları mümkündür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="color:Blue;"&gt;&lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img443.imageshack.us/img443/1808/06dv3.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;  &lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img300.imageshack.us/img300/7088/07xl1.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Solda) İlk alfabe muamması. 1905'te Sina'da bulunmuş bir sfenkste, ilk alfabe olduğu sanılan, Mısır hiyeroglifleriyle akraba proto-Sinaitik simgeler vardır. Bunları Kenanlı Sami madenciler kazımıştır. Alfabe Mısır'da mı, yoksa Filistin'de mi doğmuştur? (Sağda) Rudyard Kipling'e göre alfabenin doğuşu.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MISIR'DAN YENİ KANITLAR&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak son zamanlarda eski Mısır'daki yeni keşiflerle durum iyice karışmıştır ve şimdi Gardiner kuramının elden geçirilmiş bir şekli mümkün görünmektedir. Yale Üniversitesi'nden arkeolog John Co-leman Darnell ile karısı Deborah, 1999'da Güney Mısır çölünde eski seyahat yollarını araştırırken Thebes'in batısında Vadi el-Hol'da alfabetik yazıyı andıran örnekler bulduklarını bildirmişlerdir. Yazının tarihi ÎÖ yaklaşık 1900-1800'dür ki, bu da Lübnan ve İsrail'deki kitabelerden çok daha önce olmasıyla en eski alfabe yazısı olduğunu gösterir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki kısa metin, bir Sami yazısıyla yazılmıştır ve uzmanlara göre harfler Mısır yazısının yarı-bitişik yazı biçimine benzemektedir. Yazarın bir grup paralı askerle dolaşan bir katip olduğu sanılmaktadır (firavunlar hesabına çalışan pek çok paralı asker vardı).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer bu kuram doğruysa, o zaman alfabe fikrinin Mısır hiyerogliflerinden esinlendiği ve Filistin'de değil, Mısır'da icat edildiği anlaşılmaktadır. Ancak bu yeni kanıtlar da kesin değildir ve başka kitabelerin aranmasına devam edilmektedir. Alfabenin kökeni (ya da kökenleri) muamması henüz çözülmemiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkçe'nin alfabelerine göz atacak olursak, çok farklı alfabeler kullanıldığını görürüz. 5-6. yüzyıllarda kullanılan Göktürk yazısı, Cermenler'in kullandığı rünik alfabeye benzer. 8-15 yüzyıllar arasında kullanılan Uygur yazısı, Arami alfabesinden türeyen Soyal yazısının son biçimlerinden biridir. Uzun süre Arap alfabesiyle yazılan Türkçe, Türkiye devletiyle birlikte Latin alfabesiyle yazılmaya başlanmıştır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4241858489023388020-43406648927210442?l=meraklisin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://meraklisin.blogspot.com/feeds/43406648927210442/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4241858489023388020&amp;postID=43406648927210442&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4241858489023388020/posts/default/43406648927210442'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4241858489023388020/posts/default/43406648927210442'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://meraklisin.blogspot.com/2008/03/alfabeyi-kim-buldu.html' title='Alfabeyi kim buldu?'/><author><name>Kurmay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10063618665340249652</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4241858489023388020.post-6805841977094696111</id><published>2008-03-01T19:13:00.001+02:00</published><updated>2008-03-01T19:16:03.554+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Tarih'/><title type='text'>Atlantis</title><content type='html'>&lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img475.imageshack.us/img475/8868/atlantisplatongw0.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img239.imageshack.us/img239/2641/atlantis01jg9.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;(Solda) Atlantis hikâyesinin özgün kaynağı olan Platon'un (İÖ 427-347) I. yüzyılda yapılmış mermer büstü. Platon, Timaio ve Kritias diyaloglarında Atlantis'i ortaya atmış ve toplumunu ayrıntılarıyla ele almıştır. (Sağda) Athanasius Kircher'in Atlantis haritası (1678). Platon'un da belirttiği gibi ülkeyi Herakles Sütunları'nın ötesine, Atlas Okyanusu'nun ortalarına yerleştirir. Kuzeyin aşağı tarafta olduğuna dikkat!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaman: Bilinmiyor (İÖ yaklaşık 9600?/1520?)&lt;br /&gt;Yer: Akdeniz? / Atlas Okyanusu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün kentinden ve hemşehrilerinden söz ettiğinde aklıma tekrarlamakta olduğum bir hikâye gelmişti ve senin, nasıl bir esrarengiz rastlantıyla Solon'un anlattıklarıyla harfiyen uyuştuğunu görmekle şaşırdığımı söylemiştim. PLATON, KRİTİAS, İÖ 4. YÜZYIL.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanlığın Çok Eski çağlarının derinliklerindeki ve eski dünyanın tümüne hâkim olan büyük ve güçlü bir milletin akıl almayan bir felaket sonucunda neredeyse bir gece içinde sona ermiş olması insanları iki bin yıldır meşgul etmektedir. Burada büyük Atlantis ada milletinden söz ettiğimiz kuşkusuzdur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ATLANTİS: EFSANENİN İÇERİĞİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Atlantis'in doruk noktasına 11 bin yıl önce eriştiği söylenirse de, literatürde ortaya çıkışı ancak 2350 yıl önce, İÖ 359 ve 347 yılları arasıdır. Ülkenin adı Yunan filozofu Platon'un Sokrates ile öğrencileri arasındaki hayali konuşmalarının iki diyalogunda (Timaio ve Kritias) ortaya çıkar. Timaio diyalogunun başında Sokrates bir gün önceki "mükemmel" toplum konuşmasına değinir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Platon burada uzun yıllar önce yazdığı en ünlü diyalogu olan Devlet'e atıfta bulunmaktadır. Platon, Sokrates'e Devlet'te sunulan mükemmel hükümetin unsurlarını saydırır: Zanaatkarlar ve çiftçiler askeriyeden ayrılacaktır, askerler merhametli olacak, atletizm ve müzik eğitimi alacak, komün halinde yaşayacak ve altına, gümüşe ya da herhangi bir özel mülke sahip olmayacaklardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sokrates varsayımsal tartışmalardan bıkıp öğrencilerine uygulamalı felsefe denilebilecek bir ödev verir. Devlet'te vazedilen kavramlara göre yaşayan bir toplumu haklı bir savaşa sokarak mükemmelleştirmelerini söyler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hocasının önerisini yerine getiren Kritias şöyle der: "O halde, Sokrates, garip ama gerçekten doğru olan şu hikâyeyi dinle." Kritias bu hikâyeyi dedesinden (onun da adı Kritias'tır) dinlediğini söyler. Dedesi de babası Dropides'ten, o da Yunan bilgesi Solon'dan dinlemiştir. Solon ise İÖ 600 yılından hemen sonra bulunduğu Mısır'da Mısır rahiplerinden duymuştur. Böylece Platon'un kendi anlatımına göre Kritias'tâ iki yüz yıl önce ortaya atılmış bir hikâyeyi dolaylı olarak duymaktayız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MÜKEMMEL DEVLET, ATİNADIR, ATLANTİS DEĞİL&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mısırlı rahipler Solon'a "bütün kentlerin en iyi yönetileni" olan eski Atina hakkında bir hikâye anlatmışlardı. Platon'un mükemmel devlet modeli işte zamanından 9300 yıl öncesinin bu eski Atina'sıdır. Rahipler Solon'a, eski Atinalılar'ın en büyük kahramanlık eylemini anlatırlar: Atinalılar "Avrupa'nın ve Asya'nın tümüne bir sefer açan büyük bir devleti" savaşta yenmişlerdir. Bu yayılmacı millet "Herakles Sütunları"nın ötesinden, Atlas Okyanusu'ndan gelmiştir. Ve bu büyük devletin adı Atlantis'ti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Atlantis, ta Mısır'a kadar kuzey Afrika'nın tümünde egemendi. Ancak Kritias'ın söylediğine göre o savaşta Atinalılar tarafından yenilen Atlantis, tanrılar tarafından depremler ve sellerle ortadan kaldırılmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kritias, Atlantis hikâyesini anlattıktan sonra Sokrates'e şöyle der: "Dün kentinden ve hemşehrilerinden söz ettiğinde aklıma tekrarlamakta olduğum bir hikâye gelmişti ve senin, nasıl bir esrarengiz rastlantıyla Solon'un anlattıklarıyla harfiyen uyuştuğunu görmekle şaşırdığımı söylemiştim."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img239.imageshack.us/img239/3525/atlantis02qm3.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img114.imageshack.us/img114/6238/atlantis03lr7.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;(Solda) Girit'in doğusunda Zakros'taki Minos sarayından kristal bir vazo. Minoslular'ın sanat ve mimarideki gayet apaçık teknik gelişmişlikleri, bu etki uygarlık ile Platon'un diyaloglarında anlatılan aşırı gelişmiş Atlantis toplumu arasında ortak noktalar aranılmasına yöneltmiştir. (Sağda) İspanya'da bulunmuş ve İÖ 450 yıllarına ait olan "Elche Leydisi". Bazı aşırı kuramcılar bunun bir Atlantis rahibesi olduğunu iddia ederler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ATLANTİS İÇİN TARİHİ BİR KAYNAK MI?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Platon, Atlantis ya da eski Atina tarifini gerçek tarihe mi dayandırmıştır, yoksa bütün olayı uydurmuş mudur? Platon'un zamanındaki Yunanlılar'ın perspektifinden bile eski sayılacak önemli bir Akdeniz uygarlığı vardı ve bu da, en azından kısmen büyük doğal felaketlerle imha olmuştu: Minoslular'ın Girit'i.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı çağdaş bilimadamları Atlantis'in yeri ve boyutları Kritias'ta yanlış ifade edilmiş ya da abartılmış olsa da, (belki de yanlış çeviri nedeniyle) Platon'un hikâyesinin Yunanistan'ın doğusunda ve Ege Denizi'nde Girit'in kuzeyindeki Thera adasının yanardağ patlamasına dayandığı fikrindedirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İÖ 17. ya da 16. yüzyıldaki Thera patlamasından kalan volkanik püskürtüler, 1838'de patladığında on binlerce insanın ölümüne neden olan Krakatoa'nınkinin iki katıdır. Thera'daki daha büyük patlama çok etkili olmuş olmalıdır ve bu nedenle de tesirin dolaylı olduğu Mısır gibi ülkelerin tarihi kayıtlarında yer alması mümkündür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazıları için Minoslular'ın Girit'i Atlantis'tir ve Platon, Kritias'ta ülkenin Thera patlamasıyla yokolmasını çarpıtmıştır. Ancak bu iddiayı sürdürebilmek için Girit'in yerinin neden yanlış olduğu, boyutlarının neden farklı olduğu, neden yanlış zamanda gelişmiş olduğu, Atina ile hiç savaşmadığını ve bir felaketle yok edilmemiş olduğunu açıklamak gerekecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arkeoloji, Minos kıyı topluluklarının Thera'daki patlamanın yarattığı tsunami dalgalarıyla ağır hasara uğradığı halde Minos uygarlığının daha iki yüzyıl yaşadığını ve hatta geliştiğini kanıtlamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başka bilimadamları Thera'daki ünlü Minos kolonisinin Atlantis için model olduğunu iddia etmişlerdir. Minoslular'ın buradaki yerleşim merkezi yanardağın patlamasıyla yok olmuştu, ancak Platon'un da eski bir uygarlığın bir ileri karakolunun yok edilmesinden söz etmediği de kesindir. Yine de, Thera, Platon'un Atlantis modeli olamayacak kadar yanlış yerde, yanlış boyutta ve yanlış çağdadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img475.imageshack.us/img475/4180/atlantis04vv8.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img475.imageshack.us/img475/369/atlantis05mq8.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;(Solda) Atina ile Isparta arasındaki Peloponnesos Savaşı'nda (İÖ 431-404) öldürülen iki savaşçı: Khairedemos ve Lykeas. Platon zamanında yapılan bu savaşta her iki kentin çeşitli cepheleri -örneğin Isparta'nın politik yapısı- Platon tarafından Atlantis ile Atina arasındaki çatışmayı formüle etmek için kullanılmış olabilir. (Sağda) Ignatius Donnelly'nin "Dolphin Boğazı"nı gösteren Atlas Okyanusu haritası, Donnelly burasının kayıp kıta Atlantis'in denize batmış kalıntısı olduğuna inanıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ATLANTİS: ÇAĞDAŞ FANTEZİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Atlantis konusunda herhangi bir tartışma bu kayıp kıta hakkında 19. ve 20. yüzyıllarda ileri sürülen gerçekten garip iddialardan söz edilmeden tamamlanmış olamaz. Minnesota Eyaleti kongre üyesi, iki kere başkanlık adayı ve amatör bir tarihçi olan Ignatius Donnelly 1881'de, "Atlantis: The Antediluvian World" adlı kitabını yayımlayarak efsaneyi herkesten çok canlandıran kişidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Donnelly'ye göre Platon'un Atlantis'i Mısır, Mezopotamya, İndus Vadisi ve Avrupa'nın olduğu kadar Güney ve Kuzey Amerika uygarlıklarının kaynağı ve büyük kültürel başarıların kökenidir. Donnelly'nin tezi çağdaş arkeoloji ya da jeoloji araştırmaları altındaki dayanak noktalarından yoksundur. Bu kültürlerin evrimlerini, değil Atlantis'e, başka herhangi bir tek ana kaynağa borçlu olduklarını gösteren herhangi bir kanıt yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak, diğer 19. ve 20. yüzyıl düşünürleriyle karşılaştırıldığında Donnelly, bir entelektüel itidal örneğidir. Helena Blavatsky'nin liderliğini yaptığı Teosofistler, Atlantisliler'in uçakla uçtuklarını ve uzaydan gelen yabancılardan aldıkları ekinleri biçtiklerini iddia ediyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha yakın zamanlarda, geç 20. yüzyılda yaşayan psişikler, kayıp kıtadan ruhlarla bağlantı kurduklarını iddia etmişler ve modern dünya insanlarına Atlantisliler'den çeşitli öğütler aktırmışlardı. Kuşkusuz bu iddiaları destekleyen hiçbir kanıt yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img239.imageshack.us/img239/2162/atlantis06xk8.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img475.imageshack.us/img475/5544/atlantis07so7.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;(Solda) Girit'te Knossos'ta Taht Odası. Tahtın iki yanında bitkiler ve yarı aslan yarı kartal yaratıklar resmedilmiş. Minos Girit'i önemli bir erken dönem Akdeniz uygarlığıdır ve Platon'un zamanında artık çok eskilerde kalmıştı. Platon, Atlantis tanımını bu topluma mı dayandırmıştır? Ne yazık ki, bütün gerçekler bu kurama uyum göstermiyor. (Sağda) Minoslular'ın Knossos Sarayı ya da Tapınağı, İÖ 2. binyıl ortalarından kalmıştır. Burası çok odalı ve gayet zarif duvar resimleriyle büyük bir yapıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Platon'un Görüşü&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Platon'un, diyaloglarını kurmak için iyi bildiği tarihi kayıtları kullandığı kuşkusuzdur. Belki de onun zamanından bin yıl önce güçlü bir devleti yok eden doğal bir afetin gelenekleri vardı ve Platon mesajını iletmek İçin bu hikâyeleri kullanmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak, Kritias'ın kısmi bir mecazi yorumunu destekleyenler bile Platon'un tarih yazma niyetinde olmadığını, hikâyenin bazı unsurlarını vermeye çalıştığı derste mecaz olarak kullanmak istediğini kabul ederler. Örneğin, Atlantis Destroyed adlı kitabında Rodney Castleden, Platon'un Atlantis'inin Minos Girit'i ile Thera'nın iyi bir eşleştirilmesi olduğunu ve hikâyenin o bölümünün Atina'yı Isparta ile karşı karşıya getiren daha yakın tarihteki Peloponnesos Savaşı'nın anlatımı olduğunu iddia eder. Bu savaşta Isparta muzaffer çıkmıştı ve Isparta'nın politik yapısı Platon'un eski Atina tanımına girmiş görünmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son olarak, Kritias'ta Atlantis'te belirli eski toplumların ayrıntılarının paralellerini aramak Platon'un vurgulamak istediği bir şey değildir. Onun Kritias'ın ağzından söylettiği şeyler tarihi anlatmak amacını değil, ne de olsa tarihçi olmayıp bir filozof olan yazar için daha önemli bir işlev yüklenir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Platon, görüşünü belirtmek için Atlantis'i neredeyse yenilmesi imkânsız bir düşman olarak göstermektedir. Platon'un Atlantis'i ayrıntılı olarak tanımlaması okura onun maddi zenginliğini, teknolojik gelişmişliğini ve askeri gücünü anlatmaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kritias daha küçük, maddi açıdan yoksul, teknolojik olarak o kadar gelişmemiş ve askeri açıdan zayıf Atinalılar'ın Atlantisliler'i yenebileceği ana mesajını iletir: Tarihte önemli olan yalnızca servet ya da güç değildir. Daha da önemli olan insanların kendi kendilerini yönetme biçimleridir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Platon için mükemmel bir devletin ve toplumun entelektüel başarısı, maddi refah ya da güçten önemlidir. Bu noktayı vurgulamak için esaslı bir hikâye anlatması da Platon'un bir öğretmen olarak üstünlüğünü gösterir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;EDEBİYAT VE ATLANTİS&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Atlantis efsanesi, Ortaçağ'da Yunanlılar'dan Arap coğrafyacılara, onlardan da Avrupalı yazarlara geçmiştir. Montaigne, Buffon ve Voltaire gibi yazarlar bile bu efsaneye inanmışlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Atlantis efsanesinin etkisiyle çok sayıda edebi yapıtlar da yazılmıştır. Francis Bacon'un fizik bilimlerinin ideal devletini betimleyen "Nova Atlantis (Yeni Atlantis)", İsveçli Rudbeck'in "Atland eller Mahneim (Atlantis ya da Mahneim)", Kristof Kolomb'u, yitik eski kıtaları aramaya çıkan biri olarak tasarlayan Katalan yazar Jacinto Verdaguer'in "L'Atlantida" adlı şiiri, Gerhardt Hauptmann'ın aynı efsaneyi simgeleştirerek, bir kadın oyuncuya âşık olan bir bilim adamının psikolojisine uyguladığı romanı Atlantis ve P. Benoit'in "Atlantide" adlı kitapları bunlardan bazılarıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca jeoloji biliminde Atlantis adı resmi olarak, Atlas Okyanusu'nun yerinde bulunduğu varsayılan karalara verilen bir addır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4241858489023388020-6805841977094696111?l=meraklisin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://meraklisin.blogspot.com/feeds/6805841977094696111/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4241858489023388020&amp;postID=6805841977094696111&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4241858489023388020/posts/default/6805841977094696111'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4241858489023388020/posts/default/6805841977094696111'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://meraklisin.blogspot.com/2008/03/atlantis.html' title='Atlantis'/><author><name>Kurmay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10063618665340249652</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4241858489023388020.post-3391764072140120186</id><published>2008-03-01T19:07:00.000+02:00</published><updated>2008-03-01T19:08:29.033+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Tarih'/><title type='text'>Nuh tufanı</title><content type='html'>Zaman: Efsane / İÖ 6. binyıl ortaları&lt;br /&gt;Mekân: Güneybatı Türkiye / Karadeniz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve allah Nuh'a dedi: Önüme bütün beşerin sonu geldi; çünkü onların sebebile yeryüzü zorbalıkla doldu ve işte ben onları yeryüzü ile beraber yok edeceğim. Kendine gofer ağacından bir gemi yap... Ve ben, işte ben kendisinde hayat nefesi olan bütün beşeri yok etmek için yeryüzü üzerine sular tufanı getiriyorum. TEKVİN 6: 13,17&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitabı Mukaddes'te dünyanın tümünü boğan büyük Tufan hikâyesi Tekvin kitabının 6-9 bölümlerinde anlatılır. Tanrı, yarattıklarını insanlığın günahları nedeniyle yok etmeye karar verdiğinde namuslu bir insan olduğu için yalnızca Nuh'u kurtarmıştı. Tanrı ona, küçük küçük odaları olan bir eve benzeyen bir gemi yapması için ayrıntılı bir talimat verdi. Yağmurlar başlayınca Nuh ailesini ve yeryüzündeki yaratıkların her birinden birer çifti gemisine aldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yağmurlar toprağın tümü örtülene kadar yağdı ama sonra kesildi ve sel suları çekilmeye başladı. Gemi Ağrı Dağı üzerinde kaldı. Nuh gemiyi terk edip edemeyeceğini anlamak için kuşları salıverdi. Önce bir kuzgun ve sonra da üç kere bir güvercin gönderdi. Sonuncu kuş geri dönmeyince yeryüzünün kurumakta olduğunu ve gemiden inebileceklerini anladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuru toprağa ayak basınca ilk işi bir kurban adamak oldu. Tanrı bunu kabul etti ve bir daha insanların günahları için dünyayı cezalandırmamaya karar verdi. Nuh ile bir ahit yaptı ve ona "Semereli olun ve çoğalın ve yeryüzünü doldurun" emrini verdi (Tekvin 9:1). Yeryüzündeki bütün hayvanlara insanlar bakacaktı ve bu ahdin işareti olarak Tanrı gökyüzüne gökkuşağını yerleştirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nuh'un Gemisi'nin Aranması&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanlar çok eski çağlardan beri Nuh'un gemisinin oturduğu dağ tepesini aramışlardı. Zamanımızda bile geminin kalıntılarını bulmak için seferler düzenlenmiştir ve Yakındoğu'da seçilecek pek çok dağ vardır. Bunlardan biri Irak'ta (eski Mezopotamya'da) Kerkük yakınlarında eskiden Nısır Dağı olarak anılan Pir Ömer Gudrun'dur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burası Zagros Dağları'nda, eski Asur ülkesinin doğusundadır. Yine gözde yerlerden biri Van Gölü doğusundaki yüksek dağlardır. Asur İmparatorluğu zamanında (İÖ yaklaşık 9-7. yüzyıllar) burası Urartu krallığıydı (bu adla Kitabı Mukaddes'teki Ararat adının benzerliğine dikkat ediniz). Bu sıradağların en yüksek tepesi olan Masis Dağı da zaman zaman Nuh'un gemisinin arandığı yerlerden biri olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Van Gölü'nün güneydoğusundaki dağlar da aranmış ve kimi zaman iyimserlik dalgalarına neden olmuşsa da gemi asla bulunamamıştır. Tekvin Kitabı'ndaki Nuh hikâyesi, tarihi terimlerle ifade edilmiş olmadığı için bunda şaşılacak bir şey yoktur. Hikâye biçim olarak mitolojiktir. Kendisine tapanlarla doğrudan doğruya konuşan bir Tanrı imajını korumaktadır. Tanrı "tek ve mutlak" olarak tanımlanmıştır ama her nasılsa insan karakterlidir ve o dönemin diğer Yakındoğu halklarının Tanrılarından pek farklı değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img414.imageshack.us/img414/3043/nuhad2.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img414.imageshack.us/img414/6153/nuh00ke5.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;(Solda) Nuh'un Gemisi, Ağrı Dağı üzerinde: Bir güvercin gagasında yapraklı bir dal parçasıyla dönerek suların çekilmekte olduğu haberini getiriyor. (Sağda) Eski Babil'den ünlü Gılgamış Destanı'nın Nuh'un Mezopotamya'daki karşıtı olan Utnapiştim'in tufan hikâyesinin anlatıldığı ikinci tableti (İÖ yaklaşık 2000-1800 yılları).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tufanın İzlerinin Araştırılması&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyük bir Tufan ve sonra dünyaya yeni bir hayat getirmek üzere oradan sağ çıkan kahramanın hikâyesi Güney Amerika'dan Avustralasya'ya ve Akdeniz' den Mezopotamya'ya kadar eski mitolojilerin çoğunda görülür. Yunan Tufan kahramanının adı Deucalion'du. Nuh gibi o da karısıyla bir gemi yapmış, içini hayvanlarla doldurmuş ve yok olmaktan kurtulmak için denizlere açılmıştı. Eski Mezopotamya'da Tufan kahramanı çeşitli dönemlerde Ziusudra, Atrahasis ve Utnapiştim adlarını almıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tevrat'taki Nuh hikâyesine en çok benzeyen bu Mezopotamya efsanesidir. Brİtish Museum'dan George Smith 1873'te Gılgamış Destanı'nı yayınlamıştır. Uruklar'ın bu efsane kralı yakın dostu Enkidu'yla bir çok serüven yaşar. Enkidu ölünce çok üzülen Gılgamış, karısıyla beraber Tufan'dan sağ çıkan ve Tanrılar'ın ölümsüzlük bağışladığı atası Utnapiştim'den ebedi hayatın sırrını öğrenmek üzere yola çıkar. Utnapiştim'in hikâyesi ayrıntılı olarak anlatılır ve Tanrılar'ının çokluğu dışında Tevrat'ın Nuh ve Gemisi hikâyesinin benzeridir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mezopotamya'nın bütün kentleri zorunlu olarak bu nehirlerin ya da onların kollarının birinin boyunca kurulmuşlar ve nehirler yerleşim birimlerine hayat verirken taşkın tehlikesi de getirmişlerdi. Eğer nehrin yukarısında, Suriye ya da Türkiye'de aşırı yağışlar olmuşsa ya da karlar dağlarda çok çabuk erimişse, o zaman bu büyük nehirler taşar ve çevrelerindeki küçük yerlere büyük zararlar verirdi. Bu gibi durumlarda bir taşma izi, beklenen bir şeydir. Günümüzde güneyde pek çok eski yerleşim birimi artık çöllerde kalmıştır. Bunun nedeni zamanla nehirlerin yataklarını değiştirmiş olmasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img214.imageshack.us/img214/1387/nuh01jd0.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Venedik'te San Marco kilisesinin mozaikleri: Nuh ile ailesi gemide. Nuh hayvanları çifter çifter gemiden indiriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karadeniz mi Taştı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;William Ryan ve Walter Pitman adlı iki Amerikalı bilimadamı yeni ve gayet ilginç bir kuram ortaya atmışlardır. Bunların ikisi de özellikle Karadeniz'le ilgilenen jeofizikçilerdir. Onlara göre Büyük Tufan, Karadeniz'de İÖ 6. binyılda gerçekten olmuş çok büyük bir âfettir. Karadeniz o zamanlar şimdi jeologların Yeni Euxine Gölü adını verdikleri bir tatlı su gölüydü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O sıralarda yüzeyi deniz düzeyinin 150 metre altındaydı. Buzul çağı sonunda buzdağlarının erimesi dünyanın tümünde denizlerin yükselmesine neden oldu. Akdeniz (ki, o da Cebelitarık Boğazı yoluyla Atlas Okyanusu'ndan beslenmekteydi) tuzlu suyunu Çanakkale Boğazı'ndan Marmara Denizi'ne boşalttı. Denizin doğusunda bir kara parçası Marmara'nın Yeni Euxine'yle birleşmesini önlüyordu. Ancak deniz yükseldikçe su bu bölgeyi ilk başlarda yavaş ve sonra belki daha büyük bir hızla aşmaya başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra herhalde Türkiye'de çok olan depremlerden biri sırasında toprak ayrıldı ve milyonlarca ton tuzlu su günümüz Boğaziçi'ne dolup oradan da çok aşağılardaki göle dolmaya başladı. Ryan ve Pitman iki yıl boyunca bu dar kanaldan günde 10 mil küp suyun batıdan doğuya boşaldığını ve böylece kendisine bir yatak kazarak önündeki her şeyi silip süpürdüğünü tahmin etmektedirler. Bu durumda bile Karadeniz'in tümü günde 15 santim yükselecek, gölün kıyısındaki düz arazi günde 1,5 km kadar toprak altında kalacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gölün çevresinde tıpkı Yakındoğu'nun diğer yerlerinde olduğu gibi çiftçilikle geçinen insanlar yaşamaktaydı. Bunların çoğu yükselen sulardan hayvanlarını alıp kayıklarla, eşeklerle hatta gerekirse yaya olarak kaçmış olacaklardır. Dört bir yana kaçan bu gruplar Tufan'ın korkunç anılarını da taşıyacaklardı. Bu anılar zamanla kuşaklar boyu saz şairleri ve sıradan insanlar tarafından şarkılar ve hikâyeler olarak anlatıldıkça folklora ve efsanelere dönüşeceklerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuram buydu ve bu kuram da şimdi Karadeniz'in tabanı uzaktan kumandalı kameralı denizaltı araçlarıyla araştırılarak sınanmaktadır. Kameraların gönderdiği görüntüler grubun gemisinde izlenmektedir. ilk bulgular heyecan vericidir: 91 metre derinlikte binaya benzer kalıntılara rastlanılmıştır ve bu araştırmalar sıklaştırılacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki Amerikalı bilimadamına göre Tufan efsanesinin kökeni budur. Nuh'un hikâyesi bunun bir anısı, Mezopotamya destanları ikinci ve hatta Yunanistan'daki Deucalion efsanesi bir üçüncüsü olabilir. Bu fikrin kanıtlanması güçse de, kolaylıkla gözardı edilemeyeceği de kesindir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img117.imageshack.us/img117/2716/nuh02tx4.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img414.imageshack.us/img414/48/nuh03ny4.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;(Solda) Sir Leonard Woolley'nin 1920'lerde güney Mezopotamya'da Ur'da kazdırdığı Büyük Tufan Çukuru. Woolley, Tufan'ın kanıtlarını bulduğunu sanmışsa da, iki iskân katmanının arasındaki alüvyon katmanı, Ur kentinin bile tümünü etkilemeyen bir taşkına işaret etmekteydi. (Sağda) Karadeniz'in şimdi batmış olan eski kıyı çizgisini araştıran bir gemide, Robert Ballard başkanlığındaki ekip uzaktan kumandalı kameralarla deniz dibini tarıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekvin'den Tufan Seçmeleri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ve onu şöyle yapacaksın: Geminin uzunluğu üç yüz arşın, genişliği elli arşın ve yüksekliği otuz arşın olacaktır. Gemiye ışıklık yapacaksın ve onu yukarı doğru bir arşına tamamlayacaksın ve geminin kapısını yan tarafına koyacaksın; alt, ikinci ve üçüncü katlı olarak onu yapacaksın. (...)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat seninle ahdimi sabit kılacağım ve sen ve seninle beraber oğulların ve senin karın ve oğullarının karıları gemiye gireceksiniz. Ve seninle beraber sağ kalmak için her yaşayan, bütün beden sahibi olanlardan, her nevinden ikişer olarak gemiye getireceksin, erkek ve dişi olacaklar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cinslerine göre kuşlardan ve cinslerine göre sığırlardan, cinslerine göre toprakta her sürünenden, her neviden ikişer olarak, sağ kalmak için sana gelecekler. Ve sen yenilen her yemekten kendine al ve yanını topla ve sana ve onlara da yiyecek olacaktır. Ve Nuh, Allah'ın kendisine emrettiği her şeye göre yaptı; öyle yaptı."&lt;br /&gt;Tekvin, 6: 15-22.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img117.imageshack.us/img117/379/nuh04jc0.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;İÖ 6. binyılda Karadeniz taşkını. Deniz yüzeyi 150 metre yükselmiş ve tatlı sudan tuzlu suya bir geçiş olmuştur.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4241858489023388020-3391764072140120186?l=meraklisin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://meraklisin.blogspot.com/feeds/3391764072140120186/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4241858489023388020&amp;postID=3391764072140120186&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4241858489023388020/posts/default/3391764072140120186'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4241858489023388020/posts/default/3391764072140120186'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://meraklisin.blogspot.com/2008/03/nuh-tufan.html' title='Nuh tufanı'/><author><name>Kurmay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10063618665340249652</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4241858489023388020.post-9026748365447998126</id><published>2008-03-01T19:06:00.000+02:00</published><updated>2008-03-01T19:07:10.306+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Merak(her telden)'/><title type='text'>5000 yıllık buz adam</title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img316.imageshack.us/img316/5121/buzadam01ia1.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Zaman: İO 3300-3200&lt;br /&gt;Mekân: İtalyan Alpleri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alplerde olay: Hauslabjoch'ta bulunan ceset. Ölü adamın kimliği henüz tespit edilemedi. Cesedin yanında bulunan eşyalardan, kazanın on dokuzuncu yüzyılda olmuş olacağı tahmin ediliyor. POLİS RAPORU, KONRAD SPİNDLER'DEN, 1994.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;19 Eylül 1991'de iki Alman dağcısı modern çağlardaki mükemmel korunmuş ilk en eski insan cesedini buldular. Yer İtalyan Güney Tiroller'inde, Avusturya uluslararası sınırından yalnızca 90 metre berideydi. Alpler'in bu bölümü, adını dar ve uzun Ötztal Vadisi'nden alan Ötztaler Alpleri olarak bilinir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ceset günümüzde bir Avusturyalı gazetecinin, vadinin adından yola çıkarak "Ötztal" ve Himalayalar'daki efsanevi dev kar adamını simgeleyen "yeti" sözcüklerinden türettiği "Ötzi" adıyla anılmaktadır. Ancak çoğu kimse ondan, yalnızca "Buzadam" olarak da söz eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu keşfin ıssızlığı Buzadam'ın sonunun nasıl geldiği konusunda pek çok varsayımın ortaya atılmasına neden olmuştur. Bilimsel analizler adamın kişisel sağlığı, yanında taşıdıkları ve cesedinin yakınlarında bulunan malzemeleri hakkında pek çok ayrıntı sağlamıştır. Buzadamın kimliğini gösteren ve arkeologların, Alpler'in o yüksek noktasında ne aradığı konusunda varsayımlar ileri sürmelerini sağlayan bu malzemelerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img518.imageshack.us/img518/1463/buzadam02up4.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;1991 Eylül'ünde hâlâ kısmen buzlar içinde sıkışmış olan Buzadam. Gövdesinin üst kısmı buzdan kurtarılmış. Ceset İnnsbruck'taki Adli Tıp Enstitüsü'ne kaldırıldıktan sonra yaşı ve önemi anlaşılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BEDEN, GİYSİLER VE MALZEMELER&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cesedin 25 ile 45 yaşlarında bir adama ait olduğu anlaşılmıştır. Çok iyi korunmuş olması, hücrelerin moleküler yapısının da günümüze kalmasını sağlamıştır. Bu olağanüstü korunmanın nedeni Buzadam'ı ölümüne götüren ve ölümden sonra da devam eden bir dizi olaydır. Adamın erken bir sonbahar tipisine tutulduktan sonra öldüğü tahmin edilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üzerini örten ince kar tabakası, ceset sonbahar rüzgârlarıyla kururken böcek larvalarının saldırısını önlemiştir. Kısacası burada yalnızca doğal bir "dondurarak kurutma" olayı yaşanmıştır. Yoğun karlı bir kış başladığında cesedin durumu artık büyük ölçüde sabitleşmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha güvenilir olması için dört ayrı laboratuvarda yapılan hücrelerin radyokarbon testlerinde, bu olayların İÖ 3300 ve 3200 yılları arasında yeraldığı tespit edilmiştir. Ceset 1991 Temmuz'unda rüzgârın sahradan taşıdığı tozların da hızlandırmasıyla başlayan kar erimesine kadar 5000 yıl orada gömülü kalmış olmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buzadamın korunması böylece esrarengiz olmaktan çok şaşırtıcıdır ve yanında taşıdığı eşya gerçekten ortaya pek çok sorunun çıkmasına neden olmuştur. Buz oyuğunun içinde yatan cesedin çevresinde, sapı porsuk ağacından bir bakır balta, tamamlanmamış bir yay, karaçam tahtası ve hayvan derisinden yapılma bir sırt çantası, bir çakmaktaşı bıçak ve kını, iki çakmaktaşı uçlu oku ve on iki tamamlanmamış oklu geyik derisinden bir sadak ve kemerine asılı buzağı derisinden bir kese vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img316.imageshack.us/img316/2543/buzadam03bs7.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img316.imageshack.us/img316/1205/buzadam04cc2.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Ötztal cesedi ve malzemelerinden bazıları. Tahta sapına bağlı bakır balta cesedin yakınlarında bulunmuş ve yaşı hakkında ilk belirtileri sağlamıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunların yanı sıra, giysilerinin parçaları da günümüze kalmıştı: Hayvan postundan bacak sargıları, pançoyu andıran bir dış giysi, içlerine sıcak tutması için ot doldurulmuş deri ayakkabılar ve bir yer örtüsü ya da battaniye olabilecek otlardan bir pelerin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sıcak tutan ve günümüzün sugeçirmez malzemelerinin yokluğuna rağmen, bu giysiler de, en azından kış ayları dışında sert Alp iklimi için yeterli görünüyordu. Ama aynı şey Buzadam'ın taşıdığı malzemeler için söylenemez. Yayının ve oklarının çoğunun bir avlanma ya da saldırıya karşı koyma için tamamlanmamış olması, Ötzi'nin bu yolculuk için iyi hazırlanmış olmadığını göstermektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca, adam çok sağlıklı da değildi. Tırnaklarından birinin analizinden, ölmeden önceki altı ay içinde en az üç kere ciddi bir hastalık geçirdiği anlaşılmıştı (tırnaklarının büyümesi kesintiye uğramıştı). Adamın sırtının altında, sol bacağında ve sağ diz ve ayak bileğinde dövmeler vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlar süs olabilirse de, Buzadam'da kireçlenme olduğu anlaşıldığına göre dövmelerin tedavi edici bir işlevleri de olmuş olabilir. Adamın bağırsak muhteviyatının analizi, Buzadam'da kronik ishale neden olabilecek bir bağırsak iltihabı olduğunu da göstermiştir. Ancak en ciddisi, kaburgalarının sekizinin çok uzun olmayan bir süre önce kırıldığının da saptanmış olmasıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kemikler kaynamaya başlamıştı bile. Bu da Buzadam;ın bir şiddet olayına karışıp köyünden kaçtığı ve henüz tamamlanmamış malzemesiyle Alpler'den geçerken erken bir kış fırtınasına tutulduğu varsayımlarının ortaya atılmasına neden olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img316.imageshack.us/img316/422/buzadam05sp3.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;(Solda) Buzadamın malzemeleri ve peleriniyle canlandırılmış hali. Sazdan ya da ottan yapılma pelerinler 18. yüzyılda Avrupa'nın bazı yerlerinde hâlâ giyilmekteydi. (Sağda) Tamamlanmamış yay ve oklar. Buzadam eğer avlanmaya niyet etmişse hiç de İyi hazırlanmış değildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÇOBAN MI, ŞAMAN MI?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buzadam hakkında başka yorumlar da mümkündür. Bunlardan biri de adamın bir çoban olmasıdır. Gövdesindeki yosunlarda yapılan incelemeler, bunların Alpler'in güneyinden geldiği göstermektedir ki, bundan da adamın, öldüğü yerin yalnızca 20 kilometre güneyinde olan Vinschgau'lu olduğu sonucu çıkarılabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pollen, adamın sonbahar başlarında öldüğünü ileri sürmüştür: Bu takdirde sürüsünü yaylalarda otlatan sağlıksız bir çoban olduğu da düşünülebilir. Buzadam, bulunduğu sığ oyuğa şiddetli ama erken bir fırtınadan korunmak için sığınmış ve orada donup ölmüş de olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak herkes böylesine yavan bir açıklamayla yetinecek değildi. Bazıları Buzadam'ın bir şaman ya da bir ritüel uzmanı olduğunu iddia etmiştir. Tamamlanmamış avcılık malzemesi, dövmeler, beyaz mermerden delikli ve deri püsküllü bir boncuk bu iddiayı desteklemek için kullanılmıştır. Bilindiği gibi şamanlar genelde ıssız yerlerde ruh dünyasıyla ilişki kurarlar ve bu da onun yüksek dağlara çıkışını açıklayabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uluslararası bir uzmanlar ekibi, Buzadam'ın yaşını, sağlık durumunu ve ölüm nedenlerini ayrıntılı bir incelemeyle araştırmışlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Etnografik örnekler parlak ya da cilalı taşların özel bir önem ya da güç taşıdığına inanıldığını göstermektedir. Buzadam'ın samanlığı konusundaki kanıtların pek fazla olduğu söylenemezse de, bu da kolay kolay gözardı edilmeyecek bir olasılıktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cesedin böyle korunmuş bir biçimde bulunması, onu başka şeylerle kıyaslama olanağı vermemektedir. Daha fazla kanıt olsaydı Buzadam'a, ritüel ya da dini bir statü vermeye bu kadar istekli olmazdık. Malzemesinin garipliğine rağmen onu hayattaki konumuna göre değil, İÖ 4. binyıl sonlarında Alpler'in yükseklerinde yaşayan bir toplumun kaderi ve cesediyle önem kazanan tipik bir üyesi olarak değerlendirirdik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img167.imageshack.us/img167/3614/buzadam06ju9.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Cilalı mermer bilya ve bağlı püsküller, Buzadam'ın bir şaman olduğu iddiasına yol açmıştır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4241858489023388020-9026748365447998126?l=meraklisin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://meraklisin.blogspot.com/feeds/9026748365447998126/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4241858489023388020&amp;postID=9026748365447998126&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4241858489023388020/posts/default/9026748365447998126'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4241858489023388020/posts/default/9026748365447998126'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://meraklisin.blogspot.com/2008/03/5000-yllk-buz-adam.html' title='5000 yıllık buz adam'/><author><name>Kurmay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10063618665340249652</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4241858489023388020.post-500237453486420410</id><published>2008-03-01T18:51:00.000+02:00</published><updated>2008-03-01T18:53:47.213+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Tarih'/><title type='text'>Kral Arthur ve kutsal kase</title><content type='html'>Zaman: 400-600 yılları&lt;br /&gt;Mekân: Britanya&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer tam olarak ne olduğunu görebilsek kendimizi, Odisseia ya da Eski Ahit kadar iyi bir temele dayanan, esin kaynağından ve insanlığın mirasından kopması imkânsız bir konuyla karşı karşıya bulurduk. Bunların hepsi gerçektir, gerçek olmalıdır ve ayrıca gerçek olması daha çok ve daha iyidir. WINSTON CHURCHILL, 1956&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kral arthur efsaneleri "gerçek" midir? Ve bunlar tarihi gerçekleri yansıtmakta mıdır? Çağdaş Arthur meraklılarının çoğu, Churchill'in bu saptırıcı özdeyişi karşısında pek rahat değillerdir. Bu insanlar elimizdeki tarihi ve arkeolojik kanıtlarla Arthur'un varlığını kanıtlamamız "gerektiğine" inanmaktadırlar. Ancak bu, sorunu daraltmak olur. Arthur esrarının "gerçeği" yalnızca tarih ve arkeolojide değil, aynı zamanda mitolojide, folklorda, edebi eleştiride ve diğer disiplinlerdedir. Camelot'yu araştırırken bir değil pek çok Arthur ile karşılaşmaya hazır olmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarihi bir Arthur bir olasılık ise de, sağlam kanıt eksikliği vardır. Arthur'un eylemlerinin ilk yazılı kayıtları -Annales Cambriae (Galler Tarihi Olayları) ve ünlü Historia Brittonum (Britanyalılar'ın Tarihi)- 8. ve 9. yüzyıllarda Arthur'un ölümü için verilen tarihten (Annales Cambriae'de 537) 300 yıl sonra yazılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arthur'dan söz edilen Gal şiiri Y Gododdin daha eski olabilir (şiir sözlü olarak 600 yıllarında söylenmeye başlamıştır) ancak yazılı olarak 13. yüzyılda görülür. Arthur'un varlığı konusunda bir ilk kaynak yoktur. Altıncı yüzyıl başlarında yazan Britanyalı Gildas, Arthur'dan söz etmez, iki yüzyıl sonra Gildas ve diğer birincil kaynaklara dayanarak ünlü tarihini yazan Bede de, Arthur'dan söz etmemektedir. Çağından kalma belge olmayınca tarihçiler de Arthur'un varlığını güçlü bir biçimde savunamamışlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img244.imageshack.us/img244/9408/kingarthur01zr5.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;  &lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img90.imageshack.us/img90/255/kingarthur02zh5.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:Blue;"&gt;(Solda) Glastonbury Tor bir zamanlar bataklıkla çevriliydi ve Ortaçağ'da Avalon Adası olarak bilinirdi. (Sağda) Cornwall'da "Tintagef Adası" olarak bilinen kayalık burnun havadan görünüşü.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ARTHUR VE ARKEOLOJİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Glaston manastırında keşişler 1191'de eski mezarlıklarını kazınca ilginç bir mezarla karşılaştılar, îçi oyuk bir kütük tabutta iriyarı bir erkekle sarı saçları hâlâ duran bir kadının kemikleri vardı. Mezarın yanındaki devrilmiş bir kurşun haçın üzerinde Latince bir yazı okunuyordu: Hic iacet sepultus incli-tus ıex Arturius in insula Avalonia (Burada Avalon Adası'nda ünlü Kral Arthur yatıyor).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kazı konusu tartışmalı olmasaydı, Arthur ve Avalon konularının fazla bir esrarı olmayacaktı. Ancak Glastonbury keşişleri ne aradıklarını biliyorlardı -bir ozan, hamileri Kral II. Henry'yi sözde "uyarmıştı"- ve Arthur'un kemiklerinin bulunması, manastırı yeniden inşa edecek geliri sağlayacak hacıların akmasını sağlayacaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arthur'u Avrupa'da meşhur eden kitap -Monmouth'lu Geoffrey'in History of the Kings of Britain'i (1136'da yazılmıştı)- o sırada çağdaş bilimadamları tarafından eleştirilmekteydi. Ayrıca günümüz bilimadamları da haçtaki (ki kemiklerle birlikte o da kayıptır) harflerin Arthur'un sözde yaşadığı çağdan çok sonrasına ait olduğunu ve keşişlerin sahtekârlık yaptığına kanaat getirmişlerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sahtekâr olsun ya da olmasınlar, Glastonbury keşişleri Arthur'un var olup olmadığı konusunda maddi delil arayan ilk kişilerdi. Camelot araştırması ilk eski çağ araştırmacılarını büyülemiş, bunlar Güney Cadbury gibi yerlerle Arthur'u ilişkilendirmişlerdi. Ancak 20. yüzyılda modern arkeolojinin gelişmesiyle "Arthur Çağı" hakkında (5 ve 7. yüzyıllar) yeni ve ikna edici kanıtlar ortaya çıkmaya başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk keşif Cornwall'da Tintagel'de, Geoffrey'in History'sinde Arthur'un doğum yeri olarak gösterilen bölgede yapıldı. Ralegh Radford'un kazıları daha sonraki Norman şatosunun altında taştan yapılma birkaç küçük bina ile binlerce çömlek parçasını ortaya çıkardı. Yapılarda dikkati çekecek bir şey yoksa da, çanak çömlek parçaları 5. yüzyıldan 7. yüzyıla kadar Doğu Akdeniz'den ve Kuzey Afrika'dan getirtilen zarif sofra takımlarıyla amforalara (şarap ve yağ kapları olmalıydı) aitti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Radford, Tintagel'i, Britanya'nın Roma İmparatorluğu'nun bir eyaleti olması sona erdikten yüzyıl sonra, keşişleri Akdeniz dünyasıyla ticaret yapan bir Kelt manastırı olarak yorumladı. Daha yakın zamanlarda bilimadamları Tintagel'i vergi alan ve çevresindekilere armağanlar dağıtan güçlü bir reisin üssü olarak görmektedirler. Bu reis Arthur muydu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tintagel'de yapılan son kazılarda daha pek çok küçük bina çıkmış ve bir kanalizasyon hendeğini örten arduvaz levha üzerindeki Latince ARTOGNOV kelimesine rastlanılmıştır. Bunun Galli karşılığı Arthnou demektir. Bu, Arthur'un varlığına işaret etmezse de, altıncı yüzyılda Tintagel'de Latince okuryazarlığının ve düzenli bir mühendisliğin varolduğunun kanıtıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dikkatleri çeken diğer bir kazı da Leslie Alcock'un 1960lı yılların sonunda Güney Cadbury'deki çalışmasıdır. Yüzyıllardır "Camelot" olarak bilinen bir yerde Alcock, bir tepeye inşa edilmiş Demir Devri'nden kalma bir kale kazısında burasının Neolitik Dönem'den Geç Sakson dönemine kadar iskân edilmiş olduğunu saptamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Arthur" döneminde (5. ve 6. yüzyıllar) kale tahkim edilmiş, çevredeki düzlükte yeni binalar ve bu arada büyük bir "şölen" salonu yapılmıştır. Burada Tintagel'de bulunanların eşi çanak çömlek parçalarının bulunması Güney Cadbury'nin de 5. ve 6. yüzyıllarda lüks mallar ticaretinde faal olduğunu göstermiştir. Ayrıca, yeni surları inşa etmek ve korumak için gerekecek insangücü önemli bir yerel kralın varlığına da işaret etmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img172.imageshack.us/img172/8665/kingarthur03qy0.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;  &lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img165.imageshack.us/img165/9966/kingarthur04kn2.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:Blue;"&gt;(Solda) Winchester Yuvarlak Masası: 13. ya da 14. yüzyılda yapılmış olan bu büyük meşe ağacından masa, VIII. Henry'nin hükümdarlığı zamanında yapılmıştır (Arthur burada, bir Tudor Kralı'na benzemektedir). (Sağda) Tintagel'de C bölgesinde kazı yapan Glasgow Üniversitesi ekibi.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;KUTSAL KÂSE&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Myrddin (Merlin) ve Tristan ile Isolde efsaneleri gibi Kutsal Kâse de Arthur efsanelerine daha sonraları eklenen bağımsız bir efsane olabilir. Kâse, 1190 yıllarında Chretien de Troyes tarafından yazılan Fransız şiiri Perceval'de. ilk ortaya çıktığında sakat Balıkçı Kral'ın şatosunda, içinde ayin ekmekleri sunulan süslü bir tabaktır (Eski Fransızca'da graal). Şiir yarım kaldığı için daha sonraki yazarlara kâseyi çok çeşitli biçimlerde sunma özgürlüğü tanınmıştır. Bunlardan bazıları Hıristiyanlık öncesi, Kelt'lerin tılsımlı kazanlar masallarını yansıtır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak bu masalların en popüleri, kâseyi Son Yemek'in kupasıyla, san graal ya da "kutsal kâse"yle ilişkilendirendir. Ortaçağ söylencelerine göre bu kutsal emanet, Arimethalı Yusuf'un eline geçmiş, onun ailesi de bunu Glastonbury'de adanın ilk Hıristiyan cemaatinin kurulması sırasında Britanya'ya getirmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiç kuşkusuz Glastonbury keşişleri bu efsanenin oluşmasında üzerlerine düşen rolü oynamışlardır. Yine de arkeologlar Glastonbury'de bu ilk Hıristiyan cemaati söylencesinin doğru olup olmadığını merak etmişlerdir. Ralegh Radford 1950'li yılların sonunda manastırın bazı bölümlerinde kazılar yapmıştır. Sakson binalarının altında çok eski zamanlardan kalma bazı yapılar bulmuş ve bunları kurucuların kilisesi olarak tanımlamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca, eski mezarlıklarda Glastonbury keşişlerinin gerçekten dedikleri yerlerde kazılar yapıp eski zamanlardan kalma mezarlar bulduklarını saptamıştır. On yıl sonra Philip Rahtz, yakınlardaki Glastonbury Tor'da yaptığı kazılarda ahşap bina kalıntıları, maden işçiliği molozları ve bu iskânı Arthur dönemine kadar geri götürmesini sağlayan çömlek parçaları bulmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img127.imageshack.us/img127/7582/kingarthur05lf4.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;  &lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img237.imageshack.us/img237/2350/kingarthur06uc5.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:Blue;"&gt;(Solda) Tintagel'de 1998'de yapılan kazılarda Artognov adının yazılı olduğu taş levha. (Sağda) 8. yüzyıl yapımı olan süslü Ardagh Kupası pek çok çağdaş yazarın Kutsal Kâse imajıdır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BİR ZAMANLARIN VE GELECEĞİN KRALI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arkeolojik faaliyetlere rağmen tarihi bir Arthur'la özdeşleştirilecek herhangi bir şey bulunmuş değildir. Bu arada, İngiltere ve Amerika'da bir Arthur kitapları sanayii başını alıp yürümüştür. Bu detektif hikâyelerini andıran eserlerde çeşitli Arthur adayları vardır: 2. yüzyıl Romalı generali Lucius Artorius Castus, Bröton savaşbeyi Riothamus, Gwynedd adında pek bilinmeyen bir Galler kralı ve İskoç kralı Âedân mac Gabrâin'in oğlu Artuir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada yerel turizm şirketleri, Arthur'un Cornwallı mı, Galli mi, yoksa İskoç mu ilan edileceğini merakla beklemektedirler!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arthur'un bir parçasını elde etme çabası yeni bir şey değildir. Ünlü İngiliz kralı Aslan Yürekli Richard, bizzat katıldığı Haçlı Seferi sırasında bir yoldaşına, Excalibur olduğu söylenen bir kılıç vermiştir, VIII. Henry, imparator V. Şarl'a Winchester Sarayı'nda asılı olan "gerçek" Yuvarlak Masa" tablosunu (ancak tabloda Henry'nin kendisinin tıpatıp benzeri vardır) göstermiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hem İngiliz hem de Galli prensler, kendi siyasal hedeflerini desteklemek için Merlin'in Arthur hakkındaki kehanetlerini kullanmışlardır ve Spenser ve Alfred Tennyson gibi çok sonraki şairler hüküm sürmekte olan kralların zaferlerini büyütmek için Arthur hakkında yeni hikâyeler yazmışlardır. Ortaçağ efsanelerinin çoğunda Arthur'un sonu bir gizlilik perdesiyle örtülü olduğu için, kendisi, her kuşakta yeniden ortaya atılıp tartışılacak, kusursuz bir "geçmişin ve geleceğin" kralıdır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4241858489023388020-500237453486420410?l=meraklisin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://meraklisin.blogspot.com/feeds/500237453486420410/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4241858489023388020&amp;postID=500237453486420410&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4241858489023388020/posts/default/500237453486420410'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4241858489023388020/posts/default/500237453486420410'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://meraklisin.blogspot.com/2008/03/kral-arthur-ve-kutsal-kase.html' title='Kral Arthur ve kutsal kase'/><author><name>Kurmay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10063618665340249652</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4241858489023388020.post-8493695093256228541</id><published>2008-03-01T18:50:00.000+02:00</published><updated>2008-03-01T18:51:30.110+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Tarih'/><title type='text'>İason ve Argonotlar</title><content type='html'>&lt;div id="post_message_912329"&gt;  Zaman: İÖ 8. yüzyıl?/efsane&lt;br /&gt;Mekân: Karadeniz Bölgesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Phoibos, senin gibi yaparak altın postu elde etmek için Pontus'un ağzı ile kara kayalar arasından Argo'yu geçiren o eski zaman insanlarının muhteşem başarılarını hatırlatacağım. RODOSLU APPOLONİOS, İÖ 3. YÜZYIL&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konusu genç bir kahramanın bir yolculuğa çıkıp uzak bir yerden dönerek yetişkinliğe geçişi olan İason ile Argonotlar efsanesinin Yunanistan'da eskilere dayanan kökleri vardır. En azından lirik şair Pindaros'un hikâyenin bir versiyonunu İÖ 5. yüzyılda yaratmasına kadar uzanırsa da, en çok bilinen versiyonu İÖ 3. yüzyılda Rodoslu Apolonios'un Argonautika'sıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İASON'UN MİRASI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Efsane, Tesalya'da İolkos kralı Aison'un iktidar yükünden bıkıp devlet dizginlerini, oğlu İason'un erişkinliğine kadar kardeşi Pelias'a bırakmasıyla başlar. Pelias tek sandaletli bir adama karşı uyarılmıştır ve İason yetişkin bir insan olup tahtta hak iddia etmeye geldiğinde birini yolculuk sırasında kaybettiği için saraya tek sandaletle gelir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İason'dan korkan ve tahttan da inmek istemeyen Pelias onu İolkos'tan belki de ebediyen uzaklaştırmak için bir hileye başvurur. İason'a iktidarı almadan önce uzaklardaki Kolkhis'ten ailesine ait olan efsanevi altın postu geri getirmesi gerektiğini söyler. İason bu yolculuğa çıkmayı kabul eder. Argo adını verdiği sağlam bir gemi yaptırır, aralarında Theseus, Herakles ve Orpheus gibi kahramanların ve yarı tanrıların bulunduğu bir mürettebat toplar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilinmeyen sularda tehlikeli bir yolculuktan sonra İason ile Argonotlar'ı Kolkhis'e varırlar. Burada Kral Aietes, İason'un bir dizi sınavdan geçtiği takdirde altın postu alabileceğini söyler. İason sınavları geçer, altın postu alır ve yine aynı derecede tehlikeli bir yolculuktan sonra kendi krallığına döner.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img243.imageshack.us/img243/1148/ias01hv2.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;  &lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img166.imageshack.us/img166/9392/ias02vk0.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:Blue;"&gt;(Solda) Tim Severin'in İason ile Argonotlar'ın yolunu izleyerek yaptığı yolculuktaki Argo gemisinin kopyası. (Sağda) Kırmızı figürlü vazo, İÖ yaklaşık 470-460; İason altın postu alırken Athena ona bakıyor. Sağda Argo'nun kıç direği; direk başının insan başlı olması geminin konuşabildiğini gösteriyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İASON'UN YOLCULUĞU EFSANESİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Altın postlu koyunlar, tanrılar ve yarı tanrılar dolu bu hikâyenin düşsel unsurlarını kimse gerçek olarak kabul edemez. Ancak pek çok araştırmacı, hikâyenin Akdeniz'den Karadeniz'e geçen eski Yunan denizcilerinin ilk deniz seferlerinde elde edilen coğrafi bilgileri içerdiğini de belirtir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzak ülkelere yapılan seyahat geleneklerine tarihi bir temel göstermeye yönelik diğer çabalar gibi -Çinliler'in Fu-sang hikâyesi, ya da Aziz Brendan'ın Azizlere Vaat Edilen Ülkeye Gidişi gibi- İason'un seyahatinin tarihe uygun olduğu iddiası maddi kanıtlara dayandırılmamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu tür kanıtlar yolculuğu yapanların gittikleri yerlerde bıraktıkları arkeolojik kalıntılar (Argonautika'da İason ile adamları yol boyunca arkeologlar tarafından bulunabilecek bir dizi tapınak inşa etmişlerdir) ya da gittikleri yerin yerlileriyle ticaret yaparken bıraktıkları nesneler ya da ziyaret ettikleri yerden aldıkları ve sonra yurtlarındaki arkeolojik kazılarda bulunan egzotik nesnelerden oluşabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa îason ve Argonotlar hikâyesinin tarihi temelinin açıklanması coğrafyaya dayandırılmaktadır. Daha basit bir biçimde ifade etmek gerekirse, İason'un hikâyesinin okurları hikâyede gerçek mekânları bulmak için sözü edilen mekânların ayrıntılarını aramışlardır.&lt;br /&gt;İASON KARADENİZ'E GİTTİ Mİ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yunan efsanelerini araştıranlardan çoğu bu yaklaşımı kullanarak Kolkhis krallığının Apollonios'un tarif ettiği gibi Euxine Gölü'nün (Yunanlılar'ın Karadeniz'e verdikleri ad) doğusunda günümüz Gürcistan Cumhuriyeti'nde olduğuna inanırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarihi ve arkeolojik kanıtlar Yunanlıların antik çağlarda Karadeniz kıyılarını keşfedip koloniler kurduklarını gösterir: Bölgedeki Yunan kolonileri İÖ yedinci yüzyıla kadar uzanır ve ilk keşifler İÖ sekizinci yüzyılda başlamış olabilir. Eski Yunanlılar açısından Kolkhis'in yeri Apollonios'un çok doğru olarak tanımladığı gibi "yeryüzünün ve denizin en uzak sınırlarında"ydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Apollonios'a göre İason, Yunan kıyı kenti îolkos'tan yola çıkmış, Çanakkale Boğazı'na girmiş, Boğaziçi'nin girişini koruyan "Çarpışan Kayalar" (Symplegades) arasındaki tehlikeli geçitten (önce bir güvercin uçmuş, kapanan kayalar güvercinin kuyruğunu kıstırınca kayaların açılmasını bekleyip ileri atılarak) çıkmış, sonra kuzey Türkiye kıyıları boyunca doğuya giderek Kolkhis'e varmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İason ve yanındaki kahramanlar burada gemiden inerler, ve kral Aietes'in huzuruna çıkarlar. Postu vermek için burnundan ateş püskürten iki boğayı boyunduruğa vurma şartı ve ona yardıma koşan kralın kızı Medea ayrı bir konudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İason'un hikâyesinin çeşitli versiyonlarında farklılıklar varsa da, Apollonios'un Argonautika'smda Argonotlar geldikleri yoldan dönmeyip kuzeye çıkmışlar, Apolonios'un Istrus adım verdiği, Yunanlılar'ın bildiği, Tuna dediğimiz ırmağa varmışlardır. Bu yorumda îason ile Argonotlar, Apollonios'un Adriyatik Denizi'ne döküldüğünü sandığı Tuna boyunca yollarına devam etmişlerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Argonotlar bundan sonra Argo'yu Apollonios'un Rhodanus dediği (ki, Fransa'daki Rhöne olduğu anlaşılmaktadır) ırmağa sokmuşlardır. İason yine Apollonios'un Akdeniz'e döküldüğünü tahmin ettiği Rhodanus'u izlemiş, sonra da İtalya'nın batı kıyısından aşağı inerek Thrinakia (Sicilya) ile İtalya arasındaki boğazdan geçmiş, Kuzey Afrika'da yoluna bir süre karadan devam ettikten sonra kuzeye yönelip Girit'in doğusundan geçerek İolkos'a varmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img133.imageshack.us/img133/5116/ias03bu3.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;  &lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img136.imageshack.us/img136/7692/ias04tv4.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:Blue;"&gt;(Solda) Kül-Oba'dan Athena başlı altın pandantif, İÖ yaklaşık 400-350. Karadeniz'de Yunan altın işçiliğinden bir örnek. Yunanlılar'ın bölgenin altın madenleri konusundaki bilgileri Altın Post hikâyesine katkıda bulunmuş olabilir. (Sağda) Argo Symplegades'ten -Çarpışan Kayalar- geçerken. B. Picart, 1730-31.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İASON KUZEY AVRUPA'YA MI GİTTİ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dönüş yolculuğunun bir başka senaryosunda Istrus, Tuna değil, Rusya'daki Don Irmağı'dır ve Argo buradan Volga'ya geçmiş, Volga üzerinden Barents Denizi'ne çıkmış, batıya doğru Avrupa kıyılarını izleyerek Cebelitarık Boğazı'na gelmiş, oradan doğuya dönüp Akdeniz'den geçerek İolkos'a dönmüştür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Argo'yu bu yolda karadan millerce yürütmek aşılmaz bir sorun gibi görünse de, burada kahramanlardan ve yarı tanrılardan söz ettiğimiz unutulmamalıdır. Apollonius'un daha mantıklı yolunda bile Argonotlar teknelerini Akdeniz'i bulana kadar Libya çöllerinde taşımışlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İASON AMERİKAYA MI GİTTİ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Henriette Mertz, The Wine Dark Sea (1964) adlı çalışmasında çok daha akılalmaz bir yol önermektedir. Mertz'e göre Kolkhis, Karadeniz'de bir krallık değil, Güney Amerika'da Bolivya'da Titikaka Gölü'nün hemen güneyinde bir prensliktir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Apollonius'un Çarpışan Kayalar tanımı Hertz'e göre doğal bir gelgit olgusunu anlatmaktadır ki, bu Karadeniz'de mümkün olmayıp Küba ile Haiti arasındaki boğazı göstermektedir. Mertz, Argonotlar'ın daha sonra Kuzey Amerika kıyılarına paralel olarak kuzeye yöneldiklerini ve oradan da Yunanistan'a döndüklerini iddia etmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İASON EFSANESİ: KARAR&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu spekülasyonları destekleyecek arkeolojik kanıt yoktur. Ne Brezilya'da, hatta ne de Kuzey Avrupa'da eski Yunan eserlerinin bulunduğu arkeolojik alanlar olmadığı gibi, Yunanistan'da da Kuzey Avrupa ya da Yeni Dünya'nın bilinen nesnelerine rastlanılmamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir roman yazarının tezgâhında dokunan bütün eserler gibi burada da gerçek iplikleri varsa da, İason'un hikâyesi bir tarih olarak amaçlanmamıştı. Bu bir kahramanın yolculuğu ve bir gencin erişkinliğe varışının hikâyesidir, bir anı kitabı değildir. Ancak Karadeniz kıyılarındaki Yunan kolonilerinin arkeolojik kanıtları İason'un hikâyesinin Yunanlılar'ın kendi bildikleri dünyanın ucundaki coğrafya bilgilerine dayandığı varsayımını desteklemektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GEMİ VE MÜRETTEBAT&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Argo ve Argonotlar Efsanevi gemi Argo (hızlı) elli beş kürekli bir gemiymiş ve onu yapan ustanın adı da Arestor'un oğlu olduğu söylenen Argos imiş. Sefere katılan Argonotlar, Troya Savaşı'ndan önceki kuşaktan kişilerdir. Efsane yazarlarının listeleri birbirini tutmamakla birlikte, İason, usta Argos, dümenci Tiphys, şair Orpheus, İdmon, Amphiaros ve Mapros adlı kâhinler, Borlas'ın oğulları ve Herakles en bilinenleridir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img151.imageshack.us/img151/5324/ias05on4.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;  &lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img82.imageshack.us/img82/7334/ias06og5.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;  &lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img172.imageshack.us/img172/3370/ias07qn6.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:Blue;"&gt;İason ile Argonotlar'ın inanılırlık sırasına göre muhtemel yolları.1. Rodoslu Apollonius'a göre Karadeniz'in doğu ucundaki Kolkhis'e gidiş yolu doğrudan doğruya ama dönüşü dolaylı. 2. Bu daha hayali yolda dönüş yolculuğunda Argo Kuzey Avrupa, İskandinavya ve Fransa ile İspanya'nın çevresinden dolaşıyor. 3. Henriette Mertz, efsanenin çeşitli versiyonlarındaki nirengi noktalarını yorumlamasına dayanarak Argonotlar'ın Atlas Okyanusu'nu geçerek Güney Amerika'ya ulaştıklarını iddia ediyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4241858489023388020-8493695093256228541?l=meraklisin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://meraklisin.blogspot.com/feeds/8493695093256228541/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4241858489023388020&amp;postID=8493695093256228541&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4241858489023388020/posts/default/8493695093256228541'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4241858489023388020/posts/default/8493695093256228541'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://meraklisin.blogspot.com/2008/03/iason-ve-argonotlar.html' title='İason ve Argonotlar'/><author><name>Kurmay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10063618665340249652</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4241858489023388020.post-2582849198806984371</id><published>2008-03-01T18:46:00.000+02:00</published><updated>2008-03-01T18:47:09.119+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ne Nedir?'/><title type='text'>Sfenks nedir?</title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img136.imageshack.us/img136/9194/untitledaa6.png" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Zaman: İÖ yaklaşık 2500&lt;br /&gt;Mekân: Gize, Mısır&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tek sesli ama önce dört, sonra iki, sonra üç ayaklı, yeryüzünde ya da gökyüzünde ya da denizde bundan daha değişken bir şey yoktur. Bu şey ayakları üzerine kalktığında gücü en zayıf, yürüyüşü en yavaştır.&lt;br /&gt;SFENKS'İN OİDİPUS'A SORDUĞU BİLMECE.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sfenksle en çok ilişkilendirilen bilmece, Yunan efsanesinde Oidipus'un çözdüğüdür. Ancak el-Gize'deki piramitlerin yanında duran ve kötü ruhlu Yunan sfenksinin uzaktan akrabası olan Büyük Sfenks'i saran muammaların sayısı Oidipus'a sorulan bilmeceyi çocuk oyuncağı bırakacak kadar çok daha fazladır. Sfenks ne zaman yapılmıştır? Kim, kimin için yapmıştır? İçinde ya da altında gizli odalar var mıdır? Bu soruların muhtemel cevapları, arkeoloji, eski tarih ve jeoloji karışımı içindedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img176.imageshack.us/img176/4695/sf01ho2.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;  &lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img81.imageshack.us/img81/6043/sf02sj9.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:Blue;"&gt;(Solda) Gize'deki Vadi Tapınağı'nda yeralan Kefren heykeli. Bu firavun, büyük olasılıkla Sfenks'i yaratan kişidir. Sfenks'in başı yapılırken firavunun başı örnek alınmıştır. (Sağda) Sfenks'in Kefren piramidinin Vadi Tapınağı yanındaki yerini gösteren el-Gize krokisi.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SFENKS NEDİR?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eski Yunanlılar sfenks kelimesinin "boğmak" (Sphingein) anlamına gelen kelimeden türetildiğini sanmışlarsa da, gerçek kökeninin Mısır dilindeki shesep ankh ("yaşayan görüntü") olması daha muhtemeldir. Bu deyim heykeller için ve zaman zaman da Büyük Sfenks için kullanılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mısır'da sfenksler genellikle aslan (güneş tanrıyla özdeşleşmiş bir simgedir) gövdeli ve çoğunlukla kraliyet başlığı giymiş insan başlı olarak yapılmıştır. Aslanın ve insanın birleşmesinin, kralın güneş tanrısı Ra ile birleşmesini simgelediği kabul edilmektedir. Mısır sfenksleri ile Yunan karşıtları arasındaki önemli bir fark, en eski Mısır sfenkslerinin hep erkek olmalarıdır. Orta Krallık döneminde ise ilk kanatlı sfenksler yapılmaya başlanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img201.imageshack.us/img201/7785/sf03pg2.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;  &lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img206.imageshack.us/img206/5894/sf04ae8.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:Blue;"&gt;(Solda) Sfenks'in pençeleri arasındaki Rüya Kitabesi. (Sağda) Sfenks'in çeşitli bölümlerindeki erozyon farklılıklarının, yontulduğu taş blokun çeşitli jeolojik katmanlarından kaynaklandığı anlaşılmıştır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BÜYÜK SFENKS'İN TARİHÇESİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kefren piramitinin (İÖ yaklaşık 2500) geçidi yanında bulunan Büyük Sfenks 73 metre uzunluğunda ve 20 metre yüksekliğindedir. Taşocağından kalan bir kaya tepesinden yontulmuştur ve sık sık üzeri temizlenip açığa çıkarılmışsa da, genelde hemen hemen tümüyle kumlar altında kalmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sfenksle aynı taştan yapılma, tamamlanmamış bir tapınak, 4. Hanedan zamanında (İÖ yaklaşık 2575-2465) anıtın önünde inşa edilmiştir. Bunun güneşin üç biçimi olan sabahları Khepri'ye, öğlenleri Re'ye, ve akşamları Atum'a tapınmak için yapıldığı anlaşılmaktadır. (Bu senaryo, yukarıda verilen Yunan mitolojisinin sfenks bilmecesinde anlatılan insanın üç çağına şaşırtıcı bir paralellik göstermektedir.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni Krallıkla Sfenks, belki de gömülü Sfenks'in ufuktan doğan dev bir hükümdarın başına benzediği için Horemakhet ("Ufuktaki Horus") ile özdeşleştirilmişti. Sfenksin üstünü örtmüş kumdan en ünlü temizlenişi, IV. Thutmosis (İÖ yaklaşık 1400) tarafından Sfenks'in tam önüne dikilen "Rüya Kitabesinde kayıtlıdır. Burada genç prense rüyasında, eğer Sfenks'i örten kumlardan kurtarırsa, bir sonraki kral olacağına söz verildiği yazılıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha 18. Hanedan'dan başlayarak (İÖ yaklaşık 1550-1307), Sfenks kireçtaşı ile giydirilerek onarılmaya başlanmış ve ayakları arasına ayakta duran bir hükümdar heykeli eklenmişti. Son yıllarda, burnunu yüzyıllar önce kaybeden heykelin giderek yıkılması konusundaki kaygılar artmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sfenks'in kayıp sakalının parçalan Giovanni Bat-tısta Caviglia ve daha sonraki kazıcılar tarafından toprak altından çıkarılmıştır. Sakalın parçalarından parçalar, British Museum ile Kahire'deki Mısır Müzesi'nde sergilenmektedir. Yakın zamanlarda erozyon ve yükselen yer suları bir sorun olmuştur ve bölge, bilimadamları tarafından heykelin çürümesinin nedenlerini tespit etmek üzere yakın bir ekolojik incelemeye alınmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img90.imageshack.us/img90/2718/sf05uv2.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;  &lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img137.imageshack.us/img137/8375/sf06pc1.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:Blue;"&gt;(Solda) Halen büyük bir kısmı kumlara gömülü olan Sfenks, 18. yüzyıl sonlarında Napolyon'un Mısır seferine katılan ressamların taşbaskı çizimlerinde böyle resmedilmişti. (Sağda) Sfenks'in bilgisayarla tamamlanmış durumu. Yeni Krallık heykeli, Sfenks'in pençeleri arasında.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4241858489023388020-2582849198806984371?l=meraklisin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://meraklisin.blogspot.com/feeds/2582849198806984371/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4241858489023388020&amp;postID=2582849198806984371&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4241858489023388020/posts/default/2582849198806984371'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4241858489023388020/posts/default/2582849198806984371'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://meraklisin.blogspot.com/2008/03/sfenks-nedir.html' title='Sfenks nedir?'/><author><name>Kurmay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10063618665340249652</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4241858489023388020.post-5407710493479534412</id><published>2008-03-01T18:45:00.001+02:00</published><updated>2008-03-01T18:45:47.072+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Merak(her telden)'/><title type='text'>Piramitlerin birkaç gizemi</title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color:Red;"&gt;Piramitlerin Gizemleri&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 153);"&gt;Kahire de bulunan Keops Piramiti'nin 12 ton ağırlığında iki buçuk &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 153);"&gt; milyon taş bloktan oluştuğunu, günde on blok yerleştirilmesi halinde &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 153);"&gt; yapımının 664 yıl süreceğini, piramitin üstünden geçen meridyenin &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 153);"&gt; karaları ve denizleri tam eşit iki parçaya böldüğünü ve piramitin &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 153);"&gt; dünyanın ağırlık merkezinin tam ortasında bulunduğunu, yüksekliğinin &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 153);"&gt; (164 m.) bir milyarla çarpımının güneşle dünyamız arasındaki uzaklığı &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 153);"&gt; verdiğini, taban alanının yüksekliğinin iki katına bölünmesinin pi &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 153);"&gt; sayısını verdiğini, biliyor muydunuz? &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Piramitlerin inşa edildiği taşları temin etmek için en yakın mesafe&lt;br /&gt;yüzlerce kilometre uzaklıktadır. Bu taşların nasıl getirildiği&lt;br /&gt;bilinmemektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Piramit kimin adına yapıldıysa, onun bulunduğu odaya, yılda sadece 2&lt;br /&gt;kez güneş girmektedir (Doğduğu ve tahta çıktığı günler).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Mumyalarda radyoaktif madde bulunuyor. Bu yüzden mumyaları ilk kez&lt;br /&gt;bulan 12 bilim adamı kanserden ölmüştür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Piramitlerin içerisinde ultra sound, radar, sonar gibi cihazlar&lt;br /&gt;çalışmamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Kirletilmiş suyu, birkaç gün pramit in içine bırakırsanız suyu&lt;br /&gt;arıtılmış olarak bulursunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Pramit in içerisinde süt birkaç gün süreyle taze kalır ve sonunda&lt;br /&gt;bozulmadan yoğurt haline gelir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Bitkiler pramit in içinde daha hızlı büyürler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Pramit in içine bırakılmış su 5 hafta süreyle bekletildikten sonra&lt;br /&gt;yüz losyonu olarak kullanılabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Çöp bidonu içindeki yemek artıkları hiç koku yapmadan pramit içinde&lt;br /&gt;mumyalaşır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Kesik, yanık, sıyrık gibi yaralar büyükçe bir pramit in içinde daha&lt;br /&gt;cabuk iyileşme eğilimi gösterir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Pramitlerin bazı odalarının içinde ne olduğu hakkında bir bilgi&lt;br /&gt;yoktur araştırmacıların çoğu ya içinde kayboldu ya da aynı yerde&lt;br /&gt;birkaç tur attılar. Ancak içlerini göremediler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Pramitlerin içi yazın soğuk, kışın sıcak olur.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4241858489023388020-5407710493479534412?l=meraklisin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://meraklisin.blogspot.com/feeds/5407710493479534412/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4241858489023388020&amp;postID=5407710493479534412&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4241858489023388020/posts/default/5407710493479534412'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4241858489023388020/posts/default/5407710493479534412'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://meraklisin.blogspot.com/2008/03/piramitlerin-birka-gizemi.html' title='Piramitlerin birkaç gizemi'/><author><name>Kurmay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10063618665340249652</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4241858489023388020.post-8825546334909014310</id><published>2008-03-01T18:40:00.001+02:00</published><updated>2008-03-01T18:42:24.363+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Tarih'/><title type='text'>Aztlan ve Aztek göçü</title><content type='html'>Zaman: İÖ 13-15. yüzyıllar&lt;br /&gt;Mekân: Meksika Vadisi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkenin sakinleri olan diğerleri gibi bu insanlar da, Aztlân adlı ve yaşadıkları yerdeki Yedi Mağaralar'dan ayrıldılar. Aztlân, "Beyazlık" ya da "Balıkçılların Ülkesi" demektir. FRAY DIEGO DURAN, 16. YÜZYIL.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aztekler ve müttefikleri 15. yüzyılda ve 16. yüzyıl başlarında orta ve güney Meksika'da bir imparatorluk kurdular, imparatorluk, Hernân Cortes'in İspanyol Seferi sonunda, ancak yüz yıl yaşadıktan sonra yıkıldı. Günümüz Meksika ulusal efsanelerinde, Aztekler, kahraman yerli geçmişi ve yabancı istilasının trajedisini temsil edecek biçimde popüler hayal gücünde idealleştirilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aztek başkenti Tenochtitlan'ın İspanyol sömürgesi Mexico City'ye dönüştürülmesi ve çağdaş milletin başkenti olmaya devam etmesi Aztekler'i İspanyol öncesi kolektif 3000 yıllık kültürel mirasın en önemli temsilcileri olarak diğer kızılderililerin üzerine çıkarmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img208.imageshack.us/img208/6930/aztek01qm5.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="color:Blue;"&gt;Codex Boturini'den bu sayfalarda, Aztekler'in bir gölün ortasında bir ada olan Aztlân'dan göçmeleri resmedilmiştir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;EFSANENİN KÖKENİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aztekler nereden gelmişlerdir? Aztek kaynaklarına dayanılarak hazırlanan ilk sömürge tarihçeleri, resimli belgeler ve arkeolojik kazılar Aztekler'i tarihsel bir kesinlikle ancak 13. yüzyılda Meksika Vadisi'ne kadar izleyebilmiştir. Kökenlerinin coğrafi bölgesi hâlâ çözümlenmemiş bir muammadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aztekler'in, 13. yüzyılda kuzey çöllerinden Meksika Merkez Yaylaları'na göçen göçebe avcı ve kısmen çiftçi kabilelerden biri oldukları anlaşılmaktadır. Efsanelerde çıkış yerleri olarak kuzeyde Aztlân'dan, "Balıkçıl kuşlarının yeri"nden söz edilmektedir. Aztlân bir göldeki bir ada tepe olarak tanımlanmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aztekler yaratılış zamanında orada topraktan ve mağaralardan çıkmışlardır. Bir gün gelmiş oradan ayrılmaya karar vermişler, kanolarına binip karaya çıkmışlar ve uzun göçlerine başlamışlardır. Çok geçmeden Meksika "ay insanları" diye bir grup kendilerine katılmıştı (ondan sonra Meksika-Aztekleri adını almışlardır). Başlarında reisleri Huitzilopochtli ("Soldaki Sinekkuşu") vardı. Bu daha sonra, rahipler tarafından taşınan kutsal bir simge olarak görülmektedir. Göç devam ederken rahipler Huitzilopochtli'nin kabilenin ne yöne gideceği hakkındaki kehanetlerini sözlü olarak ifade etmekteydiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Huitzilopochtli'nin mucizevi doğumu, göçten önce gerçekleşmişti. Efsaneye göre yaşlı rahibe Coatlicue, Coatepetl ("Yılan Dağ") tepesinde bir tapınağı süpürürken gökten bir tüy topu düşmüş ve kendisini Huitzilopochtli'ye hamile bırakmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Coatlicue'nin oğulları Centzonhuitznaua ("dört yüz" yani çok) ve büyük kızı Coyolxauhqui annelerinin hamileliğini öğrenince kızmışlar ve onu öldürmeye karar vermişlerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Silahlı düşman dağa tırmanmaya başlamıştı. Huitzilopochtli birden yüreklere korku salan, doğaüstü güçlü bir savaşçı olarak doğmuştu. Bir "Ateş yılanı" atarak Coyolxauhqui'yi delmiş ve başını kesmiş, gövdesini dağdan aşağı atıp parçalamıştı. Sonra Centzonhuitznaua'yı kovalamış, hiç acımadan hepsini öldürmüştü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kabile göçe devam ederken bazı yerlerde yıllarca kaldığı oluyordu. Yine konakladıkları bir yerde muhalif bir grup kabileden koptu. Kabile, 10. yüzyıl Tolteca-Chichimecaları'nm daha önceki göç hikâyesinde de yer alan Culhuacan-Chicomoztoc Dağı'nda da durakladı. Aztekler Meksika Vadisi'ne gelince, Chapultepec pınarları yakınlarına yerleşmek istediler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada bir savaş daha yapıldı ve Huitzilopochtli düşman reisini öldürüp kalbini göl kıyısındaki bataklığa attırdı. Ama bataklığa atılan kalp, göçebe kabilenin daha sonra büyük piramitlerini yapıp başkentleri Tenochtitlan'ı kuracakları yere düştü. Burası efsanelerde, beyaz ardıçlarla ve söğütlerle kaplı bir alan olarak tarif edilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anlatılanlara göre, bir derede beyaz yılanlar, kurbağalar ve balıklar yüzüyordu. Bir başka hikâyede suları kara ve sarı renklerde olan iki dereden söz edilir. Aslında bu görüntüler Historia Tolteca-Chichimeca'da yer aldığından, daha eski kaynaklardan alınmadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aztekler sonunda bir kaya üzerindeki kaktüsün üstüne konmuş bir kartal gördüler. Bu, Huitzilopochtli'nin, kabilenin yerleşeceği kehanetinde bulunduğu ve uzun zamandır aradıkları noktaydı. Bu olay, Aztek takvimine göre "2 ev" yılında gerçekleşmişti ki, bu da Hıristiyan takviminde 1325'e tekabül ediyordu.&lt;br /&gt;Aristokrat bir hükümdar ailesi olmayan barbarlar olarak aşağılanan ve diğer eski kentli topluluklar tarafından yenilgiye uğratılan kabile, sazlıklar arasına kaçmak zorunda kalmıştı. Ancak dirençli ve girişimci insanlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1428 yılı geldiğinde kentli hayat biçimini benimsemişler ve Tetzcoco ile Tlacopanlar'la ittifak kurmuşlardı. Güçler dengesini ustaca dengeleyerek yaptıkları fetihlerle Tenochtitlan'ı Meksika'nın en korkulan ve en zengin kentine dönüştürmeyi başardılar. Hükümdar Itzcoatl çok geçmeden yeni bir tarihi kimlik belirleme ihtiyacını gördü. Toplanan meclis karanlıkta kalmış geçmişlerini, varolan kabile göç hikâyelerini, katlanılan aşağılanmaları ve saygın ataların eksikliğini gözden geçirdi: Bütün bunlar yeni imparatorluk statüsü için kabul edilemez şeylerdi. Eski belgeler yakıldı. Çok tanınmış efsanevi olayları içeren yeni ve "resmi" bir tarih hazırlandı, Huitzilopochtli tanrılaştırılmış Aztek koruyuculuğuna yükseltildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img244.imageshack.us/img244/3996/aztek02aw9.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;  &lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img208.imageshack.us/img208/2024/aztek03ok1.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="color:Blue;"&gt;(Solda) Yenilgiye uğramış Coyolxauhqui: Büyük Tenochtitlan Tapınağı'nda bulunan bir heykel. (Sağda) Aztekler'i Tenochtitlan başkentlerini kurmaya götüren alamet: Bir kaya üzerindeki kaktüse tünemiş bir kartal (Codex Mendoza'dan).&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu "resmi" metinleri inceleyen araştırmacılar Aztlân'daki başlangıcın Guatemala, Meksika'nın içleri kuzeybatıdaki Michoacan ve kuzeyde New Mexico'ya yayılmış göç hikayeleriyle uyumlu olduğuna dikkat etmişlerdir. Olay uzak bir ülkede ya da kuzeyde bir gölde yeni bir çağ ile başlar. İnsanlar genellikle toprağın altından ya da sudan çıkarlar. Bir anlaşmazlık ya da savaş sonunda bir Tanrı ya da Tanrıça'nın önderliğinde göçe çıkılır. Göçen gruba başkaları katılır ve doğaüstü bir lider ya da ulak göç yolunu gösterir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böylece resmi Aztek göç hikâyesi de varolan örnekleri yansıtmaktaydı ve Aztlân da belirli bir coğrafi mekândan çok Aztekler'in yarattığı bir efsane mekânıydı. Bu neden Aztlân'ı bulma çağdaş çabalan hep başarısızlıkla sonuçlanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Huitzilopochtli'nin "babasız" doğumu ve düşmanlarını öldürmesi, Aztekler'in "yasal" bir aristokrat soyun eksikliğini kapamak için konulan bir efsane olarak görülmektedir. Huitzilopochtli'nin zaferini kutlamak için Büyük Tenochtitlan Piramiti, efsanevi Coatepetl Dağı'nın simgesi olarak inşa edilmiştir. En tepede Mezoamerikan tarımsal Yağmur Tanrısı Tlaloc'un tapınağının yanında Huitzilopochtli'nin tapınağı vardı, aşağıda da Coyolxauhqui'nin parçalanmış cesedinin heykeli duruyordu. Aztekler böylece cesaret, gurur ve yıkıma odaklanan savaşçı kültürleri için bir esin kaynağı yaratmışlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img142.imageshack.us/img142/5227/aztek04cr3.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;  &lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img244.imageshack.us/img244/5292/aztek05rf9.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="color:Blue;"&gt;(Solda) Aztekler'in Tenochtitlan başkentlerini kurmak için çıktıkları efsanevi göç yolu. (Sağda) Çifte tapınaklarıyla Büyük Tenochtitlan Piramiti.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak eski Meksika'da en azından İÖ l. binyılda orta yayla havzalarının kentli insanlarıyla kuzeyin kurak bölgelerinin kavimleri arasında ilişkiler olduğu gerçeği vardır. Aztekler'in bu geniş bölgeden oldukları düşünülebilir ve Aztekler kent hayat biçimine ne kadar alışmış olsalar da, geçmişlerini tümüyle unutacak insanlar değillerdi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4241858489023388020-8825546334909014310?l=meraklisin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://meraklisin.blogspot.com/feeds/8825546334909014310/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4241858489023388020&amp;postID=8825546334909014310&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4241858489023388020/posts/default/8825546334909014310'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4241858489023388020/posts/default/8825546334909014310'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://meraklisin.blogspot.com/2008/03/aztlan-ve-aztek-g.html' title='Aztlan ve Aztek göçü'/><author><name>Kurmay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10063618665340249652</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4241858489023388020.post-2120868677618119982</id><published>2008-03-01T18:38:00.000+02:00</published><updated>2008-03-01T18:39:23.593+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Tarih'/><title type='text'>Dikilitaşların sırrı</title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img style="width: 301px; height: 366px;" src="http://img407.imageshack.us/img407/853/dikot8.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img style="width: 290px; height: 386px;" src="http://img262.imageshack.us/img262/2081/dik0po9.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DİKİLİTAŞLARIN SIRLARI NEYDİ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eski Mısır uygarlığının en belirgin ikonlarından biri, İğneyi andıran ve incelerek yükselen, tepesinde küçük bir piramit örneği bulunan (buna pyramidion ya da benben-taşı âdı verilir) dikilitaştır, ilk dikilitaşların Eski Krallık zamanında (10 2575-2134) Heliopolis'de güneş tanrısı tapınağına yerleştirildiği anlaşılmaktadır. Yeni Krallık döneminde (10 yaklaşık 1550-1070) büyük monolitik örnekler, genelde Karnak ve Luksor'da olduğu gibi tapınakların önüne çifter çifter dikilirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni Krallık döneminden kaldığı sanılan tamamlanmamış bir granit dikilitaş, Assuan'ın kuzey taşocaklarında hâlâ yatmaktadır. 41,75 metre boyu ve tahmin edilen 1150 ton ağırlığıyla bu dikilitaş, çıkarılmasının geç aşamasında tehlikeli bir jeolojik kusuru ortaya çıkarılarak bırakılmasaydı, dünyanın bir taşocağından çıkarılan en büyük taşı olacaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Assuan dikilitaşını ilk inceleyen İngiliz Mısırbilimci Reginald Engelbach'ın yaptığı deneyler, bir insanın bazalt bir keski kullanarak ham dikilitaşın üzerinden, yarım metre eninde ve beş milimetre kalınlığında bir parça yontmak için bir saat çalışması gerektiğini ortaya koymuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dikilitaşlar'ın çoğunun boyutları ve ağırlığı, son aşamanın -taşı dengeli, dikey duruma yerleştirmenin- en tehlikeli riskini oluşturan sorunuydu. Ama dikilen taşlar gösteriyordu ki, bütün risklere rağmen, ortaya konan da, Mısırlıların azimli ve tehlikeli teknolojik ustalıklarının başarısıydı. Mısırbilimciler'in ve mühendislerin, bunun nasıl başarıldığı hakkındaki görüşleri farklıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mısır'dan kalma kesin bir bilgi yokluğunda ileri sürülen yöntemlerden birine göre, kaldıraçlarla birlikte temele doldurulan taşların çıkarılmasıyla ve son birkaç derecede iplerle çekerek dikilitaş yerine oturtulur. Ancak bu teknik, yalnızca küçük örnekler için uygulanabilir bir yöntemdir. Daha büyük dikilitaşlar için ileri sürülen bir görüş ise dikilitaşın çok dik yapay bir rampadan yukarı çekilmesiyse de, bu yöntem taşın kaidesine kayışını kontrol için, neredeyse imkânsız bir güç kullanımını gerektirir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her kaidenin üzerinde dikilitaşın yerine yerleştirilmeden tam olarak ayar edilebilmesi için bir döndürme oyuğu yontulmuştur. Dikilen dikilitaşların tepeleri, eklenen elektrum denen altın-gümüş karışımıyla pırıl pırıl parlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Engelbach, dikilitaşın huni biçimli ve kum dolu bir çukura kaydırıldığı fikrini ileri sürmüştür. Kum çukurdan kontrollü bir biçimde boşaltılınca, dikilitaş dikey durumuna getirilecekti. Bu kuram yukarıda sözü edilen 19. Hanedan'dan kalma I. Anastasi Papirüsü'nden esinlenmiştir. Papirüste bu durum, bir öğrenci kâtibin çözümleyeceği bir problem olarak sorulmuştur. Bu belgede şu emir de vardır: "Kızıl Dağ'dan getirilen efendinin anıtının altındaki nehir kumuyla doldurulmuş 100 bölmeyi boşalt..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img196.imageshack.us/img196/8417/06or9.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:Blue;"&gt;Assuan'daki tamamlanmamış dikilitaş 18. Hanedan'dan kalmış olmalıdır. Ciddi bir doğal kusur bulunmamış olsaydı, bu taş, dikilebilmiş en büyük dikilitaş olacaktı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DİKİLİTAŞLARLA DENEYLER&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1999'da arkeologlar ve mühendislerden oluşan bir ekip, 25 tonluk yeni yontulmuş bir dikilitaşla iki farklı yöntem kullanarak deneyler yapmışlardır. Assuan'da yapılan birinci deneyde dikilitaşı bir rampanın ucundan aşağı sarkıtmak için karmaşık bir halat ve kereste sistemi kullanılmıştır. Eksen olarak bir kütüğün ve karşı ağırlık olarak bir granit blokunun kullanıldığı deneyde, dikilitaşın sallanımı ekseni rampanın ucuna tehlikeli bir biçimde yaklaştırdığı için deneme sonunda başarısız olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Engelbach'ın kum çukuru deneyimi Massachusets'de Boston yakınlarında yapılmış ve başarılı olmuştur. Bu yöntemde bir rampa önüne kumla doldurulan bir bölme yapılmıştı. Dikilitaş rampanın kenarından kaydırılmış, kum yavaş bir biçimde boşaltılarak dikilitaş dikey duruma getirilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dikilitaşların nakliyesi ve dikilmesi, bunların Londra, Paris ve New York'ta başarıyla dikildikleri ve teknolojinin Mısır'dakilerin dönemleriyle karşılaştırılmayacak kadar ileri olduğu 19. ve 20. yüzyılda bile güçlükler çıkarmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günümüz dikilitaşlarının en tanınmışı, 1884 yılında Washington D. C.'de inşa edilen George Washington anıtıdır. 169 metre yüksekliğindeki bu dikilitaşın tepesine asansörle çıkılmakta ve oradaki seyir yerinden çevreye bakılabilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img431.imageshack.us/img431/3673/07uu0.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:Blue;"&gt;Assuan'da granit taşocaklarının yakınında çokuluslu bir arkeolog ve mühendis ekibinin yaptığı denemede dikilitaşı yerleştirmek için sallama yönteminin kullanılması.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4241858489023388020-2120868677618119982?l=meraklisin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://meraklisin.blogspot.com/feeds/2120868677618119982/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4241858489023388020&amp;postID=2120868677618119982&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4241858489023388020/posts/default/2120868677618119982'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4241858489023388020/posts/default/2120868677618119982'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://meraklisin.blogspot.com/2008/03/dikilitalarn-srr.html' title='Dikilitaşların sırrı'/><author><name>Kurmay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10063618665340249652</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4241858489023388020.post-4823179724028329942</id><published>2008-03-01T18:36:00.000+02:00</published><updated>2008-03-01T18:37:54.471+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Tarih'/><title type='text'>Piramitlerin sırrı</title><content type='html'>&lt;div id="post_message_930331"&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color:Red;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img style="width: 562px; height: 281px;" src="http://img133.imageshack.us/img133/5567/piramii5.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaman: İÖ 2551-100&lt;br /&gt;Mekân: Mısır&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Piramit merdiven basamağı gibi sıra sıra inşa edilmişti. Bu şekilde tamamlanınca kalan taşları yerlerine kısa tahta kütüklerden yapılma makinelerle kaldırdılar. HERODOTOS, İÖ YAKLAŞIK 430.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herodotos'un yaşadığı zamanlardan bu yana Mısırlılar'ın piramitleri nasıl inşa edip dikili taşları nasıl kaldırdıkları hakkında pek çok tartışma yapılmıştır. Ne yazık ki, Mısırlılar'dan günümüze bu konuları anlatan fazla bir belge kalmadığından, ortaya atılan bütün kuramlar, ancak deneysel arkeolojiyle sınanarak inanırlık kazanabilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Taşların ham olarak taşocaklarından çıkarılması, yontulması ve yontulmuş bu taş blokların ve dikilitaşların nakliyesi konularında pek çok yanıtlanmamış soru varsa da, belki de en büyük esrar, piramitlerin ve dikilitaşların gerçekten hangi teknikle yapıldığıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img387.imageshack.us/img387/7415/01ay0.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;  &lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img245.imageshack.us/img245/6699/02ar2.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:Blue;"&gt;(Solda) Piramit yapımının erken bir aşamasını gösteren kroki. Piramitin kenarlarının tabanına birbirine paralel çakılmış kazıklar ayar ve düzleme için kullanılmış olabilir. (Sağda) Ahşap bir beşik modeli. Günümüze kadar tam boyutlu örnekler kalmamışsa da, piramit bloklarının nakli için bunların kullanılmış olması mümkündür.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;PİRAMİTLERİ NASIL O KADAR DÜZGÜN OLARAK İNŞA EDEBİLDİLER?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mısır'da modern arkeolojinin tartışmasız babası olan Flinders Petrie, 1880-2'de hepsi de 10 üçüncü binyılın ortalarında yaşamış 4. Hanedan hükümdarlarından Keops, Kefren ve Mikerinos'un (büyük ölçüde angarya yöntemiyle inşa edilen) piramitlerinin bulunduğu el-Gize platosunda çok titiz bir araştırma başlatmıştır. Bulguları arazinin belki de bir ızgara gibi hendekler kazıp bunları suyla doldurarak ve sonra da çevredeki "taş adalar"ı istenilen düzeye indirerek düzeltildiğini akla getiriyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüz yıl sonra Amerikalı Mısırbilimci Mark Lehner, el-Gize piramitlerinin çevresindeki kaya tabakasına açılmış çeşitli delik ve hendeklerin krokisini çıkarttı ve bu hassas düzleştirme işinin arazinin tümünde değil, piramitin en alt taşlarının yerleştirileceği yerin kenarında dar şeritlerde yapıldığı kanısına vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gize piramitlerinin her birinin ortasında masif bir kaya kütlesi bulunmaktadır (bunlar piramitlerin içinde birkaç yerde görülebilir). Bu doğal kaya göbekleri, inşaatçıların tam bir dörtgen elde etmek için köşegenleri ölçmelerini de engellemiş olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günümüze kalan aletlerden anladığımıza göre Mısırlı mimarlar, kadastrocular ve inşaatçılar özellikle iki alet kullanmaktaydılar: Düz çizgileri ve dik açıları yapmak ve yapıların köşe ve kenarlarını astronomik düzenlemelere göre yerleştirmek için merkhet ve bay.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İngiliz Mısırbilimci I. E. S. Edwards, gerçek kuzeyin, herhalde batıda ve doğuda belirli bir yıldızın doğuş ve batış noktasını ölçüp sonra bu iki nokta arasındaki açıyı iki eşit parçaya bölerek bulunduğunu iddia etmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha yakın zamanlarda Kate Spencer, Büyük Piramit'in mimarlarının, kuzey kutbu çevresinde dönen iki yıldızın (Büyük Ayı ile Küçük Ayı'nın) Keops piramitinin inşa edildiği sanılan İÖ 2467 yılında bir hizada olduğunu görmüş olabileceklerini ileri süren ikna edici bir kuram geliştirmiştir. Daha önceki ve sonraki piramitlerin yönlerindeki hataların, bu hizanın gerçek kuzeyden sapma derecesiyle bağlantılı olması da bu varsayımı desteklemektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:Blue;"&gt;(Solda) Çizimde, İngiliz arkeologu Reginald Engelbach'ın tasarladığı kum çukuru yöntemi görülüyor. Dikilitaş kızak üstünde çukura çekilir. Kum boşaltılarak dikilitaş kaidesine oturtulur. Son dengeleme ve yerleştirme taşın tepesindeki iki yöne çekilen halatlarla yapılır. (Sağda) 18. Hanedan'ın üç dikilitaşından ikisi hâlâ Karnak'ta Amon Tapınağı'ndaki orijinal mekânlarındadır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;PİRAMİTLER NASIL İNŞA EDİLDİ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sakkara'daki ve Gize'deki günümüze kalan kanıtlar (özellikle de tamamlanmamış piramitlerden) taş blokları piramitler üzerindeki nihai yerlerine kaldırmak için en az beş farklı rampa sisteminin kullanıldığını göstermektedir. En kolay ve en aşikâr yöntem doğrusal rampadır (Sakkara'da 3. Hanedan'ın Sekhemkhet piramitinde kullanılmış olabilir). Ancak genelde bu rampalar için gereken genişlik, bunların seyrek olarak kullanılmış olduğu anlamına gelir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Piramitin bir yüzünde dar basamaklardan oluşan merdiven rampası ise diğerlerinden daha dik bir açı gerektirecektir. Bu tipin izleri Sinki, Meidum, Gize, Ebu Ghurob ve Lisht'te bulunmuştur. Belki de I. Anasatasi'nin 19. Hanedan papirüsünde anlatılan sarmal rampaya başlıca itiraz bunun neyin üzerine dayanacağı ve piramitin büyük bir kısmı sarıldığı takdirde düzeltme hesaplarının ve kontrollerin nasıl yapılacağı sorusudur. Piramitin bir yüzünde zigzaglı bir yol basamak piramitlerinin yapımında en etkili yol olacaksa da, Sakkara, Sinki ve Meidum basamaklı piramitlerinde bunun kullanıldığını gösteren bir ize rastlanılmamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İç rampa izleri Ebusir'de Sahure, Niuserre ve Neferirkare'de ve Sakkara'daki Pepi H'de görülmektedir ama iç doldurulduktan sonra yine de bir tür dış rampa gerekecekti. Piramitin içinin teraslı olmasının piramitin kenarında basamak basamak daha küçük rampalar dizisinin kullanılmasını daha uygun yapacağı iddia edilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dış kaplama yapıldığında bunların kalıntıları hiç kuşkusuz kaybolacaktı. Piramitten vadideki tapınağa uzanan geçitlerin de rıhtımdan inşaat yerine inşaatçı rampası olarak kullanılmış olması da mümkündür (rıhtım, Nil'e bir kanalla birleştirilmişti).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kullanılan rampa tiplerinin sorunu dışında tartışmalar, taş blokların yerlerine kaldırılma yöntemleri Üzerinde de yoğunlaşmıştır. Mısırlılar vinç ya da palanga yöntemleri kullanmadıkları için, blokları yerlerine yerleştirmede ahşap ve bakır kaldıraçlar kullanıldığı kabul edilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img108.imageshack.us/img108/2782/05sy5.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:Blue;"&gt;Ebusir'de 5. Hanedan piramitleri. Arkada Gize'deki 4. Hanedan öncelleri. Eski çağlarda piramitlerin dışlarını örten ince kireçtaşı tabaka alınmışsa da, bunların ana blokları günümüze kadar kalmıştır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4241858489023388020-4823179724028329942?l=meraklisin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://meraklisin.blogspot.com/feeds/4823179724028329942/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4241858489023388020&amp;postID=4823179724028329942&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4241858489023388020/posts/default/4823179724028329942'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4241858489023388020/posts/default/4823179724028329942'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://meraklisin.blogspot.com/2008/03/piramitlerin-srr.html' title='Piramitlerin sırrı'/><author><name>Kurmay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10063618665340249652</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4241858489023388020.post-4501917217065380687</id><published>2008-03-01T18:18:00.000+02:00</published><updated>2008-03-01T18:32:41.280+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ne Nedir?'/><title type='text'>Stonehenge nedir?</title><content type='html'>Zaman: İÖ yaklaşık 2950-1600&lt;br /&gt;Mekân: Güney İngiltere&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kayıp bir çağın sessiz görüntülen, Bir tapınağın bu ağırbaşlı taşları Soru sormayan ovada Her çağdaş bilgenin muamması. EDWARD G. ALDRIDGE, 19. YÜZYIL ORTALARI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Stonehenge'i nasıl yapmışlardı? Buna en kolay verilecek cevap, "çok güç" olacaksa da, gerçek cevap, "düşündüğümüzden çok daha kolay"dır. Stonehenge, ünlü olduğu kadar benzersizdir ve bize ipucu veren de işte bu benzersizliğidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İngiltere'deki diğer taş daireler -ki bunlar yüzlercedir ve bazılarının çapları da daha büyüktür- doğal durumlarında bırakılmıştır. Yalnızca Stonehenge'dekiler kenarları düzeltilip dört köşe haline sokulmuşlardır. Dik taşların üzerinde yer alan yatay taşlar ise bir kapı üzerindeki lento gibi sanki kalaslarmışçasına zıvanalarla tutturulmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birbirine bitişik taşlar da yine bir ağaç ustası tekniğiyle kanallar ve yuvalarla birleştirilmiştir. Bu gerçekleri ta ilk baştan beri biliyoruz: 11. yüzyıldan kalma en eski Stonehenge kayıtlarında burasının "kapılar gibi" yapıldığından söz edilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İngiltere'nin Wittshire iline bağlı Salisbury kentinin 13 km kuzeyinde yer alan Stonehenge hakkındaki bütün yorumlar, özellikle 1950 sonrası yürütülen yöresel kazılara dayanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img148.imageshack.us/img148/2167/01ph4.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;  &lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img204.imageshack.us/img204/7959/02kd5.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:Blue;"&gt;(Solda) Günümüzde Stonehenge. Yıkılmış, kimi taşlar kayıp ve belki de asla planladığı gibi tamamlanmamış. (Sağda) Stonehenge'in klasik görünümü. Kuzeydoğudaki "Heel Taşı"nın üstünden yazgündönümünde güneş doğar.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;WOODHENGE VE SEAHENGE&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuçta, taştan yapılmasına rağmen Stonehenge ahşaptan yapılmış gibidir. 20. yüzyıl başlarında, Stonehenge'in birkaç kilometre ilerisinde öncü hava fotoğrafçıları otlar arasında Stonehenge'e benzeyen ve aynı biçimde eşmerkezli bir biçimde düzenlenmiş bazı izler görmüşlerdi. Burası de herhalde Stonehenge gibi bir yerdi ama keresteden yapıldığından [stone= taş yerine wood= odun] "Woodhenge" denilmişti. Burasının da Stonehenge gibi yaz gündönümünde güneşin doğuş yönüne dönük bir ekseni vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1998-99'da bu ahşap anıtlar, ahşabın çürüdüğü yerlerde kalan izler olarak değil de, ilk kez sağlam olarak ortaya çıkarıldılar. İngiltere'nin doğusunda Norfolk kıyısının hemen açığındaki çamur tabakası içindeki kütükler dendrokronoloji (ağaç halkalarıyla tarihleme) yöntemiyle incelendiğinde İÖ 2050 yılından kaldıkları anlaşıldı ve bunlara hemen "Seahenge" adı verildi. Ahşap direklerden dairenin ortasında yere dikey olarak yerleştirilmiş bir tek büyük meşe ağacı vardı, îlk başta dal sanılan şeylerin kök oldukları anlaşıldı. Ağaç yere tersine sokulmuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu nedenle Stonehenge yapımcıları yalnızca büyük taşlan nakletmenin ve dikine oturtmanın geleneksel zanaatının yanı sıra, büyük ağaç gövdelerini de taşıyabilmeyi ve -başka yerlerde gördüğümüz gibi- dev meşe gövdelerini kereste gibi kesmeyi de biliyorlardı. Stonehenge'i mümkün kılanlar işte bu beceriler olmuştur. Bu ahşap yapıların toprak üzerinde nasıl olduklarım bilmiyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çatıları olan binalar da, yalnızca dikilmiş kütükler de ya da Amerikan Kızılderilileri'nin yontulmuş totemleri gibi de olabilir. Yerin üzerinde kalan kısmı ilk gördüğümüz Seahenge, Stonehenge'e benzemek yerine yine farklı olarak bizi şaşırtmıştır. Stonehenge en benzeteceğimiz şey olduğu için, ahşap yapıların da ona benzediğini düşünmek mantıklıdır. Stonehenge'deki sayıları sekizi bulan diğer taşların, daha eskiden kalmış olup ahşap işleme modeline göre düzeltilmiş olmaması da ilginçtir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img204.imageshack.us/img204/3910/03kt5.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:Blue;"&gt;Stonehenge çağından kalma ahşap anıtların çoğu tümüyle çürümüş ve yalnızca toprakta kara izler olarak kalmıştır. Resimde gördüğünüz, pek nadir örneklerden biridir: Norfolk kıyısındaki bu garip anıta "Seahenge" adı verilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;TAŞLARI NAKLETMEK&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Stonehenge'in yapımının ilk gereği, doğru olan taşları bulmaktı. Kullanılan pek çok türden en çok sayıda olanı, 240 kilometre ilerideki Batı Galler'den getirilen "mavitaşlar"dır. Yaklaşık bir tabut boyutlarında olan taşlar, dört tonu bulmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yüzden bunları karadan çekmek ya da şişirilen tulumlar üzerinde denizden geçirip Stonehenge'e yakın nehirlerden birinden içeri sokmak pek güç olmayacaktı. Ama bu o kadar da kolay değildi: 2000 yılında tam boyutlarında bir mavitaşı Stonehenge'e taşımak için bir ekip, gönüllü bulmakta çok zorlanmıştır. Ve taş bir kere tekneye yüklendikten sonra da kayıp suya düşmüştür. Denemenin devam edebilmesi için, taşın denizin dibinden çıkarılması (!) gerekmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Stonehenge'deki daha büyük "sarsen" taşları daha ağırdır ama bunlar daha yakından, 30 kilometre ileriden getirilmiştir. İnşaatçıların en büyük sıkıntısı, yeterli boyda büyük taş bulmak olmuş olmalıdır. Stonehenge'de bunların 79'una ihtiyaç duyulmuştur. Daha eski megalit dairelerde ve Avebury'deki caddelerde bunlardan yüzlercesini çok önce kullanmışlardı. Stonehenge'deki "sarsen"lerin boylarının çok küçük bir kısmı destek almak için yere gömülüdür ve Stonehenge'in planlandığı nihai şekli almadığına inanılmaktadır. Acaba, bu taşları oraya getirenlerin taşları mı tükenmiştir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tanesi 40 tondan fazla olan "sarsen"leri nakletmek birinci işti. 1994'te arkeolog Julian Richards ve mühendis Mark Whitby'nin benzer bir taşla yaptıkları deneyler bunun nasıl yapılmış olacağını göstermiştir. Taş, kütüklerden bir beşik üzerine yatırılıp iplerle çekilecekti. Beşiğin kütükler üzerinde yuvarlanmış olacağı düşünülmüştü ama mühendis 1994'te daha iyi bir yöntem buldu: Beşiği iyice yağlanmış kalaslar üzerinde kaydırmak. 130 gönüllünün çektiği taş bir kere hareket ettikten sonra gayet iyi ilerlemeye başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güvenlik için deneyde çağdaş ipler kullanılmışsa da, tarihöncesi zamanlarda ağaçların iç kabuklarından yeterli derecede sağlam ipler yapıldığı bilinmekteydi. Taşın hafif bir yokuşta günde bir kilometre ve düz ya da yokuş aşağı yerlerde günde on kilometre çekilebileceği ortaya çıktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neolitik insanların kızaklar yapmak için meşe ağaçlarını yarabildiklerini de biliyoruz. "Sarsen"lerin bulunduğu Marlborough Downs ile Stonehenge arasında Pewsey Vadisi vardır: Taşlar vadinin kuzey duvarının dik yamacından indirilecek, ıslak vadiden geçirilecek ve Stonehenge'in inşa edildiği öteki tepeye çıkarılacaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img204.imageshack.us/img204/6900/04fr8.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:Blue;"&gt;Çağdaş bir denemede bir Galler mavitaşı, kızak üstünde Stonehenge'e sürükleniyor.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4241858489023388020-4501917217065380687?l=meraklisin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://meraklisin.blogspot.com/feeds/4501917217065380687/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4241858489023388020&amp;postID=4501917217065380687&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4241858489023388020/posts/default/4501917217065380687'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4241858489023388020/posts/default/4501917217065380687'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://meraklisin.blogspot.com/2008/03/stonehenge-nedir.html' title='Stonehenge nedir?'/><author><name>Kurmay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10063618665340249652</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4241858489023388020.post-1413286086262572685</id><published>2008-03-01T18:15:00.003+02:00</published><updated>2008-03-01T18:18:07.690+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Tarih'/><title type='text'>9. Lejyon</title><content type='html'>IX. Hispana lejyonunun kaybolması, onyıllardır Roma tarihi araştırmacılarını meşgul etmiştir ve kamuoyunun hayalinde "kayıp" bir lejyonun en üstün örneği olarak kalmıştır. Kökeni İÖ 58'den 49'a kadar Jul Sezar liderliğinde savaşan bir lejyona dayanan Dokuzuncu, bir süre İspanya'da hizmet gördüğü için Hispana adını almıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İÖ 13 yılında Balkanlar'a nakledilen Lejyon, bir süre bugünkü Hırvatistan'da kalmış, sonra 43 yılında Britanya'ya gönderilecek güce katılmış ve ondan sonra da yeni Britannia eyaletinin garnizonunun bir parçası haline gelmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu lejyonun Britanya'daki faaliyetleri kısmen bilinmektedir: 60 yılı civarında bulunduğu Lincoln'da bazı askerlerinin mezartaşları günümüze kadar kalmıştır. Yine kalan mezartaşlarından lejyonun 70 yılında York'ta olduğu anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lejyon, vali Julİus Agricola liderliğinde Kuzey Britanya'ya başarılı seferler yapmış ve lejyonun askerleri 83 yılında Kuzeydoğu İskoçya'da Mons Gtaupius'ta kazanılan büyük zaferde görev almış olmalılardır. Lejyon bundan sonra York'a dönüp 107-8 yılında Ouse Nehri üzerindeki yeni taş kalenin kapılarından birini inşa etmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img182.imageshack.us/img182/3725/06jj4.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:Blue;"&gt;Caligula'nın bastırdığı bu sikkede babası Germanicus'un başarıları ve özellikle 15-16 yıllarında Varus lejyonlarının kartallarından ikisini geri alması kutlanıyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;"DOKUZUNCU'NUN KARTALI"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dokuzuncu lejyonun son yıllarını ve aniden ortadan kayboluşunu belirlemek amacıyla çeşitli kuramlar ileri sürülmüştür. Son zamanlara kadar lejyonun Britanya'da, belki de kuzey sınırlarında 115-17 yıllarım arasında çıkan karışıklıklarda imha edildiği kabul ediliyordu. Yeni imparator Hadrianus 122 yılında Britanya'ya muhtemelen Dokuzuncu'nun yerini alması için VI. Victrix ("Muzaffer") lejyonunu göndermiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kurama göre, kuzeye doğru ilerleyen lejyon Kuzey Britanya'nın İskoç sisleri arasına girmiş ve bir daha dönmemiştir. Kamuoyunca benimsenen bu görüş Rosemary Sutcliff'in Dokuzuncu'nun Kartalı (1954) romanına konu olmuştur. Roman adını Hampshire'da Silchester'de bulunmuş küçük bir bronz kartaldan almış, yazar bunu Dokuzuncu Lejyon'un kartallı bayrağı olarak kabul etmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Silchester'de bulunan kartal büyük bir olasılıkla tanrı Jüpiter'in ya da bir imparatorun kült heykeline aittir. Zaten kartalın biçimi, sikkelerde ve röliyeflerde görülen kartal amblemine benzememektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dokuzuncu'nun kitabelerde yer alan subay ve askerlerinin mesleklerinin ayrıntılı bir incelemesi lejyonun 115-17 yıllarında kaybolduğu görüşüne gölge düşürmektedir. Yakın zamanlarda elde edilen bazı bulgulara göre lejyonun ya da bir kısmının Romalıların Aşağı Cermenya eyaletinde Nijmegen garnizonunda bir süre bulunduğu anlaşılmıştır. Ancak bunun tarihi kesin değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazıları lejyonun daha doğuya, Kapadokya'da Fırat sınırına, hatta Yahuda'ya gidip orada son bulduğunu iddia etmişlerdir. Kısacası, ne olduğu konusunda yeterli bilgimiz yoktur. Britanya'da kaybolduğunu ya da dağıtıldığını gösteren bir kanıt yoksa, bunun aksini gösteren sağlam bir kanıt da yoktur. Olay halen çözümlenmeyi beklemektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img295.imageshack.us/img295/2688/08bj7.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:Blue;"&gt;İmparator Trajan (ölümü 117) döneminde Roma imparatorluğu. Dokuzuncu Lejyon'un muhtemel hareketleri işaretlenmiş.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img152.imageshack.us/img152/673/09rx6.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:Blue;"&gt;İngiltere'de Silchester'de bulunan bronz kartal heykelciği. Aslında Jüpiter kült heykelinin bir parçası olabileceği halde Dokuzuncumun Kartalının ilham kaynağı olmuştur.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4241858489023388020-1413286086262572685?l=meraklisin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://meraklisin.blogspot.com/feeds/1413286086262572685/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4241858489023388020&amp;postID=1413286086262572685&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4241858489023388020/posts/default/1413286086262572685'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4241858489023388020/posts/default/1413286086262572685'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://meraklisin.blogspot.com/2008/03/9-lejyon.html' title='9. Lejyon'/><author><name>Kurmay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10063618665340249652</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4241858489023388020.post-7288948947629975029</id><published>2008-03-01T18:15:00.001+02:00</published><updated>2008-03-01T18:15:51.605+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Tarih'/><title type='text'>Roma nın kayıp lejyonerleri</title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="color:Blue;"&gt;&lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img221.imageshack.us/img221/8482/03cn2.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ermine Street Guard, kama tertibinde düşmana saldırıyor. Bu temsili grup üyeleri I. yüzyıl Roma askerlerinin zırh, miğfer ve kalkanlarıyla teçhiz edilmişlerdir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaman: İS 1. ve 2. yüzyıllar&lt;br /&gt;Mekân: Roma İmparatorluğu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kartallara katıldığımda (Dünmüş gibi hatırlarım) Yola çıkmadan önce Bir kız öptüm Clusium'da. ROSEMARY SUTCLIFF, 1954&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lejyonlar, Roma'nın önce İtalya'yı, sonra da en geniş çağında İskoçya'dan Büyük Sahra'ya, İspanya'dan Basra Körfezi'ne kadar uzanan büyük imparatorluğu kurdukları askeri birlikleriydi, Her lejyon ortalama 6000 kişiye ulaşabilirdi. Her lejyonda, ilk sırada dört, ikinci ve üçüncü sıralarda üçer olmak üzere 10 cohors bulunurdu (cohors= 300 kişi).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yedi lejyonun yan yana gelen 25.000 kişilik ağır piyadesi, 2,5 km'lik bir cephe oluştururdu. Roma devleti işgalci niteliğini yitirip topraklarını savunan bir güce dönüşürken, cohors'un gücü 500-600 kişiye yükselmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lejyonlara ünlü esnekliğini ve gücünü veren iki piyade silahı vardı: 2 metre uzunluğunda bir mızrak (pilum) ve 50 santimlik enli ve ağır bir kılıç (gladius). Korunma amacıyla her lejyoner bir miğfer takar, bedenin üstünü koruyan kösele bir zırh giyer ve dışbükey bir kalkan da taşırdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lejyonlar, ilk başta Roma ve İtalya'dan, daha sonraları fethedilen topraklardan ve lejyonların sınırlardaki sabit üslerine yakın yerlerden toplanan askerlerden oluşurdu. Roma imparatoru liderliğindeki bütün askerler profesyoneldi ve 25 yıl hizmet görürlerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarihi kaynaklardan ve daha önemlisi kitabelerden ve arkeolojiden bunların nerede üslendiklerini, kimlerden oluştuklarını, bir eyaletten diğerine nakillerini, hangi savaşa katıldıklarını ve iç örgütlenmelerini bilmekteyiz. Kalelerinden çoğu kazılıp ortaya çıkarıldığı için de, askerlerin günlük yaşantılarını, ne yediklerini ve hangi silah ve teçhizatı kullandıklarını biliyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img156.imageshack.us/img156/1889/01sv2.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;  &lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img151.imageshack.us/img151/64/02hq5.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:Blue;"&gt;(Solda) York'ta 108 yılına ait bu kitabede, Dokuzuncu Lejyon'un bir kapı inşa ettiği kaydı lejyonun Britanya'daki varlığının son kanıtıdır. (Sağda) Almanya'daki Xanten'de, 9. yılda "Varian Savaşı'nda ölen" 18. lejyon kenturyonu Marcus Caelius anıtı.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;SAVAŞIN CİLVELERİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı lejyonlar 400 yıldan fazla ayakta kalmışlar, unvanları ve personel kaynakları değişmiş, kendileri değişen koşullara ayak uydurmuşlar, aradan on yıllar ve yüzyıllar geçerken baskılara ve tehditlere karşı koyabilmişlerdir. Bazılarının yaşam süreleri çok daha kısa olmuş, savaşlarda kırılmışlar, yenildikleri ya da itaatsizlik ettikleri için dağıtılmışlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örneğin, üç lejyon (XVII, XVIII ve XIX) vali Quinctilius Varus liderliğinde 9 yılında Almanya ormanlarında kaybolmuştur. Bu olay, Roma tarihlerine "Varian Felaketi" olarak geçmiştir. Bu lejyonların rakamları bir daha hiç kullanılmamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olay, tarihi yazarlarca, özellikle yaşlı imparator Augustus üzerindeki etkisi nedeniyle kayıtlara geçmiş ve yenilgi alanının bir kısmı 1987'de metal detektörü kullanan bir İngiliz subayı tarafından Osnabrück'ün kuzeyindeki Kalkriese'de bulunmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;I. Germanica Lejyonu ("Cermenler Galibi"), IV Macedonica ("Makedonlar Galibi"), XV Primigenia ("İlk Doğan"), XVI Gallica ("Galyalılar Galibi") ve V Alaudae ("Tarlakuşları") 69 yılı (Dört İmparatorlar Yılı) içsavaşında kaybeden tarafta oldukları için ya dağıtılmışlar (I, V ve XV) ya da kazanan taraf olan Flavian hanedanına sadakati belirten yeni bir ad altında (Flavia) yeniden düzenlenmişlerdir (IV ve XVI).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SAVAŞTA KAYIP MI?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çağdaş araştırmacılar bazı lejyonların tarihi kayıtlardan bir anda yok olmasının nedenim bulabilmiş değillerdir: XXI. Rapax (bir kuşun avına saldırıp "kavraması" anlamında) lejyonu, 1. yüzyılın sonlarına doğru ortadan kaybolmaktadır. Bu lejyon hakkında bir daha bilgi yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tuna sınırında olan lejyon, çağdaş Romanya'nın Daçlar'ına karşı 86-92 savaşında yok edilmiş olabilir. Kökenlerini Galatya (Orta Anadolu) Kralı Deiotarus'un İÖ 1. yüzyılda toplayıp teçhiz ettiği birlikten alan XXII. Deiotariana lejyonundan en son 119 yılında Mısır'da haber alınmıştır. Lejyonun Yahuda'da Bar Kohba'nın liderliğindeki 132-5 ayaklanması sırasında savaşta eriyip yok olduğuna inanılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img98.imageshack.us/img98/6136/04uf3.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;  &lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img155.imageshack.us/img155/6245/05vb6.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:Blue;"&gt;(Solda) Dokuzuncu Lejyon'un Güney Fransa'da Vienne'li olan bayraktarı L. Duccius Rufinus'un mezartaşı. Lejyoner, York'ta ölmüştür. (Sağda) Macaristan'da Brigetio Kalesi'nde bulunmuş demir bir lejyoner miğferi. 2. yüzyıla ait parçada karakteristik geniş boyunluk ve yanaklıklar görülüyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4241858489023388020-7288948947629975029?l=meraklisin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://meraklisin.blogspot.com/feeds/7288948947629975029/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4241858489023388020&amp;postID=7288948947629975029&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4241858489023388020/posts/default/7288948947629975029'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4241858489023388020/posts/default/7288948947629975029'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://meraklisin.blogspot.com/2008/03/roma-nn-kayp-lejyonerleri.html' title='Roma nın kayıp lejyonerleri'/><author><name>Kurmay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10063618665340249652</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4241858489023388020.post-593970314430823327</id><published>2008-03-01T18:12:00.001+02:00</published><updated>2008-03-01T18:13:38.527+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Tarih'/><title type='text'>Keltler (Celtic krallığı)</title><content type='html'>Zaman: İÖ 600-İS 100&lt;br /&gt;Mekân: Avrupa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki de geçmişin ve günümüzün bir avuç bilimadamı dışındakilerin çoğu için "Kelt"... içine herhangi bir şeyin konulacağı ve herhangi bir şeyin çıkarılabileceği bir tür sihirli torbadır... Ünlü Kelt alacakaranlığında her şey mümkündür ve bu tanrılarınkinden çok mantığın alacakaranlığıdır. J. R. R. TOLKİEN, 1963.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günümüzde bizler Keltler'i Avrupa'nın Atlas Okyanusu kıyıları halklarından biri olarak düşünürüz ama Keltler bir zamanlar (İÖ 2. binyıl ile İÖ 1. yüzyıl arasında) Avrupa kıtasının en çok yerine dağılmış insanlarıydı. Tarihte ilk bilinen Keltler'e İÖ 5. ve 6. yüzyılların Yunan tarihçilerinin yazılarında rastlıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Kelt" terimi (Yunanca Keltoi, Latince Celta, çoğulu Celtae] ilk önceleri Yunan Massalia (çağdaş Marsilya) kolonisinin iç taraflarında yaşayan insanları tanımlamak için kullanılırdı. Terim daha sonra Latince Galli (Galyalılar) ve onunla ilişkili Yunanca Galatoi (Galatyalılar) kelimesiyle eşanlamlı olarak, İÖ 3. yüzyılda Atlas Okyanusu'ndan Karadeniz'e kadar geniş bir Avrupa kuşağına hâkim olup İspanya, İtalya ve Anadolu'da kolları olan güçlü bir insan grubunu tanımlamak için kullanıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Klasik yazarlar bu kıta insanları ile Kelt ya da Galyalı olarak tanımlamamalarına rağmen Britanya ve İrlanda sakinleri arasında da yakın benzerlikler bulmuşlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img127.imageshack.us/img127/8792/01jy0.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;  &lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img49.imageshack.us/img49/386/02ag5.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:Blue;"&gt;(Solda) Yenik düşen bir Kelt savaşçısı esir düşmek yerine karısını öldürdükten sonra intihar ediyor. Keltler bu tür eylemlerin kendilerine herhalde öteki dünyada şerefli bir yer sağlayacağını düşünüyorlardı. Türkiye Bergama'dan, İÖ 3. yüzyıl Helenistik orijinalinden Roma kopyası. (Sağda) Almanya'da Glauberg'de bir mezarda bulunmuş İÖ 5. yüzyıla ait zırhlı bir Kelt savaşçısı heykeli. Kızıl kumtaşından yontulma heykelin boyu 1,86 metredir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;KELT KİMLİĞİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Klasik çağdakiler için bu insanları birleştiren şey, ortak gelenek ve inanç ve hepsinin üstünde de ortak bir dildi. Çünkü bu insanlar şimdi büyük Hint-Avrupa diller ailesinin bir parçası olan ve şimdi Kelt Dilleri denilen bir dili konuşuyorlardı. Bu dillerin çağdaş temsilcileri Galce, Brötonca, İrlanda Dili ve İskoç Galce'sidir, ancak eski ve hatta daha yakın tarihi zamanlarda başka Kelt dillerinin de konuşulduğu bilinmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kıta Avrupası'nın Keltçe konuşan insanlarının hepsinin değilse de bir kısmının kendilerini Kelt diye tanımladıkları bilinmektedir. Ancak, Britanya ve İrlanda halklarının kendilerini böyle adlandırdıklarını gösteren herhangi bir kanıt yoktur. Bu durum Kelt kimliğini, çağdaş Britanya'nın arkeolojisinin en tartışmalı konularından biri yapmıştır: Britanya ve İrlanda'nın tarih öncesi sakinleri, kendileri ya da çağdaşları kendilerini öyle adlandırmamış olsalar bile, Keltler olarak tanımlanabilirler mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kelt Dilleri, herhalde 5000 yıl önce gelişmeye başlamıştır. Yakın zamanlara kadar bunların Orta Avrupa'nın küçük bir bölgesinde ortaya çıkıp sonra göç dalgalarıyla yayıldıklarına inanılıyordu. Batı Avrupa, Britanya ve İrlanda'da tarihöncesi büyük göçler konusunda arkeolojik ve genetik kanıtlar bulunamadığı için, bu görüş artık evrensel kabul görmemektedir. Bunun yerine ortaya uzun vadeli etnik ve kültürel süreklilik tablosu çıkmıştır ki, bu da Britanya ve İrlanda tarihöncesi hakkındaki çok uzun zamandır devam eden varsayımların yeniden gözden geçirilmesine neden olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Britanya ve İrlanda'da kendilerine Kelt adım veren eski insanlar yaşamadığı gibi, kıta Keltler'inin adalara büyük çaplı göçleri de olmamıştır. Bu durumda Keltler'i, Britanya ve İrlanda tarihöncesinden çıkarmak sözkonusu olmuşsa da, günümüz Keltler'i buna şiddetli bir tepki göstermişlerdir: Öyle ya, eğer geldiğinizi iddia ettiğiniz tarihi topluluklar Kelt değillerse, Kelt olmak ne anlama gelmektedir? Bu konuda etnik temizlik suçlamaları bile yapılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu halde Britanya ve İrlanda tarihöncesinden çı-karmayacaksak, Keltler'i nasıl tanımlamalıyız? Etnik kimlik temelinde kültürel olduğu için eski Keltler'i genetik bir toplum (bir "ırk") olarak tanımlayanlayız. Genetik araştırmalar Avrupa halklarında binlerce yıllık önemli bir süreklilik göstermiştir. Kimlikler değişmiş ama halk büyük ölçüde aynı kalmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha iyi bir yaklaşım, eski Keltler'i, Kelt Dilleri konuşan topluluklar olarak tanımlamak olacaktır. Kendilerine ne ad verirlerse versinler, Britanya ve İrlanda halkları geç tarihöncesi dönemde -hepsi değilse de, çoğu- Kelt dilleri konuşuyordu. Britanya ve İrlanda tarihöncesinin göç temelli yorumları bir kenara atılırsa o zaman adaların Kelt dillerinin ilk geliştiği yerler olduklarını söylemek mümkündür. Zaten bu dillerin adaya ticaret aracılığıyla ya da fatih bir aristokrat seçkinler yoluyla geldiğini gösteren pek fazla kanıt da yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img49.imageshack.us/img49/513/03dq5.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:Blue;"&gt;İngiltere'de Dorset'te Hambledon Tepesi. Bunun gibi savunulan tepe kaleler, önemli reislerin ikametgâhları ve savaş zamanında kabilenin sığınağı olarak hizmet görüyordu.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Gelişmiş Kelt dünyasına, zirvede olduğu İÖ 3. ile 1. yüzyıllar arasında bakarsak Keltler'in çağdaşları Romalılar'dan, eski Yunanlılar'dan ve ilk Cermenler'den pek farklı olmadıklarını görürüz. Keltler bu sırada krallıklar, seçilmiş yargıçlar ve meclisler {"Senatolar") gibi Klasik dünyadakilere paralel siyasal kurumlar geliştirmişlerdi. Artık oppida adı verilen ve kimi tam gelişmiş kasabalar olan iyi planlanmış yerleşim birimlerinde yaşamaktaydılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yunanlılar ve Romalılar gibi Keltler de değiş tokuşun yerini nakit ekonominin aldığı bir sistemde para kullanmaktaydılar. Yazı da başlamıştı. Keltler teknolojik olarak o kadar çağdaştılar ki, Romalılar fıçı, gemi inşa tekniği, örme zırh ve lejyoner başlıkları tasarımı gibi onların yeniliklerinden çoğunu benimsemişlerdi. Keltler kesinlikle savaşçıydılar ve kelle avcılığı gibi bazı âdetleri kendilerine özgüydü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kelt toplumu yüksek derecede rekabetçiydi ve seçkinlerin prestij ve servet kazanmaları için savaş önemli bir alandı. Bu bakımdan çağdaşlarından hiç farklı sayılmazlardı. Roma imparatorluğu da genişlemesini aynı emeller peşinde koşan aristokratlara borçluydu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Keltler'e ilişkin en eski arkeolojik kanıtlar, Avusturya'da Salzburg yakınlarındaki Hallsstut'ta bulunan İÖ 700 dolaylarından kalma kabile şefleri mezarlarıdır. Demir Çağı kültürünün ilk örneklerinden biri olan mezarlarda, Eski Yunanlılar'la ticaret sonucunda edinilmiş bronz ve çömlek kaplar gibi eşyalar bulunmuştur. Soyut geometrik desenler ile stilize kuş ve hayvan biçimlerinden oluşan, ayırt edici bir sanat üslubu olan La Tene kültürü de Keltler'in ürünüdür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Keltler'in dini inançlarında öyle özel bir manevi-yatçılık yoktu. Korular, pınarlar ve nehirler gibi doğal yerlere saygıyı Cermenler, Yunanlılar ve Romalılarla paylaşmaktaydılar. Bu saygıları onları çevreleriyle insanlık tarihinde başkalarından daha uyumlu yaşamaya itmiş değildi: Tarım alanı açmak için Avrupa'nın ormanlarının büyük bir kısmını temizlemişlerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Keltler de çağdaşları gibi, sanayi öncesi toplumlarda tek servet kaynağı olan toprağı işlemeleri karşılığında en çok şeyi almak isterlerdi. Druidler'in tapınması Klasik dinin resmiliğinden dünyalar kadar farklıysa da, İÖ 1. yüzyılda tapınaklar yapmaya başlamış olmaları onların da daha biçimsel tapınmaya döndüklerini göstermektedir, insan kurban etme uygulamaları da onları diğer çağdaşlarından ayırmamaktadır, ilk Cermenler'de de bu âdet vardı ve Romalılar'ın o kadar zevk aldıkları öldürücü gladyatör karşılaşmaları da bir cenaze töreninin parçası olarak başlamıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu halde eski Keltler günün standartlarına göre gelişmiş, rasyonel ve çağdaş insanlardı. Onlar ne önyargılı Klasik yazarların barbarlarıydı ne de modern romantiklerin alacakaranlık kuşağı insanları. Roma tarafından fetihlerini (İÖ 3. yüzyıl - İS 1. yüzyıl) hem cazip hem pratik yapan şey de Keltler'in Roma sistemine kolayca uyum sağlayabilecek yapıda olmalarıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kelt dünyasının Roma hâkimiyetinden kurtulan tek yerinin -Kuzey Britanya ve İrlanda- aynı zamanda sosyal ve ekonomik açıdan en az gelişmiş bölgeleri olması da ilginçtir.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4241858489023388020-593970314430823327?l=meraklisin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://meraklisin.blogspot.com/feeds/593970314430823327/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4241858489023388020&amp;postID=593970314430823327&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4241858489023388020/posts/default/593970314430823327'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4241858489023388020/posts/default/593970314430823327'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://meraklisin.blogspot.com/2008/03/keltler-celtic-krall.html' title='Keltler (Celtic krallığı)'/><author><name>Kurmay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10063618665340249652</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4241858489023388020.post-9128224986544482153</id><published>2008-03-01T18:07:00.001+02:00</published><updated>2008-03-01T18:07:36.777+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ne Nedir?'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Tarih'/><title type='text'>Lineer A ve Phaistos Diski nedir?</title><content type='html'>&lt;div id="post_message_1010576"&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color:Red;"&gt;Lineer A ve Phaistos Diski&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaman: İÖ I750-?1450&lt;br /&gt;Mekân: Girit&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Phaistos Diski'nin çözümü için pek çok varsayım geliştirilmiştir ve öneriler pek çok hayali yöne doğru gitmektedir: Baskça, Çince, Dravid, Yunanca, Hititçe, Luwi dili, "Pelasgi" Dili, Sami Dili, Slavca, Sümerce ve diğerleri.. Eğer çözümlerden biri doğruysa, diğerlerinin hepsi yanlıştır. YVES DOHOUX, 2000&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sir Arthur Evans yüz yıl önce Girit'te Knossos'ta "Minos Sarayı"nda "Lineer B Yazısı" adını verdiği şey için kazı yaparken, yine çoğunlukla kil tabletlere yazılı ve ona benzeyen ikinci bir yazı buldu ve buna "Lineer A Yazısı" adını verdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Knossos'ta ve Girit'in başka yerlerinde çoğunlukla mühür taşları üzerinde üçüncü bir tip yazı buldu ve onu da "hiyeroglifik" olarak tanımladı. Arkeolojik kayıtlara göre "hiyeroglifik", üç yazının en eskisiydi ve İÖ 2100-1700 yılına aitti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lineer A, ÎÖ 1750-1450 dönemindendi ve Lineer B ise Lineer A'dan sonra geliyordu. Bunun üzerine Evans üç yazının da aynı "Minos" Dili'ni yazdığını ve Lineer B'nin Lineer A'dan ve Lineer A'nın da herhalde "hiyeroglifik" yazıdan geliştiği sonucuna vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buna örnek olarak daha sonraki Mısır yazılarının Mısır hiyerogliflerinden türediğini ve hepsinin bir Mısır dilinin yazıları olduğunu gösteriyordu. Son olarak da, (Evans tarafından keşfedilmemiş olan) benzersiz Phaistos Diski vardı ve Evans bunu diğer üç yazıdan herhangi biriyle ilişkilendiremiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günümüzde Evans'ın bu basit tablosu, Phaistos Diski'nin tecrit edilmesi dışında, terk edilmiştir. Michael Ventris 1952'de Lineer B'nin Yunanca olduğunu saptamıştı. Lineer A bir dereceye kadar çözülmüştür ama Girit Dili olmadığı kesin olan bir dille yazılmış olduğundan okunamamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'"Hiyeroglifler"in anlamları ise bütün esrarım korumaya devam etmektedir. Dahası, her üç yazı da Girit dışında bulunmuştur ve tarihleri birbirleriyle örtüşmektedir. Bu nedenle yalnızca Girit içinde düz bir gelişme çizgisi varsayanlayız: Lineer A ve Lineer B biri diğerinin babası olmaktan çok, iki kuzen yazı olabilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="color:Blue;"&gt;&lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img151.imageshack.us/img151/930/01hb2.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;  &lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img82.imageshack.us/img82/2426/02gd6.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Solda) 1907'de yapılmış bir tabloda Sir Arthur Evans Knossos'ta. Evans elinde, Girit'te keşfettiği üç yazıdan biri olan Lineer B ile yazılmış bir tablet tutuyor. (Sağda) Lineer A'nın bulunduğu önemli bir yer: Güney Girit'te Aya Triada'da Minos sarayı.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Lineer A&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lineer A'nın ilk keşiflerinin çoğu, adanın güneyindeki Aya Triada'daki bir Minos sarayının yerinde yapılmıştır. Ancak ondan sonra, bütün Ege'deki Yunan adalarında, Yunan anakarasında bir yerde ve Türkiye anakarasında (eski Miletos'ta) ve hatta Filistin'de iki yerde pek çok yazı bulunmuştur. Ancak Lineer A'yla yazılı olanların toplamı, Lineer B'den çok azdır: Bulunan 1500 metnin çoğu çok küçük ve hasarlı olup toplam 7500 karakterdir. (Oysa Lineer B karakterleri on binlercedir ve 200'den az da "hiyeroglifik" karakter bulunmuştur).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lineer A'yı çözmede başlıca iki ipucu verimli olmuştur: Nümerik sistem ve Lineer A simgelerinin çoğunun Lineer B ile olan benzerlikleri. Hangi simgelerin rakam olduğunu teşhis etmek güç değildi: Bunlar tıpkı Lineer B'de olduğu gibi diğer simgelerden farklıydılar. Lineer A rakamları Lineer B'nin-kilerin eşidir: Kesir simgeleri ve 10 için kalın bir nokta olması dışında:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="color:Blue;"&gt;&lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img308.imageshack.us/img308/5391/03wz4.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;  &lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img445.imageshack.us/img445/1715/04oe2.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esrarengiz Phaistos Diski. Üzerindeki baskı simgeler başka bir yazıya benzememekte ve dili hiç bilinmemektedir. Disk Güney Girit'te Phaistos'ta bir sarayın kalıntıları arasında bulunmuştur.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;PHAİSTOS DİSKİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eski Girit'in yazıları arasında en büyük muamma kuşkusuz Phaistos diskidir. Bu 1908'de bir italyan arkeolog tarafından Güney Girit'te Phaistos'ta bir sarayın kalıntıları arasında bulunmuştur. Arkeolojik bağlamda diskin en geç İÖ 1700 yılından kaldığı saptanmıştır ki, bu da Lineer A'nın çağdaşı olduğunu göstermiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Disk pişirilmiş kilden yapılmıştır ve her iki yüzünde ıslak kile bir pres ya da zımba ile bastırılmış karakterler vardır. Böylece diskin, baskının Çin'de başlamasından 2500 ve Gutenberg İncili'nden 3000 yıl önce yaratılmış dünyanın ilk basılmış belgesi olduğu söylenebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak Lineer A ve B'de olduğu gibi her karakteri tek tek yazmak varken neden bir pres ya da zımba kullanılmış olsun? Bu eğer belgelerin birkaç kopyasını "basmak" içinse, neden 90 yıl süren yoğun kazılarda bu yazıyla yazılmış başka bir belge bulunmamıştır? Ve Phaistos Diski üzerindeki simgelerin neden hiçbiri Girit "hiyeroglifik" yazısına, Lineer A ya da Lineer B'ye benzememektedir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="color:Blue;"&gt;&lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img446.imageshack.us/img446/6198/05dj4.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Üstte) Lineer A yazılı kil tablet Minos Sarayı'nda burada bulunmuştur.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Araştırmacıların bir kısmının inandığı gibi disk Girit'e ithal edilmiş olabilir mi? Sahte bir kanıt -hatta ilk kazıyı yapanların bir oyunu- olabilir mi? Yazının anlamı konusunda pek az ipucu vardır ve güvenilir bir tek cevap bile yoktur. Simgeler hem diğer "Minos" simgelerine benzemediklerinden hem de sayıları çok az olduğundan (toplam 242 adet) çözüm konusunda pek işe yaramamaktadır ve bunların ardındaki dil tam bir bilinmeyendir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Keşif alanı da diski kıyaslayacak başka bir arkeolojik bulgu olmadığından diskin tarihinin belirlenmesi dışında gerçek anlamda bir yardım sağlamamıştır. Diskin yazısını çözmenin tek ciddi umudu bir gün benzer yazıların bulunduğu bir yazı kütüphanesi bulmaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak bu durum bazı bilimadamlarını ve pek çok amatörü birbirlerinden çok farklı çözümler önermekten alıkoymamıştır (ki, bu da işin ne kadar umutsuz olduğunun bir göstergesidir). Yalnızca 1999'da İngilizce ve Fransızca iki kitap yayınlanmıştır. Bunlardan birinde proto-İyon Yunancası ile diskin tam bir çevirisi verilmiş, diğerinde diskin bir hesap aleti, bir tür "Bronz Çağı'na ait bilgisayar diski" olduğu ileri sürülmüştür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çince bile diskin gerçek dili olarak önerilmiştir. Pek çok profesyonel araştırmacıya göre Phaistos Diski'ni çözdüğünü iddia eden kimse "kafadan çatlak" olmalıdır. Lineer B'nin çözülmesinde Ventris'le çalışan John Chadwick yıllar boyunca hemen hemen ayda bir tane yeni disk çözümleri haberi almıştır ve bunların içinde bazı mantıklı unsurlar içerenleri analiz etmeye de devam etmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Chadwick şöyle yazıyor: "Sabırsızlığımızı frenlemeliyiz ve Kral Minos, bizzat birisinin rüyasına girip gerçek yorumu açıklasa bile, o kişinin bunun tek olası çözüm olduğuna başkalarını inandırmasının imkânsız olacağını kabul etmeliyiz."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Antikçağ'ın en gizemli yapıtlarından biri olan Phaistos diskinin bulunduğu Phaistos kenti özellikle saray kalıntılarıyla tanınır. Kent 10 15. yüzyılda istilacılar tarafından yıkılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="color:Blue;"&gt;&lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img136.imageshack.us/img136/4403/06hi7.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Phaistos Diski'nin bulunduğu sarayın kalıntıları. Phaistos Diski'nin en geç İÖ 1700 yılına ait olduğu anlaşılmıştır. Üzerindeki yazının çözülmesi için yapılan girişimler bugüne kadar verimli olmamıştır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4241858489023388020-9128224986544482153?l=meraklisin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://meraklisin.blogspot.com/feeds/9128224986544482153/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4241858489023388020&amp;postID=9128224986544482153&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4241858489023388020/posts/default/9128224986544482153'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4241858489023388020/posts/default/9128224986544482153'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://meraklisin.blogspot.com/2008/03/lineer-ve-phaistos-diski-nedir.html' title='Lineer A ve Phaistos Diski nedir?'/><author><name>Kurmay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10063618665340249652</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4241858489023388020.post-4632655311008527956</id><published>2008-03-01T17:59:00.000+02:00</published><updated>2008-03-01T18:04:38.638+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Tarih'/><title type='text'>İnkalar</title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="color:Blue;"&gt;&lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img166.imageshack.us/img166/3921/inkalarharitajf7.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnka ların Yaşadığı Bölgenin Haritası&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img138.imageshack.us/img138/4306/inkaxy0.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="color:Blue;"&gt;&lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img155.imageshack.us/img155/3505/ispanyollarninkalarlakahq1.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnka lar İspanyolları Karşılıyor&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaman: 14-15. yüzyıllar&lt;br /&gt;Mekân: Ekvator, Peru, Şili, Arjantin ve Bolivya&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir keresinde bu adaya kurban edilmek üzere on dört yaşında bir kız getirilmişti. Ancak başrahip kızı kabul etmedi. Vücudunu titiz bir muayeneden geçirince memelerinin birinin altında küçük bir ben bulmuştu. Bu nedenle tanrılarına kurban edilmeye değer bulunmamıştı. PEDER BERNABECOBO, 1653&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnka İmparatorluğu'nu Konu edinen ilk vakayinameyi yazan İspanyol vakanüvislerinden Peder Barnabe Cobo, bize şimdi Bolivya Cumhuriyeti'nde olan Titikaka Gölü'ndeki Güneş Adası'ndan getirilen genç kızın yukardaki hikâyesini anlatır. Kız, eski Andlar'ın en büyük hac merkezlerinden ve dini tapınaklarından birinde kurban edilecekti. Ancak kız, kurban edilemeyince hikâyesini İnka İmparatorluğu'nun 1532'de fethinden birkaç yıl sonra adaya gelen bazı İspanyollar'a anlatacaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="color:Blue;"&gt;&lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img84.imageshack.us/img84/7779/gneinocuklarqz5.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güneşin Çocukları&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnkalar hakkındaki bilgilerimiz Cobo gibi eski zaman vakanüvislerinden ve çağdaş arkeolojik araştırmalardan gelmektedir. İnka İmparatorluğu'nun çok büyük, çok-etnikli, çok-dilli bir devlet olup 4000 kilometrekare bir alana yayıldığını biliyoruz, iktidar hanedanlarını 16. ya da 14. yüzyılda kuran halk Andlar'ın çok yükseklerinde olan Cuzco'da yaşıyorlardı ve burası onlara göre dünyalarının maddi ve manevi merkeziydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnka İmparatorluğu'nun Quechua dili konuşan ataları birkaç kuşak içinde Batı Amerika'nın bu geniş topraklarında yaşayan onlarca farklı etnik grubu ve topraklarım fethetmişlerdir. İsyanlar çok sıktı ve böyle büyük bir alam ve halkı kontrol altında tutmak çok güçtü. Dünyanın diğer eski imparatorluklarında olduğu gibi, farklı grupları iktidardaki hanedanların kontrolü altında tutmanın ve İktidarlarını yaygınlaştırmanın başlıca yolu, bir devlet dininin kurulmasıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="color:Blue;"&gt;&lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img186.imageshack.us/img186/4751/01zv8.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;  &lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img153.imageshack.us/img153/1324/02uq1.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Solda) Arkeologlar Llullaillaco zirvesinde bir kazıda. Burada, 6700 metre yükseklikte kadın bir İnka kurbanı bulunmuştur. (Sağda) Cerro el Plomo'da 6000 metre yükseklikte, en güney noktada bulunan İnka mumyası. Bu çocuk kurbanın yanında, çeşitli heykelcikler ve bir torba koka yaprağı bulunmuştur.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ANDLAR'IN KUTSAL YERLERİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnka İmparatorluğu boyunca ve ondan yüzyıllarca önce And halkları kutsal yerlerde "Huaca" adını verdikleri tapınaklar inşa ederlerdi. Huaca'lâr ruhani gücü olduğuna inanılan bir doğa parçasındaki doğal ya da insan elinden çıkma bir mekândı. Bunlar mağaralarda, su kaynaklarında, büyük kayalarda, tepelerde, pınar ya da köprü yakınlarında ve dağların doruklarında yapılırdı. Bu huaca'larda adaklar çok yaygındı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img168.imageshack.us/img168/1893/tapnaklargo9.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;En popüler adaklar koka yaprağı dolu sepetler, renkli deniz kabukları, lamalar, alpakalar, mısır birası, bez, metal heykelcikler ve bazen de çocuklardı. İlk İnkalar Cuzco bölgesinde yüzlerce tapmak yapmışlardı ve bunların her biri yeni doğmakta olan İmparatorluktan akraba gruplar tarafından bakılır ve korunurdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İmparatorluk büyüdükçe devlet Güneş Adası'nda-ki gibi daha büyük tapmaklar inşa etti. Tapınak külliyeleri belli başlı huaca'larda Güneş'e, Ay'a, Gökgürültüsü Tanrısı'na ve diğer tanrılara adanırdı. Bu huaca'ların çevresinde bir din geliştirmek için çok büyük kaynak ve enerji harcanmıştı. Görkemli tapınaklar Cuzco soylularının, uyruklarının yaşamları üzerinde sahip oldukları ideolojik ve politik gücü vurgulamaktaydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="color:Blue;"&gt;&lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img242.imageshack.us/img242/380/03hg9.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;  &lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img149.imageshack.us/img149/4278/04yp8.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Solda) Günümüzde bir maestra ya da şaman, bir adak töreninde koka yaprakları ve günlük yakıyor. (Sağda) 1995'te bir çığ düşmesi sonunda Peru'da Ampato zirvesindeki buzlar arasında bulunan İnka kızının mumyası.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İNSAN KURBAN ETME&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan kurban etme, İnkalar'ın bir icadı değildi. İspanyol öncesi And ikonografisinde genelde savaş tutsakları olmak üzere kurban edilmiş insanların tasvirleri yer almaktadır. Hatta Peru'da ilk yontulmuş taş kitabelerde, kafaları kesilmiş savaş tutsakları görülür. Diğer kültürlerde de insan kafası ganimet olarak alınmıştır. İnkalar bu uygulamaları imparatorluğu bir arada tutan devlet dininin ve imparatorluk ideolojisinin bir parçası haline getirmişlerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocukların kurban edilmesi de bu bağlamda ele alınmalıdır. Çocuklar capac hucha adı verilen politik bakımdan önemli bir ayinde kurban edilirlerdi. Colin McEwan ve Maarten van de Guchte'ye göre bu terim, "Kraliyet yükümlülüğü" olarak çevrilebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu bilimadamları, araştırmalarında, altı ile on yaşında çocukların imparatorluğun dört bir yanındaki köy ve kasabalardan Cuzco'daki başkente nasıl gönderildiklerini anlatırlar. Bazıları için bu, yüzlerce, hatta binlerce kilometre yol demekti. Çocuklar ve kendilerine eşlik edenler yol boyunca köylerden şarkılar söyleyerek geçerlerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="color:Blue;"&gt;&lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img241.imageshack.us/img241/7797/inkalartrenelf0.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnka lar Törende&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cuzco'ya vardıktan sonra kentin merkezinde toplanırlar ve İnka rahipleri tarafından sembolik olarak evlendirilirlerdi. Hayvanların ve diğer adakların kurban edilmesinden sonra, çocuklar Cuzco'nun büyük meydanının çevresinden geçirilirlerdi. Sonra tekrar köy ve kasabalarına gönderilir, buralarda yeni törenler yapılırdı. Törenin sonunda çocuklar alkol ve diğer maddelerle uyuşturulur ve memleketleriyle ilişkili bir huaca'da öldürülürlerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arkeologlar Andlar'ın her yerinde çocuk kurban edildiğini saptamışlardır. Bu capac hucha törenlerinin kalıntıları adalarda, mağaralarda ve dağ tepelerinde bulunmuştur. Arkeolog Johan Reinhard, And-Ur'da çoğunlukla karla kaplı volkanik doruklarda kurban izlerine rastlamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kurbanların oralardan çıkarılması, dünyanın en güç arkeolojik çalışmalarıdır: Reinhard ve arkadaşları 6000 metre yüksekliğe çıkmak, oksijen azlığından doğan yükseklik yorgunluğu, buz, kül ve karla mücadele etmek zorundaydılar. Eski çağların insanlarının, o dağlara çağdaş araç gereç olmadan çıkmalarındaki kararlılık gerçekten şaşırtıcıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu mumyaların bulunması beceri olduğu kadar şans da gerektirir. Beceri bunları nerede arayacağını bilmek ve şans da cesetleri ortaya çıkaracak doğru çevre koşullarının bir araya gelmesidir. Yağmacılar çalmadan ya da havayla temas ettiği için havadaki mikroorganizmalar tarafından cesetler bozulmadan mumyaları elde etmek için, Reinhard ve ekibi buzları ve kaya kadar sert toprağı kazmak, bulgularını bilimsel olarak kaydetmek ve sonra mumyayı kamplarına güvenli bir şekilde taşımak zorundaydılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belgelerde çocuk kurban etmeye ilişkin büyük törenler hâlâ anlatılmaktadır. Peru'da Arequipa yakınlarında Ampato'da bulunan arkeolojik kanıtlar bu belgeleri doğrulamaktadır. Ampato kızı görkemli tüylü bir başlık, çanak çömlek, kaşıklar, ahşap kupalar, giyimli metal heykelcikler, yiyecek ve güzel kumaşlarla gömülü bulunmuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kutsal bir renk olan kırmızı toprak, mezarının zeminine serilmek üzere dağın tepesine taşınmıştı. Kurban yerinin çevresinde inşa edilen platformlar ve belki de başka binalarda başka küçük çocukların kurban edildikleri kuşkusuzdur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eski ve yeni dünyadaki diğer imparatorluklarla kıyaslandığında çocukların kurban edilmesi İnka devletinde pek nadir rastlanan bir şeydir. Ancak çocuk kurban edildiği bir gerçektir ve bunun çok önemli dini ve politik amaçları vardı. Yerel bir yöneticinin çocuğunu kurban edilmek üzere vermesi, hem İnka devletine hem de taptıkları yaratıcı tanrılara bağlılığının kanıtıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kurban edilmek üzere Cuzco'ya bir tören alayı halinde götürülen düzinelerce çocuğun görüntüsü, İnka devletinin gücünün yılda bir kere olsun gözler önüne serilmesiydi. Bu trajik ama güçlü devlet kurumunu tam olarak değerlendirebilmek için, inka İmparatorluğu'nun siyasal mantığını ve dini ilkelerini tarihi bağlamı içinde anlamamız gerekir.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:Blue;"&gt;&lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img141.imageshack.us/img141/6785/inkalarnmimarisizw3.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnka Mimarisi&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4241858489023388020-4632655311008527956?l=meraklisin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://meraklisin.blogspot.com/feeds/4632655311008527956/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4241858489023388020&amp;postID=4632655311008527956&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4241858489023388020/posts/default/4632655311008527956'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4241858489023388020/posts/default/4632655311008527956'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://meraklisin.blogspot.com/2008/03/inkalar.html' title='İnkalar'/><author><name>Kurmay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10063618665340249652</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4241858489023388020.post-6267177498137197792</id><published>2008-03-01T17:53:00.000+02:00</published><updated>2008-03-01T17:59:04.801+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Tarih'/><title type='text'>Mayalar</title><content type='html'>&lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img style="width: 607px; height: 786px;" src="http://img168.imageshack.us/img168/6720/ymayamapbx5.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Zaman: İS 250-909&lt;br /&gt;Mekân: Orta Amerika&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;...Madalyon tabletlerde bunları yapan insanların kendileri hakkında bilgiler yazdıklarını ve bu tabletler aracılığıyla bir gün yok olmuş bir ırkla konuşarak kentin üzerindeki esrar sisini dağıtacağımızı düşünüyorduk. JOHN LLOYD STEPHENS, 1841&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Guatemala, Meksika ve Belize'yi kaplayan ovalar üzerinde uçmak, Orta Amerika'nın son büyük vahşi topraklarını görmek demektir. Kereste ve toprak elde etmek amacıyla ormanların giderek azalmasına rağmen bölge, hâlâ dünyanın en önemli arkeolojik alanlarından biridir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img480.imageshack.us/img480/9033/y01ta9.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;  &lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img120.imageshack.us/img120/1879/y02fk3.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Burası bin üç yüz yıl önce Maya uygarlığının yoğun bir biçimde iskan edilmiş merkeziydi: Sayısız büyük kentte yüksek piramitler ve geniş alanlara yayılmış saraylar vardı, geniş meydanlarında ustalıkla oyulmuş anıtlar tanrısal hükümdarlarını yüceltirdi. Çok uzun zaman önce terk edilmiş bu kentler bugün yalnızca ağaç kökleriyle birbirine bağlanmış höyüklerden ibarettir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img117.imageshack.us/img117/1261/y04fm2.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;En etkileyicileri dahil Maya kalıntıları, tozlu akademik dergilerin sayfaları arasından nadiren çıkar. Ama bazıları gerçek bir üne, hatta mistik bir havaya sahiptirler. 1970lerde üzerlerinde gayet güzel hiyeroglifler olan yağmalanmış bir dizi heykel, hemen hemen aynı anda sanat piyasasında boy gösterdi. Bunlar balta girmemiş ormanlarda keşfedilmeyi bekleyen çok önemli bir başkentin ürünleri miydi? Pek çok kimse öyle düşündü ve buraya "Q Alanı" adı verildi (Latin Amerika İspanyolca'sında "hangi" anlamına gelen "que?" sözcüğünden).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img358.imageshack.us/img358/4233/y001qj5.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;  &lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img427.imageshack.us/img427/343/y002aq0.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:Blue;"&gt;(Solda) Q Alanı'yla bağlantılı yerlerin haritası. (Sağda) Q Alanı anıtlarında k'uhul kaan ajaw ya da "Yılanın İlahi Efendisi (Krallık)" demek olan "oyma amblem"e atıflarda bulunmaktadır. Bu, Maya dünyasının en büyük güçlerinden biri olan Calakmul'a aittir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Q Alanı'nın nerede olduğu hakkındaki yegâne ipuçları hiyerogliflerdedir. Aynı "oyma amblem" (glif) -ki belirli bir krallığın "tanrısal efendisi"ni anlatan bir kraliyet unvanıdır- çeşitli taşlarda bulunmuştur. Klasik dönemin (İS 250-909) politik ortamı 50 küsur krallığa bölünmüştü ve bunlar çok sınırlı site-devletlerdi. Bu belirli amblem en önemlilerinden biri olan Kaan ya da "yılan" krallığını belirtiyordu. Bu önemli krallığın başkentinin neresi olduğu hâlâ bilinmemektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;20 yıl süren ve çeşitli görüşlerin kimi zaman öne çıkıp kimi zaman kaybolduğu tartışmada bazıları Yılan başkentinin büyük Calakmul Harabeleri olduğu fikrinden şaşmamışlardır. Orada pek çok anıtın bulunması - en az 117 tane- genelde bu sorunun çözümlenmesini kolaylaştıracakken yerel yumuşak kireçtaşının çabuk bozulması ve bin yıl süreyle tropik yağmurlar altında kalması, yazıların çoğunu silmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img483.imageshack.us/img483/6069/y03fn6.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Silinmiş metinlerin dikkatli incelenmesi ve kazılardan yeni çıkarılan bulgular, ancak son yıllarda somut yanıtlar sağlamaya başlamıştır. En önemli katkı, Yılan başkentiyle ilgili iki yer adının tanınmasıyla sağlanmıştır: Oxte'tuun ("Üç Taş") ve chiik naab' (anlamı henüz bilinmemektedir). Her ikisi de Calakmul metinlerinde sık sık yer almaktadır ki, burada kent ile çevresinden sözedildiği kesindir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu halde, eğer Calakmul, Yılan'ın kentiyse, Q Alanı heykelleri oradan mı gelmiştir? Son araştırmalar bunun böyle olmadığını göstermektedir? Calakmul, Klasik Maya dünyasının en büyük hegemon'larından ya da süper güçlerinden biriydi ve hükümdarları 130 yıl boyunca "üst-krallar" olarak daha alt düzeyde olan çağdaşlarına hâkimdiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Q Alanı taşlarının Calakmul hanedanına tâbi kralların hâkimiyetini kutladıkları ve birden fazla yerden geldiklerini gösteren belirtiler vardı. Daha büyük parçalardan bazılarının artık El Peru kentinden oldukları bilinmektedir. Acaba, diğerlerini teşhis edebilme umudu nedir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img488.imageshack.us/img488/1406/y003le2.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;  &lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img374.imageshack.us/img374/7057/y05yo4.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:Blue;"&gt;Q Alanı'ndan bu panoda Calakmul'da bir top oyununda adı sağ üst köşede olan Chak Ak'ach Yuk ("Büyük Hindi") görülüyor; Bu hükümdarın La Corona'daki anıtta bulunan adı (sağda) panonun oradan geldiğinin kanıtı olabilir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1996'da Maya ormanında eski yollan araştıran bir NASA uydusu, Guatemala'da Los Veremos yakınlarında chicleros (sakız toplayıcıları) tarafından bir göl kıyısında yapılan bir tür kamp tespit etmişti. Yapılan bir keşif seferinde muhtemel bir kano rıhtımı bulunurken, yakınlardaki höyüklerde hiyeroglifli kırık bir anıt ortaya çıkarıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Harvard Üniversitesi Peabody Müzesi'nden lan Graham ve David Stuart'ın ertesi yıl yaptıkları araştırmalarda bu yıkıntıların haritası çıkarıldı, buraya La Corona ("Taç") adı verildi başka daha uzun kitabeler bulundu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kitabeler La Corona'nın Calakmul ile yakın ilişkisini ortaya koymuştu. Stuart, Chak Ak'ach Yük ("Büyük Hindi") adını tespit etti. Bunun büyük Calakmul kralı Yich'aak K'Ak'ın ("Ateş Pençe") yaptığı önemli bir ayine katılan yerel bir hükümdar olduğu anlaşıldı. Chak Ak'ach Yük, Q Alam anıtlarından en büyüklerinden birinde, Calakmul'da Maya top oyunu oynarken görülmektedir. Bu bağlantı bu panonun en azından La Corona'dan ya da ona çok yakın bir yerden geldiğim göstermektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;La Corona, Q Alanı bilmecesinin kısmen çözümlese bile, ormanın, geri kalan parçaları içinde barındırdığını biliyoruz. Daha çok çalışma ve biraz da şansla geri kalanları da ortaya çıkarabiliriz. Q Alanı'nı arama gerçek bir balta girmemiş orman serüvenidir ama bu aynı zamanda, Kolomb-öncesi Amerika'nın en mükemmel yazı sistemi olan Maya hiyerogliflerinin çözülmesinin, Maya tarih ve politik coğrafyasını çözmekte etkin bir araç olduğunu da göstermektedir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4241858489023388020-6267177498137197792?l=meraklisin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://meraklisin.blogspot.com/feeds/6267177498137197792/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4241858489023388020&amp;postID=6267177498137197792&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4241858489023388020/posts/default/6267177498137197792'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4241858489023388020/posts/default/6267177498137197792'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://meraklisin.blogspot.com/2008/03/mayalar.html' title='Mayalar'/><author><name>Kurmay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10063618665340249652</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4241858489023388020.post-8738294313625976745</id><published>2008-03-01T17:52:00.000+02:00</published><updated>2008-03-01T17:53:07.672+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Tarih'/><title type='text'>55. mezarın sıırı</title><content type='html'>Tutankhamon'un hükümdarlığının yarısına doğru Amarna başkentlikten çıkarılmış ve onun ölümünden sonra da terk edilmişti. Böylece KV55'in kuruluşu Tutankhamon'un hükümdarlığının ortalarıyla mührünün geçerliğini kaybetmiş olacağı gömülmesine kadar geçen zaman içinde bir noktada gerçekleşmiş olmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir görüşe göre Smenhkare ve/veya Ahenaton ve onunla birlikte Amarna'da gömülmüş annesi Tiy, hükümet kenti terk eder etmez KV55'e taşınmışlardır. Mezarın içindekileri böyle hasara uğratanların ya 19. Hanedan'ın anti-Atoncu kralları ya da IX. Ramses'in memurları olduğu sanılmaktadır. Belki de firavunun yandaki mezarının inşası sırasında KV55, bir kere daha keşfedilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu senaryoya göre Tiy'in cesedi çıkartılıp başka bir yere gömülmüş ve türbesinin bir kısmı tek açık giriş koridoruna takılıp sıkışınca orada bırakılmıştır. Bir mumya daha çıkarılmış ve kalanının kimliğini gösteren işaretler de silinmiş olabilir. Mezar kapatılmadan önce türbedeki Ahenaton resimleri silinmiş ve mezarın son sakini orada ebedi bir karanlığa terk edilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir başka seçenek de, bu taşıma işinin Tutankhamon'un ölümünden sonra ama gömülmesinden önce yapılmış olmasıdır. Ahenaton'un anıtlarının daha Tutankhamon'un yaşadığı sıralarda imhasına başlandığı artık açıkça anlaşılmaktadır. Tahtta Ahenaton'un oğlunun bulunması gerici güçleri frenlemiş olmalıdır. Ancak Tutankhamon'un ölümüyle bu baskı yok olmuş olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu senaryoya göre KV55'teki ceset daha ilk baştan adsız olarak bu yeni mezarına yerleştirilmiştir. Sonra gerçekleşen dağınıklık da IX. Ramses'in ekonomik sıkıntılarla geçen iktidarında mezarın yeniden keşfedilmiş olmasının sonucudur. Altın peşinde olan memurlar altın eşyayı oradan çıkarmak istemişler, sonra türbenin bir kısmının giriş geçidini tıkamasıyla girişimleri yarıda kalmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="color:Blue;"&gt;&lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img76.imageshack.us/img76/5024/04tm4.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;  &lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img299.imageshack.us/img299/893/05ob0.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Solda) KV55 odasının, bulunduğu zamanki durumu. Sol kısımda, türbenin bazı panoları duvara yaslanmış durumda görünüyor. Onların ilerisinde de tabut var. Duvardaki nişte kapaklı küpler duruyor. (Sağda) KV55'teki kapaklı küpler Kiya için yapılmıştı. Bunların yazıları iki aşamada kaldırılmıştır. Önce Kiya'nın adı ve unvanları, sonra da Ahenaton ile Aton'unkiler silinmiştir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mumyanın Ahenaton'a ya da Smenhkare'ye ait olması durumunda her iki temel senaryo da uygulanabilir ama geriye iki temel soru kalmaktadır: Bir kral neden bir kadının gayet süslü bir biçimde değiştirilmiş tabutuna konulmuştur ve kendi tabutu ne olmuştur?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yapılan değişiklikler tabutun yazılarının Atoncu metinlerini değiştirmemiştir, bu da tabutun bir firavunun gömülmesi için Ahenaton'un iktidarında hazırlandığını göstermektedir. Ahenaton ölümünden çok önce tamamlanmış bir dizi tabuta sahip olmalıydı ve tunlar da mutlaka kendisi için kullanılmıştır. Ancak daha önce de gördüğümüz gibi, Smenhkare kendisi için en azından bir tabut ha-zırlatmışsa da bunun içinde gömülmemiş, onun tabutu genç kral Tutankhamon için kullanılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Smenhkare daha sonra Neferneferuaten adını almışsa da, koyu bir Atoncu değildi. Cenaze levazımatı tümüyle gelenekseldi ve tapınağında geleneksel tanrıların başı olan Amon'a tapılırdı. Ancak onun, Atoncu devrimin başı olan babası Ahenaton daha yaşarken öldüğü anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ahenaton'un Aton dışında tanrılara karşı hoşgörüsüzlüğü -ki, çoktanrılı anıtları imha etmesinde görülmektedir- gözönüne alındığında Smenhkare'nin kendisi için hazırladığı geleneksel malzemeyle gömülmesine izin vermemiş olması mümkündür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer bu böyle olmuşsa, o zaman mumya ve iç organları için farklı kaplar gerekecekti. O zaman da bir zamanlar Kiya'ya ait olan "dini açıdan doğru" malzeme genç kral için değiştirilmiş ve cenazesinde kullanılmıştır. Cesedi Amarna'da Kraliçe Tiy'in türbesine yakın bir mezara konulmuştur. Mumya son olarak da buradan Krallar Vadisi'ne taşınmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu anda Kahire Müzesi'nde yalnızca KV55 tabutunun kapağı bulunmaktadır. Alt kısmının çürümüş kalıntılarında olması gereken altınlarının, Birinci Dünya Savaşı sırasında müzeden çalındığı anlaşılmaktadır. Bu altınlar, daha sonra Almanya'da ortaya çıkmıştır. Doğrulanmamış haberlere göre burada Smenhkare'nin sağlam bir kartuşu da bulunmaktadır. Sorunun bu yanının, tabutun altı sonunda gerçek sahibi olan Kahire Müzesi'ne iade edildiğinde çözümlenmiş olacağı umulmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mısır deyince ilk akla gelen kadın adlarından olan Nefertiti de Ahenaton'un karısıydı. Ahenaton başşehri Tel el-Amarna'ya taşıdığında, Nefertiti de altı kızıyla birlikte oraya taşınmış ve kocası gibi yalnızca yeni tanrı Aton'a tapınmaya başlamıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="color:Blue;"&gt;&lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img245.imageshack.us/img245/9859/06ca9.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KV55 mezar odası. Kapağı çıkarılmış tabut odanın bir ucunda, türbenin panoları sol duvara yaslanmış ve yere atılmış.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:Blue;"&gt;&lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img413.imageshack.us/img413/9390/07ze4.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;  &lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img354.imageshack.us/img354/2422/08fr3.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Solda) KV55'teki kafatasının nemes başlığıyla tamamlanmış biçimi. (Sağda) Sağda KV55'in içindeki kimliği belirsiz kafatası.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4241858489023388020-8738294313625976745?l=meraklisin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://meraklisin.blogspot.com/feeds/8738294313625976745/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4241858489023388020&amp;postID=8738294313625976745&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4241858489023388020/posts/default/8738294313625976745'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4241858489023388020/posts/default/8738294313625976745'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://meraklisin.blogspot.com/2008/03/55-mezarn-sr.html' title='55. mezarın sıırı'/><author><name>Kurmay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10063618665340249652</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4241858489023388020.post-5876261936037909909</id><published>2008-03-01T17:33:00.001+02:00</published><updated>2008-03-01T17:52:04.849+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Tarih'/><title type='text'>55 numaralı mezar nedir?</title><content type='html'>&lt;div id="post_message_1041116"&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color:Red;"&gt;55 Numaralı Mezarın Sırrı (1.Bölüm)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="color:Blue;"&gt;&lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img115.imageshack.us/img115/4035/gastonmasperonr4.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabutun sahibinin kimliğinin, sonunda bir sürpriz olacağına inanıyorum. GASTON MASPERO, 1907&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaman: İÖ yaklaşık 1335-1322&lt;br /&gt;Mekân: Amama ve Thebes, Mısır&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amerikalı Theodore M. Davis'in Thebes'deki Krallar Vadisi'nde yaptığı kazılarda 1907 Ocak ayında bir mezar bulundu. Burası Mısır'daki mezarların çoğu gibi karışık ve hasarlıydı ama bu kere bunun nedeni mezar soyguncuları değil, anlaşıldığı kadarıyla eski çağlardaki resmi faaliyetlerin sonucuydu. Mezarı o hale neyin getirdiği sorusu Mısırbilimciler'i yaklaşık yüz yıldır meşgul etmiştir ve günümüzde bile en az araştırmacı sayısı kadar da "çözüm" vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Resmi numarası KV55 (Krallar Vadisi 55) olan mezar bir merdiven, bir koridor ve bir tek odadan oluşmaktadır. Mezarın çevresinde dağınık duran pek çok eşya vardır. Bunlardan en büyüğü, aslında III. Amenophis'in karılarından biri olan Kraliçe Tiy'in lahdinin çevresi için oğlu Ahenaton (ÎÖ 1353-1335) tarafından yaptırılmış olan türbenin sökülmüş parçalarıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img167.imageshack.us/img167/4702/thebesfw0.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Ahenaton, Mısır'ın geleneksel dinini kaldırıp yerine Aton olarak bilinen bir tek güneş tanrısına tapınmayı getirdiği için "sapkın firavun" olarak bilinir. Odanın çevresine dört koruyucu tılsım ("sihirli tuğla") yerleştirilmiştir ve bunların birinde de firavunun adı yazılıdır. Odanın kuzey duvarındaki bir nişte, kapaklı dört küp Ahenaton'un küçük eşi Kiya'nın iç organlarının saklanması için konulmuş ama üzerlerindeki yazılar silinmiştir. Mezarın döşemesi üzerinde bulunan kil mühür izlerinde Ahenaton'un halefi Tutankhamon'un (İÖ 1333-1323) adı yazılıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="color:Blue;"&gt;&lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img201.imageshack.us/img201/2978/01sj9.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;  &lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img384.imageshack.us/img384/3654/02hh2.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Solda) Yüz, Tutankhamon'un tabutlarından ikincisine çok benzemektedir. Kartuşların çıkartılıp yenilerinin takılmasından bunun Tutankhamon'dan başka bir kral için yapıldığı bilinmektedir. (Sağda) Tabut özellikle tanınmaz hale getirilmiş, yüzü ve üzerindeki bütün adlar silinmiş.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;ESRARENGİZ MUMYA&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mezardaki en önemli şey Kiya için yapılmış ama bir kral için değiştirilmiş olan tabuttur. Ancak bu kralın adı, her geçtiği yerde silinmiş ve tabutun altın yüz maskesi çıkartılmıştır. Tapınak da benzer biçimde hasar görmüş, Ahenaton'un resimleri ve adları çıkarılmıştır. Tabutun içinde rutubet yüzünden çok kötü hasar görmüş bir mumya vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabutu ilk inceleyen bilim adamları, çökmüş kasıkları nedeniyle bunun bir kadın cesedi olduğunu ilan ettiler, Davis de bunun üzerine mezarı "Kraliçe Tiy'in Mezarı" olarak adlandırdı. Ancak bu adı taşıyan kitabı çıktığında, daha ayrıntılı bir inceleme sonunda cesedin bir erkeğe ait olduğu anlaşılmıştı. Evrensel kanıya göre bu Ahenaton'un mumyasıydı. Ölümünden sonra anısı lanetlendiği için tabuttaki ve tapmaktaki adlan silinmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img458.imageshack.us/img458/3117/thebes2wd9.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Ancak başka araştırmacılar ise, mumyanın Ahenaton'un son yıllarında kendisiyle birlikte hüküm süren ve ölümünden sonra "sapkın firavun" gibi hakarete uğrayan Smenhkare olabileceğini ileri sürmüşlerdir. Bu kişi ile, aynı dönemde ortaya çıkmış Neferneferuaten adlı bir diğerinin kimlikleri konusunda büyük tartışmalar olmuştur. Kanıtlara getirilecek en iyi yorum, ikisinin de aynı kişi olduğu ve üç yıllık ortak hükümdarlığı sırasında adını değiştirdiği olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1922'de Tutankhamon'un mezarının bulunmasıyla çok önemli ek kanıtlar elde edilmiştir. Tutankhamon'un mumyası, onunla KV55' in yakın akraba olduklarını -ya kardeş ya baba oğul- ortaya çıkarmıştır, ikincisi, mezarda özgün olarak Smenhkare için yapılan ama hiç kullanılmamış çok sayıda nesne vardı: Özellikle Smenhkare'nin iç organları için dört minyatür tabut ve tam boy tabutlarından biri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img style="width: 393px; height: 212px;" src="http://img402.imageshack.us/img402/5220/mummyramsesbr6.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Hepsinin üzeri Tutankhamon için kullanılmak üzere yeniden yazılmışsa da, hem kral adlarının bulunduğu yerde özgün sahibinin izleri vardı hem de tabutların üstündeki yüzler Tutankhamon'un yüzü değildi. Bütün bu nesnelerin Krallar Vadisi'nin 55 numaralı mezarında, bir zamanlar Kiya'ya ait olan malzeme ile temsil ediliyor olması, o mezarın içindekinin Smenhkare olduğuna inanan bazı araştırmacılarca önemli bulunmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer araştırmacılarsa, mumyanın Ahenaton'a ait olduğunu iddiaya devam etmişlerdir. Çeşitli anatomi uzmanları, 20'yle (Smenhkare'ye daha yakın) 30-40 (Ahenaton'a yakın) arası değişen rakamlar buldukları için mumyanın ölüm yaşına ilişkin tahminler de pek yararlı olmamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mezarın tarihine ilişkin pek çok senaryo üretilmiştir. Ortak noktaları mumyanın, artık her kimse, Ahenaton'un inşa ettirdiği Thebes'in 300 kilometre kuzeyindeki yeni başkent Tel el-Amarna'da gömülmüş, sonra kentin terk edilmesinin ardından çıkartılıp KV55'e taşınmış olduğudur.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="color:Blue;"&gt;&lt;a href="http://www.wardom.org/link.php?url=http://imageshack.us" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://img123.imageshack.us/img123/4730/03ve7.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: normal;"&gt; KV55'in bu krokisinde malzemelerin mezar içinde dağınık bir halde atıldığı ve çoğunun aşağı inen koridoru tıkayan molozların üzerinde yattığı görülüyor&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4241858489023388020-5876261936037909909?l=meraklisin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://meraklisin.blogspot.com/feeds/5876261936037909909/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4241858489023388020&amp;postID=5876261936037909909&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4241858489023388020/posts/default/5876261936037909909'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4241858489023388020/posts/default/5876261936037909909'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://meraklisin.blogspot.com/2008/03/55-numaral-mezar-nedir.html' title='55 numaralı mezar nedir?'/><author><name>Kurmay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10063618665340249652</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4241858489023388020.post-503148320189252028</id><published>2008-03-01T17:32:00.000+02:00</published><updated>2008-03-01T17:33:26.410+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Tarih'/><title type='text'>Kartaca Devleti</title><content type='html'>&lt;span style="color: rgb(51, 0, 51);" &gt;Kartaca, M.Ö 814 yılında, Tunus yarımadasında kurulmuş olan bir Fenike kolonisidir. Kartaca, Fenike dilinde Kart-hadaşt yani "Yeni Şehir" anlamına gelmektedir. Kart Hadaşt, 22 sessiz harften oluşan Fenike alfabesiyle QRT-HDST olarak yazılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün için Kartaca ile ilgili yazılı kaynaklar, Romalı ve Yunanlı tarihçilerin çalışmalarıyla sınırlıdır. Gerek Kartacalıların gerekse de Fenikelilerin papirus kullanmaları ve bu materyalin zaman içinde dağılması sonucu, Kartaca ve Fenike yazılı kaynakları zamanımıza kadar ulaşmamışdır. Bu sonuçta kuşkusuz Pön savaşları sonunda Roma ordusunun Kartaca'yı yakıp yıkmasının da etkisi vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hem Antik Yunanistan hem de Roma İmparatorluğu'nun, Kartaca ile tarihin büyük bir bölümünde Akdeniz ticareti için rekabet halinde olmaları ve bu rekabetin sıcak çatışmalara varmış olması nedeniyle bu tarihçilerin çalışmaları büyük ölçüde önyargılı çalışmalardır&lt;/span&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;b style="color: rgb(51, 0, 51);"&gt;Kurulusu&lt;/b&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;span style="color: rgb(51, 0, 51);" &gt;Kartaca kenti, Tyre (Sur) kenti kraliçesi Elishar tarafından (Yunan kaynaklarında Elissa ya da Elissar, Roma kaynaklarında Dido) İ.Ö. 814 ya da 813 yıllarında kurulmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akdeniz’deki merkezi konumu Kartaca’ya deniz ticaretinde geniş olanaklar sağlamıştır. Fenikeli tüccarlar açısından geleneksel hale gelen Doğu Akdeniz ticaretinin yanı sıra Batı Akdeniz’e de aynı derecede yakın olmasıyla Kartacalı tüccarlar, Batı Akdeniz’de bağlı koloniler oluşturmakta gecikmediler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fenike kentleri, tarihlerinin hiçbir döneminde tam bağımsız kent devletleri olmamışlardır, komşuları olan güçlü devletlerin hegemonyalarını kabul etmiş, Akdeniz’de serbestçe ticaret yaparak servet edinmenin bir bedeli olarak gördükleri yıllık vergileri bu devletlere ödemişler, bunu ticari faaliyetlerin bir sabit maliyeti olarak görmüşlerdir. Dolayısıyla denizaşırı Fenike kolonileri de kendi politik ve ticari stratejilerini bağımsızca geliştirmişlerdir. Kartaca da bu denizaşırı kolonilerden biri olarak, konumunun getirdiği olanaklardan serbestçe yararlanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İ.Ö. 509 yılında Roma Cumhuriyeti ile Kartaca arasında, Akdeniz’in ticari ve politik etki alanları olarak iki devlet arasında bölüşümünü sağlayan bir anlaşma da, Kartaca’nın Batı Akdeniz ve Kuzey Afrika kıyılarındaki genişlemesine katkıda bulunmuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İ.Ö. 5. yüzyıl başlarında Kartaca artık Batı Akdeniz ve Kuzey Afrika kıyılarında geniş bir etki alanını kontrol etmektedir. Eski Fenike kolonilerini –yer yer zor kullanarak- kontrolü altına almış, Libya’daki göçebe çöl kabilelerini sindirmiştir. Akdeniz’de Kartaca genişlemesi, İspanya kıyılarından başlayarak iç kesimlere, Sicilya, Balear adaları, Sardunya ve Kuzey Afrika kıyılarındaki kolonileşmeyle altın devrine ulaşmıştır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt; &lt;b style="color: rgb(51, 0, 51);"&gt;Kartaca İmparatorluğunun Siyasi Yapısı &lt;/b&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;span style="color: rgb(51, 0, 51);" &gt;Kartaca, iki kral, iki de kurul tarafından yönetiliyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki kuruldan daha geniş yetkileri olan senato en varlıklı ailelerin reisleri arasından seçilen 300 kişiden oluşan bir kuruldu. Otuz kişilik bir iç kurul üyeliği ömür boyu olmakla birlikte diğer üyeler belirli aralıklarla seçim yoluyla yenilenirlerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meclis ise belirli bir varlık düzeyinin üstündeki tüm özgür Kartaca vatandaşlarından oluşmaktaydı. Esasen seçilen kralların onaylanması dışında fazla bir yetkisi yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Krallar bir yıllık görev süreleri için seçiliyorlardı. Yetkileri senatonun denetimi ve kamu kurumların yönetimi idi.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;b style="color: rgb(51, 0, 51);"&gt;Ordu ve Donanma&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Kara Ordusu&lt;/b&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;span style="color: rgb(51, 0, 51);" &gt;Başlarda antik çağın hemen her kara ordusundaki gibi Kartaca kara ordusu da hafif piyadeler, hafif süvari birlikleri ile hafif ve hızlı savaş arabalarından oluşmaktaydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yunan kent devletleriyle yapılan çatışmalarda yeniliklere açık Kartaca yönetimi, ağır piyadenin etkinliğini ve bunların karşısında savaş arabalarının etkisizliğini fark etmiş, Spartalı bir paralı askeri, Kartaca kara ordusunu yeniden düzenlemekle görevlendirmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böylece yeniden düzenlenen Kartaca kara ordusunun piyade unsurları, falanks düzeninde çarpışan hopliteslerden oluşturulmuştur. Savaş arabalarının yerine daha sonraları Pers ordularından öğrendikleri filleri kullanmışlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Donanmada olduğu gibi kara ordusunun da ağırlığını paralı askerlerden oluşmaktaydı. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;b style="color: rgb(51, 0, 51);"&gt;Donanma&lt;/b&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;span style="color: rgb(51, 0, 51);" &gt;Kartaca'nın ekonomik gücünün deniz yoluyla yapılan ticarete dayanması onları, bu deniz yollarının güvenliğini sağlayacak güçlü ve dinamik bir donanma geliştirmeye zorlamıştır. Parçalar halinde neredeyse tüm Akdeniz'e yayılmış olan donanma, özellikle kıvrak korsan gemileriyle baş edebilecek tarzda imal edilmiş olup yelken ve gerektiğinde küreklerle idare ediliyordu ve seçkin bir mürettebatı barındırıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her ne kadar Kartaca donanması dillere destan bir donanmaysa da, Roma ve müttefiklerinin (başta Yunan kent devletleri ve Yunan kolonileri) oluşturduğu bileşik donanma karşısında girişilen çatışmalarda başarılı olamamıştır&lt;/span&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;b style="color: rgb(51, 0, 51);"&gt;Rome Ile Ilıskikeri&lt;/b&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;span style="color: rgb(51, 0, 51);" &gt;İ.Ö. 6. yüzyılın sonlarından itibaren Roma ile Akdeniz'in etki alanı olarak paylaşılmasında, Kartaca ile Roma arasında ufak sürtüşmeler dışında pek fazla sorun yaşanmadı. Ancak İ.Ö. 3. yüzyılda dengeler değişmeye başlamıştır. İtalya yarımadasında Yunan kent devletleri üzerinde kesin hakimiyet kuran Roma, Akdeniz ticaretinden payını artırmaya gitmek yolundadır artık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akdeniz üzerindeki etki alanları çekişmesi, Pön savaşları olarak tarihe geçecek bir dizi çatışmaya yol açmıştır. Sicilya'daki Yunan kolonileriyle Kartaca arasında çıkan çatışmada, Yunan kolonilerinin Roma'nın yardımını istemeleri üzerine 1. Pön Savaşları çıkmıştır. İ.Ö. 265 yılında, ağırlıklı olarak deniz savaşlarıyla süren bu savaşlar İ.Ö. 241 yılında Kartaca'nın barış istemesiyle sonuçlanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yenilgiden sonra Kartaca İber yarımadası'na gözlerini dikmiştir. Kartaca, General Hamilcar Barca ve oğulları Hannibal ve Hasdrubal İber yarımadasının neredeyse tümünü kontrol altına almıştır. Roma'nın elinde sadece Saguntum kenti kalmıştı. Gelişmeleri endişeyle izleyen ve Kartaca'yla yeni bir çatışmayı politik olarak gerekli gören Roma, İ.Ö. 218 yılında, Kartaca ordularının Ebro nehrini geçmelerinin savaş durumu sayılacağını belirten bir girişimde bulunmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun üzerine patlak veren 2. Pön Savaşlarında Hannibal kara ordusuyla İber yarımadasından kara yolunu kullanarak İtalya'ya ilerledi. 2. Pön Savaşları, Hannibal'in tarihin gördüğü en yetenekli komutanlardan sayılmasına neden olacak birbiri ardına kazanılan başarılarla sürdü. Ancak İtalya topraklarında kesin sonuçlu bir başarı sağlamayan Hannibal, Roma'nın İ.Ö. 204 yılında Kartaca yakınlarına bir çıkartma yapması üzerine İtalya'dan ayrılmak zorunda kalmıştır. İ.Ö. 203 yılında Zama savaşında Hannibal orduları Roma ordusu karşısında yenilgiye uğramış ve Kartaca, oldukça ağır barış koşullarını kabul etmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu iki yenilgi sonrasında gücünden çok şey kaybetmiş olan Kartaca'ya karşı Roma'nın son darbesi, İ.Ö. 149 yılında başlayan ve İ.Ö. 146 yılında Kartaca kentinin tümüyle yakılıp yıkılmasıyla son bulan 3. Pön Savaşıdır.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4241858489023388020-503148320189252028?l=meraklisin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://meraklisin.blogspot.com/feeds/503148320189252028/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4241858489023388020&amp;postID=503148320189252028&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4241858489023388020/posts/default/503148320189252028'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4241858489023388020/posts/default/503148320189252028'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://meraklisin.blogspot.com/2008/03/kartaca-devleti.html' title='Kartaca Devleti'/><author><name>Kurmay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10063618665340249652</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4241858489023388020.post-7861916360870037410</id><published>2008-03-01T16:38:00.003+02:00</published><updated>2008-03-01T17:15:22.941+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Tarih'/><title type='text'>Köktürkler</title><content type='html'>&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;img src="http://www.sosyalcim.org/images/gokturk.gif" height="183" width="342" /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt; &lt;ul&gt;&lt;li&gt; Tarihte Türk adıyla kurulan ilk Türk Devletidir.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;  Devletin merkezi Ötüken'dir.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;  Orta Asya'da kuruldu. &lt;/li&gt;&lt;li&gt; Kurucusu Bumin Kağan'dır. Kardeşi İstemi Yabgu ile devleti ikili teşkilata göre yönetti.(Doğu kısmını kendisi batı kısmını ise kardeşi yönetmiştir.)&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;p&gt;  Bumin Kağan'dan sonra yerine Mukan Kağan geçmiştir. Köktürkler, en güçlü dönemini Mukan Kağan zamanında yaşadı.&lt;br /&gt;  İstemi Yabgu, İpek Ticaret yolunu denetim altına almak amcıyla Sasanilerle anlaşara Akhunları ortadan kaldırdı. Daha sonra İpek ticaret yolu nedeniyle Sasanilerle arası açıldı. Bizans ile anlaşarak Sasanilerle mücadele etti.İpek ticaret yolunun denetimi tamamen Köktürkler'e geçti.&lt;br /&gt;Bu dönemde yapılan seferlerle Orta Asya'nın batı bölgesinin Türkleşmesini sağlandı.&lt;br /&gt;Mukan Kağanın ölümünden sonra devlet zayıfladı. Çinlilerin kışkırtmaları sonucu devlet doğu ve batı olarak ikiye ayrıldı. Doğu Köktürkler 630, Batı Köktürkler ise 659'da yıkıldı.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;strong&gt;Kutluk Devleti&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt; Köktürk Devleti'nin yıkılmasından sonra Türkler Çin egemenliğine girdiler. &lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt; 682 yılında Kutluk, Çin'e karşı başlattığı bağımsızlık mücadelesini kazandı.&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt; Devletin merkezi Ötüken'dir.&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt; Tonyukuk'u vezir olarak görevlendirdi.&lt;/li&gt;&lt;li&gt; Kutluk Kağan (İlteriş), Çin'e 46 sefer yapmış ve Köktürkleri eski gücüne kavuşturmuştur.&lt;/li&gt;&lt;li&gt; Kutluk Kağan'dan sonra yerine Kapgan Kağan geçti. Bu dönemde Çinlilele mücadele edildi.&lt;/li&gt;&lt;li&gt; Kapgan Kağan'dan sonra devletin başına Bilge Kağan geçti. Kardeşi Kültigin ise ordu komutanı olarak görev aldı. Tonyukuk ise Bilge Kağanın danışmanı olarak görev yaptı.&lt;/li&gt;&lt;li&gt; Bige Kağan döneminde Çinlilerle mücadele edildi. Karluklar itaat altına alındı.&lt;/li&gt;&lt;li&gt; Kültigin ve Tonyukuk'un ölümünden sonra Bilge Kağan yalnız kaldı. Bilge Kağanın ölümünden sonra devlet zayıfladı. Basmil, Karluk ve Uygurlar ayaklandılar. Köktürk Devleti sona erdi(742).&lt;/li&gt;&lt;li&gt; Bilge Kağan, Kültigin ve Tonyukuk adına orhun Yazıtları dikilmiştir. Türk tarihinin en eski yazılı eserleridir.&lt;/li&gt;&lt;li&gt; Köktürklere ait Ergenekon Destanı vardır. Türklerin Ergenekon ovasından çıkarak Kutluk Devletini kurmaları anlatılır. &lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4241858489023388020-7861916360870037410?l=meraklisin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://meraklisin.blogspot.com/feeds/7861916360870037410/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4241858489023388020&amp;postID=7861916360870037410&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4241858489023388020/posts/default/7861916360870037410'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4241858489023388020/posts/default/7861916360870037410'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://meraklisin.blogspot.com/2008/03/kktrkler.html' title='Köktürkler'/><author><name>Kurmay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10063618665340249652</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4241858489023388020.post-3958796035280248746</id><published>2008-03-01T16:36:00.001+02:00</published><updated>2008-03-01T17:15:22.942+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Tarih'/><title type='text'>Büyük hun devleti</title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;img src="http://www.sosyalcim.org/images/hun.gif" height="175" width="325" /&gt;&lt;/strong&gt; &lt;p&gt;Teoman Dönemi (MÖ 220-209)&lt;/p&gt; &lt;p&gt;• Tarihte bilinen ilk Türk devletidir.&lt;br /&gt;• Orhun-Selanga ırmakları ile Ötüken civarında yaşamışlardır.&lt;br /&gt;• Bilinen ilk hükümdarı Teoman'dır. Teoaman Orta Asya'da dağınık halde yaşayan Türk boylarını bir araya getirerek devleti kurmuştur.Tarihte ilk Türk birliğini sağladı.&lt;br /&gt;• Bu dönemde Çinlilerle mücadeleler yapıldı. Çin Hükümdarı, Türk akınlarından kurtulmak amacıyla Çin Seddi'ni inşa ettirdi.&lt;br /&gt;• Teoman'dan sonra yerine Mete Kağan geçmiştir.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Mete Kağan Dönemi (MÖ 209-174)&lt;/p&gt; &lt;p&gt;• Dünyada ilk defa onlu sistemi kullandı. İlk düzeli orduyu kurdu.&lt;br /&gt;• İpe ticaret yolunun denetimini ele geçirdi.&lt;br /&gt;• Çinlilerle savaş yaptı. Mete Kağan, Çin'in tamamını ele gçirecek bir güce sahipti. Fakat bunu yapmadı. Çin nüfusunun kalabalık olmasından dolayı fetihten sonra buraya yerleşecek Türklerin Çin kültüründen etkilenerek asimile olacaklarını düşündü.&lt;br /&gt;• Mete Han’ın ölümünden sonra zayıflamaya başlayan devlette Çinli prenseslerle evlenme geleneği başladı. Çinliler, devletin içine kadar girebilmiş ve devletin yıkılmasında zararlı faaliyetlerde bulunmuşlardır.&lt;br /&gt;• Kuzey ve güney şeklinde iki kısma ayrılmıştır. Güney Hunları Çin egemenliği altında yaşamlarına devam ettiler. Kuzey Hunları ise bağımsız kalmak için mücadele ettiler. Kuzey Hunları, 156 yılında Siyenpiler tarafından ortadan kaldırıldı.&lt;/p&gt;    &lt;p&gt;Türklerin Orta Asya'dan Göçleri&lt;br /&gt;Orta Asya'da yaşayan Türkler; doğuya (Çin), güneye (Hindistan), batıya (Hazar'ın kuzeyi ve Hazar'ın güneyine) göç ettiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Kuraklık nedeniyle otlakların azalması ve salgın hastalıklar nedeniyle hayvanların ölmesi.&lt;br /&gt;• Nüfusun artması. Tarım alanlarının küçülmesi.&lt;br /&gt;• Türk boyları arasında meydana gelen mücadeleler.&lt;br /&gt;• Çin baskınları.&lt;br /&gt;• Türklerin yeni yurtlar elde etmek isteyişi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4241858489023388020-3958796035280248746?l=meraklisin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://meraklisin.blogspot.com/feeds/3958796035280248746/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4241858489023388020&amp;postID=3958796035280248746&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4241858489023388020/posts/default/3958796035280248746'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4241858489023388020/posts/default/3958796035280248746'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://meraklisin.blogspot.com/2008/03/byk-hun-devleti.html' title='Büyük hun devleti'/><author><name>Kurmay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10063618665340249652</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4241858489023388020.post-957461246515131900</id><published>2008-02-29T21:11:00.000+02:00</published><updated>2008-02-29T21:20:09.564+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Merak(her telden)'/><title type='text'>Yusuf Ziya Özcan'a suç duyurusu</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;p&gt;ANKARA.CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI'NA&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Gönderilmek üzere&lt;/p&gt; &lt;p&gt;……………..Cumhuriyet Başsavcılığı’na&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Şikayetçi…..:&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Adres&lt;/p&gt; &lt;p&gt;ŞÜPHELİ :Yusuf Ziya ÖZCAN&lt;/p&gt; &lt;p&gt; &lt;/p&gt; &lt;p&gt;Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı 06539 Bilkent-Ankara&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Suç : Görevi kötüye kullanma,kanunlara uymamaya tahrik&lt;/p&gt; &lt;p&gt;TCK’nun 257 ve 217 maddelerine muhalefet&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Suç tarihi.24.02.2008&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Suç yeri.: Ankara&lt;/p&gt; &lt;p&gt;AÇIKLAMASI : &lt;/p&gt; &lt;p&gt;Şüpheli YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan 24 Şubat 2008 tarihli açıklaması (üniversitelerde türban yasağının kaldırılmasını istemesi ve üniversitelere bu yönde uygulama içim talimat göndermesi) suç teşkil etmektedir. &lt;/p&gt; &lt;p&gt;Şöyle ki:Henüz ek 17 madde de düzenleme yapılmadan salt değişiklik ile yetinilmesi doğru bir yöntem değildir.Zira anayasalar soyut kanunlar olup uygulamanın sağlanabilmesi için somut kanunlara ihtiyaç vardır.Bu düzenlemelerin yapılmasını beklemeksizin üniversitelerde türbana serbesti sağlanması hukuka aykırıdır.Bu hukuka aykırı durumun rektörler tarafından yerine getirilmesinin istenmesi de kanuna aykırı bir emirdir.Kanuna aykırı emrin yerine getirilmesi istenmesi durumunda ise genel nitelikli görevi kötüye kullanma suçu ile birlikte TCK’nun 217.maddesindeki kanunlara uymamaya tahrik suçu oluşmaktadır.&lt;/p&gt;&lt;/span&gt; &lt;p&gt;Anayasa’nın 10. ve 42. maddesinde yapılan son değişiklikler Anayasa mahkemesinin 1989-1991 tarihli kararları ve Avrupa İnsan Hakları mahkemesinin 2004-2005 Leyla ŞAHİN kararları ile keza Refah Partisi kapatma kararları müstenidatı olan Anayasa’nın değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez 2. maddesine aykırıdır.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Mahkeme kararları Anayasal ve yasal zorunluluk olup bunlara uymanın zorunlu olduğu yasalarda düzenlenmiştir.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Hal böyle iken YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan 24 Şubat 2008 tarihli açıklaması ile Üniversitelerde türban yasağının kaldırılmasını istemesi ve Üniversitelere bu yönde uygulama için talimat göndermesi yasalarımıza göre suç teşkil etmektedir.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Nitekim bu husus 9 YÖK üyesinin 25 Şubat 2008 kamuoyu açıklamasında da belirtilmiştir. &lt;/p&gt;&lt;b&gt; &lt;/b&gt;&lt;p&gt;Bu durum dahi kanunlara uymamaya tahrik için yeterlidir.26.02.2008 tarihli Hürriyet gazetesinde Üniversitelerarası Kurul Başkanı ve Akdeniz Üniersitesi Rektörü Mustafa Akaydın yaptığı açıklama ile yaşanılan durumun tam bir kaos olduğunu belirtmiştir.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Bu gelişmeler sonucu üniversitelerde tam bir bölünme yaşanmaktadır.Alt yapısı hazırlanmayan kanuni tanımlaması yapılmayan düzenlemeler uygulamada bütünlük sağlayamamaktadır.Kaldı ki aşağıda belirtilen kararlara bakıldığında ise mahkeme kararlarına aykırı bir tutum gözlenmektedir.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4241858489023388020-957461246515131900?l=meraklisin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://meraklisin.blogspot.com/feeds/957461246515131900/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4241858489023388020&amp;postID=957461246515131900&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4241858489023388020/posts/default/957461246515131900'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4241858489023388020/posts/default/957461246515131900'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://meraklisin.blogspot.com/2008/02/yusuf-ziya-zcana-su-duyurusu.html' title='Yusuf Ziya Özcan&apos;a suç duyurusu'/><author><name>Kurmay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10063618665340249652</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4241858489023388020.post-2505501005306451769</id><published>2008-02-29T16:21:00.001+02:00</published><updated>2008-02-29T16:34:58.169+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kim buldu?'/><title type='text'>İnterneti kim buldu?</title><content type='html'>Vinton Cerf, 1970’lerde genç bir matematik mühendisiydi. Kulakları duymayan karısı dünyayla rahat iletişim kurabilsin diye interneti icat etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haftalık dergisi son sayısında internetin mucidi Vinton Cerf’in hikayesini anlattı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vinton Cerf, 1970’li yıllarda üniversiteyi yeni bitirmiş, yirmili yaşlarının sonunda bir matematik mühendisiydi. Doğuştan kulakları duymayan Carinne’e aşık oldu. Carinne, kimseyle iletişim kuramıyor, telefonla bile konuşamıyordu. California Üniversitesi Matematik Mühendisliği’nde bilgisayarlar arası bilgi transferiyle uğraşan Cerf’in ise tek isteği karısını mutlu etmekti. İnternet, o zamanlar askeri amaçla kullanılan bir sistemdi. Sivillerin kullanamadığı internet, kısa sürede 200 ayrı sivil kuruma yayıldı. Cerf interneti geliştiren bilim adamları arasındaydı. Ancak o daha önemli bir şey yaptı ve interneti karısının da kullanabileceği bugünkü haline getirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En çok karım sevindi&lt;br /&gt;Eğer bunu yapmamış olsaydı internet denilen uçsuz bucaksız dünyada kimse istediği bilgiye ulaşamazdı. Cerf bugün, “Karım artık üniversitede okuyan oğlumuzla bile internet yoluyla konuşabiliyor. Kimbilir belki de interneti karımı mutlu edebilmek için icat etmişimdir” diye konuşuyor.&lt;br /&gt;&lt;img alt="http://www.bildirgec.org/imaj/ikonoklast/internet-addiction.jpg" src="http://www.bildirgec.org/imaj/ikonoklast/internet-addiction.jpg" /&gt;&lt;img src="http://www.ilginchaber.com/upload/434.jpg" alt="" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" border="0" /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4241858489023388020-2505501005306451769?l=meraklisin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://meraklisin.blogspot.com/feeds/2505501005306451769/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4241858489023388020&amp;postID=2505501005306451769&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4241858489023388020/posts/default/2505501005306451769'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4241858489023388020/posts/default/2505501005306451769'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://meraklisin.blogspot.com/2008/02/interneti-kim-buldu.html' title='İnterneti kim buldu?'/><author><name>Kurmay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10063618665340249652</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4241858489023388020.post-4177521030115116512</id><published>2008-02-27T19:25:00.001+02:00</published><updated>2008-02-27T19:27:39.591+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ne Nedir?'/><title type='text'>Minyatür nedir?</title><content type='html'>&lt;p align="justify"&gt;Batı dillerinde bir nesnenin küçük boyutlardaki                örneğini belirten &lt;i&gt;'Minyatür' &lt;/i&gt;sözcüğü, zamanla kitap resmi                için kullanılan bir terim halini almıştır. Eski Türk kaynakları                kitap resmi için&lt;i&gt; �Nakış�, �Tasvir�;&lt;/i&gt; minyatür ressamı için                de &lt;i&gt;�Nakkaş�, �Musavvar�&lt;/i&gt; gibi sözcüklere yer verirler. &lt;/p&gt;             &lt;p align="justify"&gt;8. ve 9. yüzyıla ait olan ve günümüze gelmiş Türk                resim sanatının örnekleri arasında, duvar resmi ve figürlü işlemelerin                yanında minyatürler de bulunmaktadır. Türklerin eski yurtları Orta                Asya'da, Türkistan'da yaşadıkları döneme ait olduğu düşünülen minyatür                örnekleri hala Topkapı Sarayı arşivlerinde bulunmaktadır. &lt;/p&gt;             &lt;p align="justify"&gt;Fatih Sultan Mehmed döneminden, 19. yüzyıla uzanan                döneme ait ise çok sayıda minyatür eser günümüze ulaşmıştır. Fatih                Sultan Mehmed döneminde yapılmış birçok minyatürlü eser, Türkmen                minyatürlerinin etkisini göstermektedir. Bu eserler dönemin giyim,                müzik aletleri ve eğlence hayatı gibi bazı özelliklerini de yansıtırlar.&lt;/p&gt;             &lt;p align="justify"&gt;Kanuni Sultan Süleyman dönemi, Osmanlı minyatür                sanatında pek çok yeniliğin denendiği bir dönemdir. Bu yenilikler                arasında, tarihi olayları saptama anlayışının şehnâmecilik adıyla                resmi bir görev halini alması da vardır. Bu anlayış içinde tarihi                olaylar yazma olarak kayda geçirilirken, bir yandan da resimleniyordu.                İmparatorluğun doğu ve batısındaki savaşlar, fetihler ve seferler,                tahta geçişler, yabancı elçilerin kabulü, bayram kutlamaları gibi                önemli olayların yanı sıra, bazen sultanın yalnızca tek bir seferi                de ele alınabiliyordu&lt;/p&gt;             &lt;p align="justify"&gt;Sonraki dönemlerde tarihi olayları gerçekçi bir                tavırla saptama anlayışı, artık Türk minyatür sanatının değişmez                bir özelliği olarak gelenek haline gelecektir.&lt;/p&gt;             &lt;p align="justify"&gt;Topkapı Sarayı'nı gösteren minyatürler, önemli                özellikleri ve genel görüntüsüyle sarayın bu dönemdeki durumunu                yansıtan birer belge değerindedir. Şematik bir biçimde ele alınmış                olan saray sahnelerini gösteren minyatürlerde birçok olay tasvir                edilmiştir. Katipler, öteki görevliler ve toplantı halindeki vezirler                resmedilmiştir. Kubbealtı revağının altında, köşede maaş olarak                dağıtılacak altın ve gümüşler tartılmakta, keselere konup, mangalda                eritilen balmumu ile mühürlenmektedir. Öte yandan minyatüre bakanların                olayların bütününü anlayabilmesi için binalar açık bir kesit halinde                gösterilmiştir. Sultanın Topkapı Sarayı ikinci avlusunda tahta                çıkma töreni de yalın düzenleme şemasına bir örnektir. Bu kompozisyonda                yeni sultana bağlılıklarını sunacaklar yarımay biçiminde çizilmişlerdir.                Bu kompozisyonda olayın bütün ayrıntıları tam olarak ele alınmış,                eser böylelikle resimli bir belge niteliği kazanmıştır.&lt;/p&gt;             &lt;p align="justify"&gt;Kanuni döneminde başlayan tarihi konuların işlenmesi                ve şehnâmecilike bağlanıp devletin resmi tarihini belgeleme niteliği                alması, klasik döneminde Türk minyatürüne ana karakterini kazandıracak,                İslam ülkelerinde gelişen minyatür sanatı içinde ötekilerden ayrılan                bir okul oluşturacaktır.&lt;/p&gt;             &lt;p align="justify"&gt;17. yüzyılda minyatür sanatı bir yandan geleneksel                üslubu sürdürürken öte yandan albüm resmi birdenbire büyük bir önem                kazanmıştır. hiçbir metne bağlı olmayan tek tek figürlerin ya da                günlük hayatla ilgili konuların işlendiği örneklerden oluşur. Çeşitli                tipte insanlar giyim özelliklerini belirtmeye özen gösterecek biçimde                işlenmiştir&lt;/p&gt;             &lt;p align="justify"&gt;Batı'ya açılışın yoğunlaştığı Lale Devri'nde minyatür                sanatında Batı resmi tarzında ilginç gelişmelere tanık olunur. 19.                yüzyıl boyunca minyatür sanatı güncelliğini yitirmiş ve yavaş yavaş                yerini Batı resim tekniğiyle yapılmış yağlıboya tablolara bırakmıştır.&lt;/p&gt;             &lt;img style="cursor: -moz-zoom-in;" alt="http://www.biriz.biz/minyatur/1a.jpg" src="http://www.biriz.biz/minyatur/1a.jpg" width="425" /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4241858489023388020-4177521030115116512?l=meraklisin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://meraklisin.blogspot.com/feeds/4177521030115116512/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4241858489023388020&amp;postID=4177521030115116512&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4241858489023388020/posts/default/4177521030115116512'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4241858489023388020/posts/default/4177521030115116512'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://meraklisin.blogspot.com/2008/02/minyatr-nedir.html' title='Minyatür nedir?'/><author><name>Kurmay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10063618665340249652</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4241858489023388020.post-4518688036450045906</id><published>2008-02-25T16:35:00.002+02:00</published><updated>2008-02-25T16:40:01.165+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ne Nedir?'/><title type='text'>Sahn-ı Seman nedir?</title><content type='html'>&lt;p&gt;&lt;b&gt;Sahn-ı Seman&lt;/b&gt;, Fatih Sultan Mehmet'in&lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Fatih_Sultan_Mehmet" title="Fatih Sultan Mehmet"&gt;'&lt;/a&gt;in İstanbul'u fethinden sonra sonra kurduğu eğitim kurumları arasında en üst düzeyde eğitim veren yüksek öğrenim kurumudur. Fatih külliyesi içerisinde yer alan Sahn-ı Seman, külliye bütünlüğü içerisinde yapılmıştır. İnşaatı 1462 ile 1470 yılları arasında sürmüştür.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Sahn-ı Seman'ın şekillenmesinde Ali Kuşçu ve Fatih Sultan Mehmet'in birlikteliği öne çıkmaktadır. Sahn-i Seman İstanbul'un ilk Türk yükseköğretim kurumudur. Sahn-ı Seman medreseleri Fatih Külliyesi içindeki en yüksek düzeyli medresedir. Sahn-ı Seman'ın eğitim müfredatının hazırlayıcılarından çağın önemli bilim adamı Ali Kuşçu'dur. Medreselerde Ali Kuşçu tarafından düzenlenen bir okutma planının olduğu, hattâ bunun “Kânûnnâme” şeklinde yapıldığı bilinmekle birlikte, ama bugüne kadar incelemesi yapılan Osmanlı arşiv belgeleri arasında bu belge ele geçirilememiştir. Bu kanunnamenin aslının 1918 yılında külliyede çıkan yangınla yok olması da olasıdır.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Sahn-ı Seman, Kanuni tarafından açılan Süleymaniye medresleri zamanına kadar nakli ve akli bilimlerde öğrenci yetiştirmekteydi. Kanuni devrinde bu medreseler şer'î ilimler ihtisası yapılan medreseler olmuşlar, Süleymaniye medreseleri de aklî ilimlerin ihtisas yeri olmuştur. Ayrıca sahn-ı seman'ın sözlük anlamı sahn-ı (bölüm) seman (sekiz) anlamına gelir.Yani sekiz bölümden oluşan bir medresedir.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4241858489023388020-4518688036450045906?l=meraklisin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://meraklisin.blogspot.com/feeds/4518688036450045906/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4241858489023388020&amp;postID=4518688036450045906&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4241858489023388020/posts/default/4518688036450045906'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4241858489023388020/posts/default/4518688036450045906'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://meraklisin.blogspot.com/2008/02/sahn-seman-nedir.html' title='Sahn-ı Seman nedir?'/><author><name>Kurmay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10063618665340249652</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4241858489023388020.post-5708723680062519195</id><published>2008-02-24T19:54:00.000+02:00</published><updated>2008-02-24T19:55:22.241+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Tarih'/><title type='text'>Küçük Kaynarca Anlaşması</title><content type='html'>&lt;span style="font-family:Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif;font-size:85%;color:#ffffff;"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;Sultan Birinci Abdülhamid, Osmanlı-Rus savaşının         kötü şekilde devam ettiği bir dönemde tahta geçti. Ruslara karşı         konulamayacağını anlayan Osmanlı Devleti, 21 Temmuz 1774 tarihinde Küçük Kaynarca         Antlaşması'na imza attı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;Bu antlaşmaya göre Kırım'a bağımsızlık verildi.         Ruslar; Karadeniz'de ticaret yapıp, donanma bulundurabilecekler, Balkanlarda Ortodoks         toplulukların haklarını koruyacaklardı. Osmanlı Devleti Rusya'ya savaş tazminatı         verecek, ancak Rusya Eflak, Boğdan, Beserabya ve Akdeniz'de işgal ettiği adaları         Osmanlı Devleti'ne geri verecekti. Fakat bu bölgelerde Osmanlı Devleti genel af ilan         edecek, halka din ve mezhep özgürlüğü verecek, halktan vergi almayacak, isteyen         istediği yere göç edebilecekti.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;         &lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;         Küçük Kaynarca Antlaşması, Osmanlı Devleti'nin kurulduğu günden bu yana         imzaladığı, şartları en ağır antlaşmadır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;İlk defa, halkı tamamen Türk ve         Müslüman olan Kırım gibi bir eyalet kaybedilmişti.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;Karadeniz'in bir Türk gölü olma         özelliği de böylece sona ermiş oldu.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;Osmanlılar ilk kez, bir devlete savaş         tazminatı verdiler.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;Rusya'ya kapitülasyonlardan yararlanma imkanı verildi.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;Rus ticaret         gemileri boğazlardan serbestçe geçme hakkına sahip oldular.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;Rusya bu antlaşma ile         Osmanlı Devleti'nin iç işlerine karışma imkanını da bulmuş oldu&lt;/span&gt;.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;table style="color: rgb(0, 0, 0);" border="0" cellpadding="0"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="padding: 0.75pt;"&gt;&lt;p class="MsoNormal" align="justify"&gt;&lt;strong&gt;     &lt;span style="font-family: Arial;"&gt;     &lt;span style="font-size:100%;"&gt;KÜÇÜK KAYNARCA ANTLAŞMASI(1774) (I.Abdülhamit Dönemi)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style="font-family: Arial; font-weight: 700;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;    &lt;/span&gt;     &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Arial;"&gt;     &lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Maddeleri:&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;    &lt;/b&gt;     &lt;strong&gt;1)- Kırım'a bağımsızlık verilecek,     Kırım sadece dini bakımdan halifeye(padişah) bağlı kalacak.&lt;/strong&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;    &lt;/b&gt;     &lt;strong&gt;2)- Kılburun, Yenikale, Kerç ve     Azak Kalesi Ruslara verilecek.&lt;/strong&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;    &lt;/b&gt;     &lt;strong&gt;3)- Eflak-Boğdan, Ege adaları ve     Gürcistan Osmanlılarda kalacak.&lt;/strong&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;    &lt;/b&gt;     &lt;strong&gt;4)- İngiltere ve Fransa'ya verilen     Kapitülasyonlar Rusya'ya da verilecek.&lt;/strong&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;    &lt;/b&gt;     &lt;strong&gt;5)- Ruslar Osmanlı hakimiyetindeki     Ortodoksların koruyucusu (hamisi) olacak.&lt;/strong&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;    &lt;/b&gt;     &lt;/span&gt;     &lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;6)-     Ruslar İstanbul'da daimi bir elçi bulundurabileceklerdi.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/td&gt;     &lt;td style="padding: 0.75pt;"&gt;     &lt;p class="MsoNormal" align="justify"&gt;     &lt;span style="font-family:Arial;"&gt;     &lt;b&gt;     &lt;img src="http://www.sosyaldersleri.com/tarih/osmanli/pabdulhamit1.jpg" border="0" height="151" width="100" /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/td&gt;   &lt;/tr&gt; &lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt; &lt;p style="color: rgb(0, 0, 0);" class="MsoNormal" align="justify"&gt;&lt;strong&gt; &lt;span style="font-family: Arial;"&gt; &lt;span style="font-size:100%;"&gt; Küçük Kaynarca'nın Önemi:&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="color: rgb(0, 0, 0);" class="MsoNormal" align="justify"&gt;&lt;strong&gt; &lt;span style="font-family: Arial;"&gt; &lt;span style="font-size:100%;"&gt;  Küçük kaynarca'nın en önemli maddeleri Kırım'a bağımsızlık ve Rusların Ortodoksların hamisi sayılması maddeleridir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="color: rgb(0, 0, 0);" class="MsoNormal" align="justify"&gt;&lt;strong&gt; &lt;span style="font-family: Arial;"&gt; &lt;span style="font-size:100%;"&gt; *    Kırım'a bağımsızlık verilmesiyle, Ruslar Kırım'ı ele geçirme konusunda önemli bir adım atmışlardır.  Nitekim çok geçmeden, 1783 tarihinde Kırım'ı işgal ederek Rus topraklarına katmışlardır. Böylelikle Fatih döneminden beri devam eden Karadeniz'deki Türk egemenliği sona erecektir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="color: rgb(0, 0, 0);" class="MsoNormal" align="justify"&gt;&lt;strong&gt; &lt;span style="font-family: Arial;"&gt; &lt;span style="font-size:100%;"&gt; *    Ruslar Osmanlı Ortodokslarının koruyucusu olmaları ile, Osmanlı Devletinin iç işlerine sık sık karışacaklar, böylelikle Balkan milletleri üzerinde etkili olacaklardır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4241858489023388020-5708723680062519195?l=meraklisin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://meraklisin.blogspot.com/feeds/5708723680062519195/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4241858489023388020&amp;postID=5708723680062519195&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4241858489023388020/posts/default/5708723680062519195'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4241858489023388020/posts/default/5708723680062519195'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://meraklisin.blogspot.com/2008/02/kk-kaynarca-anlamas.html' title='Küçük Kaynarca Anlaşması'/><author><name>Kurmay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10063618665340249652</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4241858489023388020.post-7180668928034691636</id><published>2008-02-24T19:51:00.000+02:00</published><updated>2008-02-24T19:52:24.394+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Merak(her telden)'/><title type='text'>100 numara ne demektir?</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:180%;"&gt; Bizde tuvaletler için hela, kenef, ayakyolu, WC., 00, yüznumara gibi birçok isim kullanılır. 'WC.' İngilizce ismindeki 'Water Closet'in baş harfleridir. Yüznumaranın hikayesi ise değişik. Eskiden Fransa'da otellerde tuvaletler koridorların uçlarındaydı. Odaların her birine birer numara verirken, tuvaletlere numarasız demişler ve '00' diye işaretlemişlerdi. Fransızca'daki 'numarasız' kelimesi ile ' 100 numara' kelimesi hemen hemen aynı telaffuz edildiğinden, bizde Fransızcası biraz kıt birinin tercüme hatası sonucu 'yüznumara' olarak yerleşmiştir.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4241858489023388020-7180668928034691636?l=meraklisin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://meraklisin.blogspot.com/feeds/7180668928034691636/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4241858489023388020&amp;postID=7180668928034691636&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4241858489023388020/posts/default/7180668928034691636'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4241858489023388020/posts/default/7180668928034691636'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://meraklisin.blogspot.com/2008/02/100-numara-ne-demektir.html' title='100 numara ne demektir?'/><author><name>Kurmay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10063618665340249652</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4241858489023388020.post-6648011352789551270</id><published>2008-02-24T19:50:00.002+02:00</published><updated>2008-02-24T19:51:39.720+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kim buldu?'/><title type='text'>Klozeti kim buldu?</title><content type='html'>&lt;img alt="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2007/11/fil-klozeti.jpg" src="http://www.arastiralim.com/wp-content/uploads/2007/11/fil-klozeti.jpg" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;İnsanlar tarihlerinde çok uzun bir süre tuvalet kullanmadılar. Başlangıçta hayvanlar nasıl yapıyorlarsa, onlar da öyle yaptılar. İşlerini en yakın çalının dibinde veya bir ırmak kenarında görebiliyorlardı. Ancak toplumlar geliştikçe, köyler, kasabalar ortaya çıktıkça tuvalet ihtiyacını karşılamak için daha uzak mesafelere gitme zorunluluğu doğdu. Ayrıca açıkta bırakılan atıkların yarattığı kötü koku ve hastalık tehlikeleri de insanlarda bu konuda bazı önlemler almanın zamanının geldiği bilincini oluşturdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Binlerce yıl önce Sümerler, Mısırlılar ve Hindistan'da yaşayanlar oturakta oturup, ihtiyaçlarını giderdikten sonra oturağa düşenleri uzakta bir yerlere döküyorlardı. İki bin yıl önce ise Romalılar ilk basit tuvaleti kullanmaya başladılar. Atıklar oturdukları deliğin içine düşüyor, deliğin altından akan su onları uzağa taşıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çiftçilerin, açık arazide çalışanların ise zaten böyle bir dertleri yoktu. Tarlanın bir köşesine çukur kazıyor, çukur yeterince dolunca, toprakla dolduruyor ve başka bir çukur kazıyorlardı. Geceleri ise yataklarının altında bir lazımlık bulunduruyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ortaçağda kale ve şatolarda atık bir delik vasıtası ile binanın etrafındaki su birikintisine düşürülüyordu. Bir yere tuvaletini yapıp, onu bir tanktan gelen su ile sürükleyip, uygun bir yere bırakma fikri ilk olarak Kraliçe 1. Elizabeth zamanında, 1589 yılında John Harrington'dan geldi. Ancak o zamanlar İngiltere'deki evlerde ne böyle bir tankı dolduracak, ne de atığı alıp götürecek su sistemi vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günümüzdekilere benzer bir tuvalet ancak iki yüzyıl sonra 1778'de İngiltere'de bir saat yapımcısı olan Alexander Cumming tarafından tasarlandı ve Joseph Bramah tarafından geliştirildi. Tuvaletlerden evlere yayılan kötü koku ise 1849 yılında Stephen Green'in 'U' şeklinde bir boruyu tuvaletin çıkışına monte etmesi ile son buldu. Tuvaletlerin ve günümüzde lavaboların da altında bulunan bu 'U' şeklindeki boruda her zaman bir miktar su kalır ve kokunun oluşmasını önler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabii o zamanlar tuvaletler dökme demirden yapılıyordu. Sonra düzgün yüzeylerinin temizlenme kolaylığı bakımından seramik tuvaletler üretilmeye başlanıldı. 1888 yılında ise tuvaletlere zinciri çekilince suyu akan klozetler ilave edildi. &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4241858489023388020-6648011352789551270?l=meraklisin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://meraklisin.blogspot.com/feeds/6648011352789551270/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4241858489023388020&amp;postID=6648011352789551270&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4241858489023388020/posts/default/6648011352789551270'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4241858489023388020/posts/default/6648011352789551270'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://meraklisin.blogspot.com/2008/02/klozeti-kim-buldu.html' title='Klozeti kim buldu?'/><author><name>Kurmay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10063618665340249652</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4241858489023388020.post-195559761364699023</id><published>2008-02-24T19:38:00.001+02:00</published><updated>2008-02-24T19:40:19.747+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kim buldu?'/><title type='text'>Satrancı kim buldu?</title><content type='html'>&lt;strong style="font-weight: normal;"&gt;Satrancın, zamanımızdan en az 4000 yıl önce Mısır'da oynandığına dair bulgular piramitlerdeki kabartmalarda bulunmaktadır.Yine Çin'de, Mezopotamya'da ve Anadolu'da oynanmaktaydı. Oyunun bugünkü adını alması, MS3.-4.yüzyıllarda Hindistan'da, oyuna ÇATURANGA denmesi ile başlar.Satranç ile ilgili ilk yazılı belgeler Hindistan'dan kalmadır. Daha sonra satranç İran'a, onlardan Araplara, Endülüslüler sayesinde de İspanya üzerinden Avrupa'ya yayılmıştır.&lt;br /&gt;Arap ve Avrupa el yazması kitaplardan sonra, İspanyol Lucena'nın ilk basılı satranç kitabında (1497) satrancın o zamanki yeni kuralları açıklandı. O zamandan bugüne kadar, satranç oyununun kuralları değişmeden gelmiştir. İspanya'dan sonra, İtalya, Fransa, Almanya, Amerika Birleşik Devletleri ve Rusya'da satranç hızla yaygınlaştı. 15. yüzyılda İspanyol Lucena, 17. yüzyılda İspanyol El Greco, 18. yüzyılda Fransız Philidor'un satranç kitapları vardır. 19. yüzyıl sonlarında satrancın büyük yıldızları belirdi: Anderssen, Morphy, Rubinstein ve Steinitz. 1850'lerden başlayarak, güçlü oyuncuların katıldığı turnuvalar yapıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonunda, 1886'da o zamanın en kuvvetli iki satranç oyuncusu arasında, ilk dünya satranç şampiyonluk karşılaşması oynandı: Steinitz ve Zukertort. Steinitz bu maçı, 10 galibiyet, 5 beraberlik ve 5 yenilgi (+10 -5 =5) alarak kazandı&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;img alt="http://cache.eb.com/eb/image?id=71262&amp;amp;rendTypeId=4" src="http://cache.eb.com/eb/image?id=71262&amp;amp;rendTypeId=4" /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4241858489023388020-195559761364699023?l=meraklisin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://meraklisin.blogspot.com/feeds/195559761364699023/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4241858489023388020&amp;postID=195559761364699023&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4241858489023388020/posts/default/195559761364699023'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4241858489023388020/posts/default/195559761364699023'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://meraklisin.blogspot.com/2008/02/satranc-kim-buldu.html' title='Satrancı kim buldu?'/><author><name>Kurmay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10063618665340249652</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4241858489023388020.post-1045399542331258085</id><published>2008-02-24T19:29:00.000+02:00</published><updated>2008-02-24T19:35:12.578+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Atatürk'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ne Nedir?'/><title type='text'>Tekalif-i milliye nedir?</title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; color: red; font-family: Arial;"&gt;TEKALİF-İ MİLLİYE EMİRLERİ&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; color: red; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;Arapça teklif sözünün çoğulu olan "tekalif", "mükellef olma", "külfet yüklenme", sorumluluk anlamındadır. Çoğunlukla da vergi sözcüğü karşılığı kullanıl-maktadır. Osmanlılar döneminde Tekalif-i Emriye (Hükümdar Vergisi), Tekalif-i Harbiye (Savaş Vergisi), Tekalif-i Şeriye (Din Vergisi) gibi türleriyle uygulama-ları vardır.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;9 Eylül 1889 tarih ve 114 sayılı Tedarîk-i Vesait-i Nakliye-i Askeriye Kanunnamesi, halkın orduya elinde bulunan taşıt araçlarını vermesi işlemlerini düzenlemekteydi. Kanunnamenin 18. maddesinde, taşıt araçlarının sağlanmasıyla görevli komisyonların kuruluş esasları hükme bağlanıyordu. 8 Ekim 1891 tarih ve 213 sayılı geçici kanunla, İstanbul dışında kurulacak komisyonların kuruluşu düzenlenmiştir. Buna göre komisyonlarda redif taburları kumandanlarıyla kaza meclisi idaresi üyesinden birer, kaza meclisi idaresince seçilecek ahaliden ikişer üyeden ve birer redif subayından oluşacak komisyonlara tabur kumandanları baş-kanlık edecek, mümkün olursa bu komisyonlarda bir veteriner veya bir nalbant bulundurulacak, yazı işlerini yürütmek için redif askerlerindeki okur-yazarlar arasından bir veya iki katip seçilerek tayin edilecek, komisyonların kırtasiye mas-rafları da kazalar tarafından karşılanacaktı. Bu komisyonlara tayin edilecek redif subayı bulunmadığından jandarma veya ihtiyat subayları veya emekli subayların memuriyeti mümkün olabilecekti. İlk kanunda değişiklik yapmak üzere 27 Şubat 1912 tarih ve 96 sayılı tek maddelik bir geçici kanun daha çıkarılmış Askeri Vesait-i Nakliye Komisyonlarında çalışanların görevlerinde ihmallerinin tespiti durumunda, vatanperver ve hamiyetli kişilerin yerlerine tayin edilmeleri emredilmişti. Balkan Savaşı'nda ise, 9 Eylül 1889 tarih ve 114 sayılı Kanunla birlikte 30 Ocak 1913 tarihli Tekalif-i Harbiye Kanunu uygulanmıştır. 30 Ocak 1913 tarihli Tekalif-i Harbiye adlı geçici kanun ise, ordunun, seferberlik durumunda yiyecek, giyecek ve savaş sırasındaki öteki ihtiyaçlarını karşılamak üzere çıkarılmıştır. Te-kalif-i Harbiye'nin ilk maddesinde uygulama alanının Ordu tarafından belirlene-ceği hükme bağlanmıştı. 1. Dünya Savaşı'nda, 27 Temmuz 1914 tarih ve 466 sa-yılı Tekalif-i Harbiye Kanunu hükümleri uygulamaya konulmuştur. Aslında bu kanun, 30 Ocak 1913 tarihli Tekalif-i Harbiye Kanununun değiştirilerek kabul edilen şeklidir.[25]&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;Zafer Toprak'ın tespitlerine göre; I. Dünya Savaşı'nda seferberlik ilanıyla, ordunun talebini karşılamak için Tekalif-i Harbiye Komisyonları savaşın ilk aylarında, buğdayın yanısıra, tüccarın elindeki koyun, patates, fasulye, nohut, soğan, sade yağ gibi maddelerin yüzde 25'ine, "tekalif-i harbiye" adı altında el koymuştu.[26]&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;Ağustos 1921'de, Büyük Millet Meclisi'nin kararıyla, Başkomutanlığı fiili olarak üzerine alan Mustafa Kemal Paşa ilk iş olarak, Başkomutanlığı ilgilen-diren işlerin uyumlu ve hızlı bir biçimde yürümesini sağlayacak olan Başkumandanlık Bürosu kurmuştur.[27] Başkomutanlık Bürosunun başına bu alanda başarı ölçüsünü yakından bildiği ve Dokuzuncu Ordu Müfettişi olarak 19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıkarken Erkan-ı Harbiye Reisi olan Manastırlı Miralay Kazım Beyi getirmiştir.[28] Fakat, çok kısa sürede Başkomutanlık Bürosu, 13 Eylül 1921 günü Başkomutanlık ile Müdafaa-i &lt;span class="hilite"&gt;Milliye&lt;/span&gt; Vekaletinin komuta ilişkilerini yeniden düzenleyen emirle kaldırılmış, Başkomutan ilgili Vekaletlerle doğrudan görüşerek çalışmalarını sürdürmüştür."[29]&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, Ankara'da, Başkomutanlık Karargahını teşkil ettikten sonra, Ordu'nun lojistik işlerini öncelikle ele almış, daha o zaman topyekun savunma prensipleri ile ilgili bir plan hazırlamıştır. Bu plan esasları dahilinde bir iki gün içinde yoğun bir çalışma ile 7-8 Ağustos 1921 günleri, Tekalif-i &lt;span class="hilite"&gt;Milliye&lt;/span&gt; (Harp Yükümlüğü) emirleri adıyla birbiri ardına on emir yayın-lanmıştır.[30] Bu emirlerin tamamı, (o günkü düzenleme gereği) kanun kuvvetin-dedir.[31]&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;Cemal Kutay'ın verdiği bilgiye göre;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;"İki gün içinde çıkarılan ve derhal tatbik mevkiine konulan Tekalif-i &lt;span class="hilite"&gt;Milliye&lt;/span&gt; emirleri, mevzuun başkumandanlık kanunu ile Mustafa Kemal'e kanun kudretin-de kararname yetkisinin resmileşmesinden çok önce hazırlandığını düşündürmededir. Çünkü bu emirler umumi mahiyette değildir: Tam bir berraklık, ayrıntılı hükümler toplamlığı, matematik aydınlığı taşımaktadır. (…) Teşkilatın başında olan rahmetli General Kazım Dirik, Tekalif-i &lt;span class="hilite"&gt;Milliye&lt;/span&gt; emirnamelerini Mustafa Kemal Paşa'nın şahsen not ettirdiğini hatıralarında kaydeder. 1937 senesinde Türk Tarih Kurumu'na tevdi edilen bu hatıralarda emirnameler üzerinde Başkumandan Mustafa Kemal Paşa'nın el yazılı metinleri ve tashihleri mevcuttu."[32]&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;Büyük Millet Meclisi Reisi ve Başkomutan Mustafa Kemal Paşa imzasıyla 7 ve 8 Ağustos 1921 günlerinde yürürlüğe sokulan Tekalif-i &lt;span class="hilite"&gt;Milliye&lt;/span&gt; Emirleri, emirlerin anlamlarını değiştirmeyen bazı söyleyiş farklılıkları dışında ve bugünkü alfabe ile basım sırasına göre şu kaynaklarda tam metin olarak yer almaktadır:&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;Türk İstiklal Harbi, 7. cilt, İdari Faaliyetler, (Ankara, Genelkurmay B, 1975), ss. 357-65.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;Atatürk'ün Tamim, Telgraf ve Beyannameleri, IV. (Ankara, Atatürk Araştırma Merkezi, 1991), ss. 414-24.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;Mustafa Onar, Atatürk'ün Kurtuluş Savaşı Yazışmaları II, (Ankara, Kültür Bakanlığı Y., 1995), ss. 274-81.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;Serpil Sürmeli, Milli Mücadele'de Tekalif-i &lt;span class="hilite"&gt;Milliye&lt;/span&gt; Emirleri, (Ankara, Atatürk Araştırma Merkezi Y., 1998). ss. 61-73.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;Genelkurmay Başkanlığı yayınında ve Dr. Serpil Sürmeli' nin Atatürk Araştırma Merkezi'nce yayımlanan incelemesinde yer alan ve yazım biçimleri korunan metinler, Genelkurmay Harp Tarihi Arşivindeki belgelerden, diğer kaynaklar-da yer alanlar ise dönemin gazetelerinden, fakat sadeleştirilerek aktarılmışlardır.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;7 Ağustos 1921 ve 26 Ağustos 1922 arasında, 10 &lt;span class="hilite"&gt;Tekalifi&lt;/span&gt; &lt;span class="hilite"&gt;Milliye&lt;/span&gt; Emrinden başka, toplam 48 Umumi Emir neşredilmiştir. Bunlar büyük çoğunlukla ilk 10 Emrin içeriklerinin aydınlatılması için ayrıntılı bilgiler veren talimatlardır.[33]&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;Bu tür açıklayıcı emirlere (talimatlar) bir örnek olarak; 15 Ağustos 1921 günü Başkomutan Mustafa Kemal Paşa'nın; Ankara Tekalif-i &lt;span class="hilite"&gt;Milliye&lt;/span&gt; Komisyonu Başkanı ile Ankara Müdafaai Hukuk Heyeti Merkeziye Başkanlığına ve Müdafaai &lt;span class="hilite"&gt;Milliye&lt;/span&gt; Vekaletine; "3-4 gün sonra Batı Cephesi en ciddi muharebeler verecektir. Su araç ve gereçlerine pek çok ihtiyaç vardır. Ankara'da ve halk elinde bulunan gaz tenekesi, fıçı, kırba vesairenin tamamen toplanarak iki gün içinde cepheye gönderilmesini" isteyen talimatı gösterilebilir. Bu talimatın gereği derhal yerine getirilmiş, 38 eşekten oluşan özel tertibatlı bir sutaşıma müfrezesi, tam zamanında cephe emrine yollanmıştır.[34]&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;Tekalif-i &lt;span class="hilite"&gt;Milliye&lt;/span&gt; Emirlerinin yürürlük süresinin ve bu alandaki faaliyetlerin ilk aşamada 30 Ekim 1921'de sona ermesi planlanmıştır. Ne var ki, 1921 yılı ürü-nünü henüz almamış olan yükümlülerin harmanlarını kaldırdıkları tarih 30 Ekim 1921'den sonra da olsa, yükümlü oldukları miktarı teslim etmeleri hükme bağlanmıştır. Bu karar, 30 Ekim 1921 gün ve 334 sayılı emirle ilgili makamlara bildirilmiş ve basında da duyurulmuştur.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;30 Ekim 1921 ve 334 sayılı emir metni şöyledir:&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;1.&lt;span&gt;   &lt;/span&gt;8 Ekim 1921 tarihinden sonra, 690 numaralı Tekâlif-i &lt;span class="hilite"&gt;Milliye&lt;/span&gt; Emrince tayin olunan 30 Ekim 1921 tarihi, bu gün son bulduğundan bugünden sonra Tekâlif-i &lt;span class="hilite"&gt;Milliye&lt;/span&gt; işlerine devam olunmayacaktır. Yalnız mahsulün geç alınması sebebiyle henüz harmanlarda bulunmasından dolayı kaldırıl-mamış olanların arkası her ne vakit alınırsa alınsın, Tekâlif Komisyonları, bu seneye mahsus Tekâlif-i Milliyetini alacaklardır.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;2.&lt;span&gt;   &lt;/span&gt;30 Ekim 1921 tarihinde Tekalif-i &lt;span class="hilite"&gt;Milliye&lt;/span&gt; ambarları mevcutlarının ne olduğu, Komisyonlarca nihayet 10 Kasım 1921 tarihine kadar mutlaka Müdafaai &lt;span class="hilite"&gt;Milliye&lt;/span&gt; Vekaletine bildirilecektir.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;3.&lt;span&gt;   &lt;/span&gt;Hariçten gelecek mallardan gümrüklerce alınmakta olan yüzde 10 Tekalif-i &lt;span class="hilite"&gt;Milliye&lt;/span&gt; dahi 30 Ekim tarihinden itibaren alınmayacaktır. 690 numa-ralı Tekalif-i &lt;span class="hilite"&gt;Milliye&lt;/span&gt; Emrinde açıklandığı ve ilan olunduğu üzere bu Emrin duyurulduğu tarihe kadar yüzde 40 Tekalif-i Milliyesini vermemiş olanlar hakkında takibata başlanacaktır.[35]&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;7 Ağustos 1921 tarih ve 7 Nolu Tekalif-i &lt;span class="hilite"&gt;Milliye&lt;/span&gt; Emriyle halkın elinde bulunan silahların toplanması hususunun da Başkomutan tarafından 26 Kasım 1921 günü itibariyle yeni bir düzenlemeye kavuşturulduğu bilinmektedir:&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;1.&lt;span&gt;   &lt;/span&gt;Tekalif-i &lt;span class="hilite"&gt;Milliye&lt;/span&gt; Emirlerinden olup halk elinde bulunan silahların teslimine ait 7 Ağustos 1921 tarih ve 7 Numaralı Emirle ve bunun eki olan 7 Eylül 1921 tarihli Emrin devam ve uygulanmasına lüzum kalmamıştır.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;2.&lt;span&gt;   &lt;/span&gt;Bu Emrin yayınlandığı tarihten itibaren yukarda adı geçen iki Emirle muhakeme edilmekte bulunanların mahkum edilmiş olanları da serbest bırakılacaktır.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;3.&lt;span&gt;        &lt;/span&gt;Bundan böyle silahla ilgili olarak genel kanun hükümleri uygulanacak-tır.[36]&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;Genelkurmay Başkanlığı tarafından hazırlanan "Türk İstiklal Harbi, İdari Faaliyetler" başlıklı eserde: Tekalif-i &lt;span class="hilite"&gt;Milliye&lt;/span&gt; faaliyetinin Ekim 1921 sonu itibariyle sona erdirildiği; Askerlik Şubeleri bölgesinde ve Menzil Komutanlıkları ambarlarında kalan eşyalardan istifade etmek için Müdafaa-i &lt;span class="hilite"&gt;Milliye&lt;/span&gt; Vekaletince çıkarılan Emirle de "Bütün bu işlemlerin bir ay içinde tamamlanması için bölge-de bulunan Tekalif-i &lt;span class="hilite"&gt;Milliye&lt;/span&gt; Komisyonlarıyla anlaşılması" hususu vurgulanmak-tadır.[37]&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;Bununla birlikle Başkomutan'ın "Millete Beyannamesi"nden Tekalif-i &lt;span class="hilite"&gt;Milliye&lt;/span&gt; Emirlerinin uygulanmasına Sakarya Savaşı'ından sonra -kesin barış sağlanıncaya kadar- devam edilmesi hususunda bir anlam çıkartmak mümkündür:&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;"(..) Ancak silahlarımızı, maksadımızı tamam olarak elde edildikten sonra bırakacağımızdan pek yakın olan bu mutlu ana kadar evvelce olduğu gibi bütün millet fertlerinin en büyük gayret ve fedakarlık göstermesini bekleriz.(..)"&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;Başkomutan'ın bu mesajından hareketle; 1921 Sakarya Savaşı'nın ve nihayet 30 Ağustos 1922 Zaferi'nin kazanılmasında büyük payı olan Tekalif-i &lt;span class="hilite"&gt;Milliye&lt;/span&gt; E-mirleri, "Zaferin sonuçlarını tehlikeye düşürecek politik olayların Lozan'da son bulmasına kadar"[38] devam etmiştir, denilebilir.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;&lt;span class="hilite"&gt;Tekalifi&lt;/span&gt; &lt;span class="hilite"&gt;Milliye&lt;/span&gt; Emirlerinin yerel yürütme organları işlevi gören Tekalif-i &lt;span class="hilite"&gt;Milliye&lt;/span&gt; Komisyonlarının kurumsal faaliyetleri, Tekalif-i &lt;span class="hilite"&gt;Milliye&lt;/span&gt; uygulamaların-dan ayrı olarak savaş bitimine kadar sürmüştür. Başkomutanın 23 Ocak 1922 günü verdiği 2 Numaralı Emir, Tekalif-i &lt;span class="hilite"&gt;Milliye&lt;/span&gt; Komisyonlarının görevlerine devam ettiklerinin bir kanıtıdır.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;Tekalif-i &lt;span class="hilite"&gt;Milliye&lt;/span&gt; Komisyonlarının görevleri başında olduklarını kanıtlayan Başkomutan Emri şöyledir:&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;"Haciz edilsin veya edilmesin bu emirde isimleri geçen livalar içinde aşar ve tekalif-i &lt;span class="hilite"&gt;milliye&lt;/span&gt; artıkları, Tekalif-i &lt;span class="hilite"&gt;Milliye&lt;/span&gt; Komisyonları tarafından ivedilikle tes-lim alınacak ve en yakın demiryolu civarındaki askeri ambarlara teslim edilecek ve teslim edilen miktarlar günlük olarak Maliye Vekaletine bildirilecektir."[39]&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;1 NUMARALI TEKALİFİ MİLLİYE EMRİ&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;Ankara, 7 Ağustos 1921&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;Madde - 1: 5 Haziran 1921 gün ve 928 sayılı Heyeti Vekile kararının ikinci maddesinde; birtakım alımlar için en büyük mülki amirin riyasetinde maliye memurları ve askeri memurlarla idare meclisi ve belediye ticaret odası bulunan yerlerde ikişer üyeden kurulu komisyon oluşturulması emrediliyordu. Bu komisyonlar hemen her ilçe merkezinde kurulacak, ek olarak ilçeler Anadolu ve Rumeli Hukuk Cemiyeti merkez ve yönetim kurullarından iki üye de belirtilen komisyona üye niteliğinde katılacaklardır. Bu komisyonların adı Tekalif-i &lt;span class="hilite"&gt;Milliye&lt;/span&gt; Komisyonlarıdır. Komisyonlar, 11 Ağustos 1921 gününden başlayarak sürekli toplantı durumunda bulunacak ve komisyon üyeleri hiçbir ödenek almayacaklardır. Her komisyon 2 ay süre ile askerlik görevi ertelenmek üzere ikişer katip, dörder memur çalıştıracaktır.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;Madde - 2: Tekalif-i &lt;span class="hilite"&gt;Milliye&lt;/span&gt; Komisyonları bu emrin alınışından sonra bil-dirilecek olan Tekalif-i &lt;span class="hilite"&gt;Milliye&lt;/span&gt; temel emirlerini büyük yetkilerle uygulayarak, bu yolla savaşan Ordu gereksinimlerini karşılayacaklardır.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;Madde - 3: Belirtilen Tekalif-i &lt;span class="hilite"&gt;Milliye&lt;/span&gt; Komisyonlarından İzmit ve Bolu Sancaklarında bulunanların topladıkları Kocaeli Bölge Komutanlığına ve Zonguldak Sancağı, Ankara İli, bağımsız Aksaray Sancağı Konya ili, Silifke Sancağı ile bu sayılan bölgenin batısında kalan yerlerdeki Komisyonların aldıkları Batı Cephesine ve Elcezire ve Doğu Ordusu Bölgelerindeki Komisyonların topladık-ları, belirtilen Ordulara adı geçmeyen bölgelerden başka olarak merkezi Anado-lu'da kalan Komisyonların topladıkları Müdafaa-i &lt;span class="hilite"&gt;Milliye&lt;/span&gt; içindir. Merkez Ordu-su, Adana ve Antep Cepheleri gereksinimleri Müdafaa-i &lt;span class="hilite"&gt;Milliye&lt;/span&gt;'ye bağlanan yer-lerden karşılanacaktır.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;Madde – 4: Koşulsuz olarak ülke içindeki her Komisyon bu görevini sürdü-recek ve 10 Eylül 1921 gününe kadar, 15, 20, 25, 30 Ağustos 1921 ve 5 Eylül 1921 günlerinde Müdafaa-i &lt;span class="hilite"&gt;Milliye&lt;/span&gt; Levazımatı Dairesine ambar mevcutları için telgrafla rapor vereceklerdir. Aynı zamanda cephelere bölgelerinde bulunan Komisyonlardan, Batı Cephesi Komisyonlarından Aksaray, Konya, Karahisar Sancakları ile bunun güneyinde bulunan bölge Komisyonları, yakınlığına göre Konya Menzil Müfettişliğine ve yörenin kuzeyinde bulunan Komisyonlar Ankara Menzil Müfettişliğine ve Kocaeli bölgesindekiler Kocaeli Levazım Riyasetine ve Elcezire ve Şark Ordusu bölgesindeki Komisyonlar belirtilen cephe Levazım Riyasetine raporlarının birer örneklerini vereceklerdir…&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;Madde - 5: Komisyonlar üye ve memurlarından en küçük ilgisizliği ve kötü çalışmaları görülenler vatan hainliği ile cezalandırılacaklardır.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;Madde - 6: 1 Numaralı bu Emir, bütün ilçelere, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Merkez Kurullarına bildirilmek üzere il ve bağımsız sancaklara ve İstiklal Mahkemelerine, bütün Askerlik Şubelerine bildirilmek üzere her şube yazı işleri başkanlığına ve Cepheler Komutanlıklarına ve bütün Vekaletlere, Ankara ve Konya Menzil Müfettişliklerine bildirilmiştir. Emrin alındığı gün ve saati ve anlaşıldığını, alan makamlar telgrafla bildireceklerdir.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;Madde - 7: Bu Emir ve arkasından verilecek Tekalif-i &lt;span class="hilite"&gt;Milliye&lt;/span&gt; temel Emirleri her yerde en büyük mülki amir tarafından türlü araçlarla yayınlanarak duyurulacaktır.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;Başkumandan&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;Mustafa Kemal[40]&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;2NUMARALI TEKALİF-İ MİLLİYE EMRİ &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;Ankara, 7 Ağustos 1921&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;Madde - I: Ordu giyim ve donatımının genişçe sağlanması için aşağıdaki önlemler alınacaktır.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;Bu önlemlerin uygulanmasına 1 Numaralı Emirde yazılı olan Tekalif-i Mil-liye Komisyonları görevlidir.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;(a)&lt;span&gt;  &lt;/span&gt;Her ilçede bulunan hane sayısınca ilçe birer takım çamaşır, birer çift ço-rap ve çarığı en son 10 Eylül 1921 günü hazırlanması ve Komisyonlar ambarlarına verilmesi zorunludur. Örnek olarak 10 bin hane bir ilçe kesinlikle 10 bin takım çamaşır ve 10 bin çarık ve çorap verecektir.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;(b)&lt;span&gt;  &lt;/span&gt;Pek yoksul hanenin bu bağıştan ayrı tutulması ve yoksulun payının başka bir varlıklıya yüklenmesi, toplama ve bağış alan Komisyonun görevidir.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;(c)&lt;span&gt;  &lt;/span&gt;Toplanan çorap ve çamaşır ve çarıklar yerel Komisyona halk tarafından teslim edilecek ve toplananlar Komisyonun her görevlisinin sorumluluğu altında korunacak ve bağış sahiplerine, Komisyonlarca, bağış miktarını ve gününü belirten bir alındı makbuzu verilecektir.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;Madde - 2: Bu Emri alan her Komisyon Reisi, görevli olduğu ilçenin ev sayısını, emri aldığı günden 10 Eylül 1921 gününe kadar verilen görevi bitireceğini telgrafla Levazımatı Umumiyeye bildirecektir.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;Madde - 3: Bağış sonunda Tekalif-i &lt;span class="hilite"&gt;Milliye&lt;/span&gt; Komisyonu, aşağısı tutanaklı 3 ayrı defter yaparak, bir örneğini Levazımatı Umumiyeye gönderecek, öteki örneklerden biri Komisyon Reisinde ve diğeri yerel Mal Memurunda Müfettişler istediğinde verilmek üzere bulundurulacaktır.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;Madde - 4: Emrin yürütülmesinde en ufak kötü işlemleri görülenler vatan hainliği suçu ile suçlanacaklardır.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;Madde 5: Bu Emir, bütün ilçelere hemen bildirilmek üzere il ve sancaklara ve İstiklal Mahkemelerine ve bilgi için Vekaletlere ve Cephe Kumandanlıklarına verilmiştir.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;Büyük Millet Meclisi Reisi&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;Başkumandan&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;Mustafa Kemal[41]&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;3 NUMARALI TEKALİF-İ MİLLİYE EMRİ&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;Ankara, 7 Ağustos 1921&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;Madde - 1: Ordu giyim ve denetiminin genişlemesi için aşağıdaki önlemler alınacaktır. Bu önlemlerin uygulanmasından 1 Numaralı Emirde görev ve kuruluş biçimleri bildirilen Tekalif-i &lt;span class="hilite"&gt;Milliye&lt;/span&gt; Komisyonları sorumludur.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;(a)&lt;span&gt;  &lt;/span&gt;Tüccar ve halk elinde bulunan rengi ne olursa olsun çamaşırlık bez, Amerikan patiska, pamuk, yıkanmış yün, yıkanmamış yün, tiftik, fantezi kumaşlar hariç olmak üzere erkek giyimi yapılmasına uygun her türlü yazlık ve kışlık kumaşlar, kalın bezler, kösele ve iğne, taban astarlığı, sarı ve siyah meşin, sahtiyandan yapılma yemeni, çarık, potin, çarık yapılacak deri, demir, kundura çivisi, tel çivi, kundura ve saraç iplikleri, nallık demir veya yapılmış nal, mıh, yem torbası, yular, belleme, kolan, kabağı, gebre, sicim ve urgan stoklarına hemen el konulacak ve değeri biçilerek alınanların toplamını belirtmek üzere Komisyonun imza ve mühürleri bu-lunan kuruşlu bir tutanak, sahibine verilecektir…&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;(b)&lt;span&gt;  &lt;/span&gt;İçerdeki malzemenin bir kısmının böylelikle alınmasından ileri gelen fiyat ayrılığını dengelemek için, dışardan gelecek her tür malların yüzde 10'u da iskelelerden aynı şartlar içinde Ordu ihtiyaçları için alınacak, yüzde 90' ına kesinlikle karışılmayacak, sahibinin yetkisine bırakılacaktır.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;(c)&lt;span&gt;  &lt;/span&gt;Alınan mallardan geriye kalan ve dışardan alınacak (ithal) olan bu tür stokların taşıma ve satımı bütünü ile serbesttir.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;(d)&lt;span&gt;  &lt;/span&gt;Çocuk ve kadın giysileri ve malzemesi ile lüks eşya almak kesinlikle yasaktır.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;Madde - 2: Dışardan mal getiren tacirin Tekalif-i &lt;span class="hilite"&gt;Milliye&lt;/span&gt; Komisyonlarına mal veren ve karşılığında kuruşlu tutanak alan tüccarın tutanaklarında yazılı miktar paylarının yüzde 20'si sonradan getirecekleri malların gümrük tutarına sayılacaktır.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;Madde - 3: Bu işlemler için de 2 Numaralı Emrin üçüncü maddesinde açıklandığı gibi Komisyonlarca 3 ayrı defter düzenlenecektir.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;Madde - 4: Bu Emre karşı çıkarak malını gizleyenler veya kötü çalışanlar, kim olursa olsun vatan hainliği ile suçlanacaklardır.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;Madde - 5: (3) Numaralı olan bu Emir hemen Komisyonlara bildirilmek üzere illere, sancaklara ve İstiklal Mahkemelerine yazılmış ve bilgi için Vekaletlere ve Cephe Kumandanlıklarına verilmiştir.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;Büyük Millet Meclisi Reisi&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;Başkumandan&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;Mustafa Kemal[42]&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;4 NUMARALI TEKALİFİ MİLLİYE EMRİ &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;Ankara, 7 Ağustos 1921&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;En son Emire kadar Ordu'nun iaşesi için aşağıdaki önlemler alınacak ve bu önlemlerin uygulanmasından 1 Numaralı Emirle kuruluş biçimleri bildirilen Tekalif-i &lt;span class="hilite"&gt;Milliye&lt;/span&gt; Komisyonları sorumlu olacaktır.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;1.&lt;span&gt;        &lt;/span&gt;Elde mevcut buğday, saman, un, arpa, fasulye, bulgur, nohut, mercimek, kasaplık&lt;span&gt;  &lt;/span&gt;hayvanlar, şeker, gaz, pirinç, sabun, yağ, tuz, zeytin yağı, çay, mum stoklarının yüzde 40'ına Komisyonlarca el konularak ambarlara alı-nacaktır. Belirlenecek fiyat üzerinden sahiplerinin eline kuruşlu tutanak verilecektir.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;2.&lt;span&gt;   &lt;/span&gt;Komisyonlarca toplanan buğdayların un edilmesi için, Komisyonlar, bölgelerindeki fabrika ve değirmenlere eşit olarak dağıtacak ve bu çalışma karşılıksız olacaktır.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;3.&lt;span&gt;   &lt;/span&gt;Bu konuda en küçük kötü işlemi görülen memurun veya yükümlülükten kaçınan kişinin cezası vatan hainliğidir.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;4.&lt;span&gt;   &lt;/span&gt;(4) Numaralı olan bu Emir Komisyonlara bildirilmek üzere illere ve sancaklara ve İstiklal Mahkemelerine yazılmış ve bilgi için Vekaletlere ve Cephe Kumandanlıklarına birer örnek verilmiştir.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;Büyük Millet Meclisi Reisi&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;Başkumandan&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;Mustafa Kemal[43]&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;5 NUMARALI TEKALİF-İ MİLLİYE EMRİ&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;Ordularımız İçin Yapacağımız Fedakarlıklar&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;Ankara,7 Ağustos 1921&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;Ordu ulaşımının sağlanması için aşağıdaki önlemler alınarak, bu önlemlerin uygulanmasından 1 Numaralı Emirde kuruluşu belirtilen Komisyonlar sorumlu olacaktır.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;1.&lt;span&gt;   &lt;/span&gt;Askeri nedenlerle türlü yollardan Ordu gereksinimi için alınan taşıt araçlarından ayrı olmak üzere ülkede kalan taşıt aracı sahipleri her ay Ordu malzemesinden bir bölümünü kendi aracı ile 100 kilometrelik bir uzaklığa karşılıksız taşımak zorundadır. Bu taşımanın sürdüğü sürece araç sahipleri ve hayvanları Ordu ambarlarından beslenir.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;2.&lt;span&gt;   &lt;/span&gt;Bir ay içinde bu görevi gören kişi, o ay için yeni bir taşıma işi almaz. Tekalif-i &lt;span class="hilite"&gt;Milliye&lt;/span&gt; Komisyonunun yolladığı araç ve yiyecek gönderisinin, malı alan ambarca onayı, o aylık muafiyet durumunu o kişiye verir.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;3.&lt;span&gt;   &lt;/span&gt;(2,3,4) Numaralı Emirlerle toplanan araç-gereç ve yiyecekler, Levazımatı Umumiyenin belirleyeceği asıl askeri ambarlara Tekalif-i &lt;span class="hilite"&gt;Milliye&lt;/span&gt; Komisyonlarınca bu taşıma yükümlülükleri sayesinde gönderilir ve saklanırlar.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;4.&lt;span&gt;   &lt;/span&gt;Müteahhit taşıma kolları diğer halkın bağlı oldukları ayda 100 kilo-metrelik taşımayı karşılıksız yapmak zorundadırlar.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;5.&lt;span&gt;   &lt;/span&gt;Bu Emri alan her Tekalif-i &lt;span class="hilite"&gt;Milliye&lt;/span&gt; Komisyonu kendi bölgesindeki taşıma yükümlülüğüne girecek aracın tur ve sayısını 15 Ağustos 1921 gününe kadar Müdafaai &lt;span class="hilite"&gt;Milliye&lt;/span&gt; Sevkiyat ve Nakliyat Müdüriyeti Umumiyesine ve cephe bölgesinde bulunanlar ise Sevkiyat ve Nakliyata bildirmekle birlikte bölgesinde bulundukları Menzil Müfettişliklerine veya Ordu Erkanıharbiye Riyasetlerine bildireceklerdir.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;6.&lt;span&gt;   &lt;/span&gt;Bu yükümlülükten kaçanlar veya uygulamada kötü davranışı görülenler vatan hainliğiyle cezalandırılacaktır.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;7.&lt;span&gt;   &lt;/span&gt;5 Numaralı olan bu Emir hemen Tekalif-i &lt;span class="hilite"&gt;Milliye&lt;/span&gt; Komisyonlarına bildirilmek üzere bütün illere ve sancaklara yazılmış ve İstiklal Mahkemelerine ve bilgi için Vekaletlere ve Cephe Kumandanlıklarına birer ör-nek verilmiştir.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;Büyük Millet Meclisi Reisi&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;Başkumandan&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;Mustafa Kemal[44]&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;6 NUMARALI TEKALİF-İ MİLLİYE EMRİ&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;Ankara, 7 Ağustos 1921&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;1.&lt;span&gt;   &lt;/span&gt;(2, 3, 4) Numaralı Teklif-i &lt;span class="hilite"&gt;Milliye&lt;/span&gt; Emirlerinde bildirilen giyilecek, kullanılacak ve yenilecek türünden değişik yerlerde var olan bırakılmış mallara (Emval-ı metruke) Tekalif-i &lt;span class="hilite"&gt;Milliye&lt;/span&gt; Komisyonlarınca el konulacak, miktarı saptanıp ve fiyatı belirlenerek kuruşlu bir tutanak yerel mal sandığına verilecektir.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;2.&lt;span&gt;   &lt;/span&gt;Bırakılmış mallardan bu yolla alınanlar için Tekalif-i &lt;span class="hilite"&gt;Milliye&lt;/span&gt; Komisyonları önceki Emirlerde bildirildiği gibi 3 ayrı düzenli defter tutacaklar, bunun bir örneğini Levazımatı Umumiyeye göndereceklerdir.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;3.&lt;span&gt;   &lt;/span&gt;Alınan malların tür ve miktarları 10 Eylül 1921 gününe kadar Müdafaai &lt;span class="hilite"&gt;Milliye&lt;/span&gt; Levazımatı Umumiye Dairesine Tekalif-i &lt;span class="hilite"&gt;Milliye&lt;/span&gt; Komisyonların-ca tutanakla bildirilecektir.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;4.&lt;span&gt;   &lt;/span&gt;Bırakılan malların toplanması ve alınmasında kötü işlemleri görülenler ve alınanı kendi malı gibi kullanmaya kalkanlar vatan hainliği ile suçlanacak-lardır.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;5.&lt;span&gt;   &lt;/span&gt;6 Numaralı olan bu Tekalif-i &lt;span class="hilite"&gt;Milliye&lt;/span&gt; Emri hemen Komisyonlara duyurul-mak üzere bütün illere, sancaklara ve İstiklal Mahkemelerine yazılmış, bilgi için de Vekaletlere ve Cephe Kumandanlığına yazılmıştır.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;Başkumandan&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;Mustafa Kemal[45]&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;7 NUMARALI TEKALİF-İ MİLLİYE EMRİ&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;Ankara, 8 Ağustos 1921&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;1.&lt;span&gt;   &lt;/span&gt;Cins, mezhep, sınıf, meslek ayrımı yapılmaksızın, koşulsuz olarak herkes aşağıda -üçüncü madde- grubu ve türü yazılı silah ve cephane ile yaralayıcı araçları her yerde bu Emrin yayımından başlayarak 3 gün içinde yerel Tekalif-i &lt;span class="hilite"&gt;Milliye&lt;/span&gt; Komisyonuna alındı (makbuz) karşılığında vererek Hükümete bağışlayacaklardır. Savaşın bitiminde bu silahlar bir hatıra olmak üzere eski sahibine iade olunacaklardır.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;2.&lt;span&gt;   &lt;/span&gt;Dördüncü günü sabahından başlayarak belirtilen silah ve cephaneyi sakla-dığı ve hile kullanarak vermediği anlaşılanlar ve silah toplama araştırma-sında kötü işlem ve davranışta bulunanlar "idam" olunurlar.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;3.&lt;span&gt;   &lt;/span&gt;Verilecek silah ve cephaneler şunlardır: Cephane olarak her türlü çifte ateşli tüfeği, kasatura veya süngü ve cephanelere filintaları, kısaca her türlü Osmanlı mavzerleri, küçük ve büyük çaplı her türlü Alman, Belçika tüfekleri, her türlü Avusturya tüfeği, Avusturya ve Bulgar manlihirleri, her türlü İngiliz tüfeği, her türlü Rus tüfeği, her türlü Fransız, Romanya, Sırp, Japon, Yunan martin büyük ve küçük çaplı tüfekleri (av tüfekleri, tabancalar ve bunlarla ilgili cephaneler ayrıdır), her türlü kılıç ve palalar, bunlardan bir özel değeri olanlar Komisyonların sorumluluğu altında ve belge kargılığında sahibine bırakılacaktır.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;4.&lt;span&gt;   &lt;/span&gt;İlan edilmesinin dördüncü gününden başlayarak sivil ve asker yetkililer üçüncü maddede yazılı silah ve cephaneyi bulmak için gerek gördüğü ev-leri yasal yöntemler içinde arayacaktır.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;5.&lt;span&gt;   &lt;/span&gt;Tekalif-i &lt;span class="hilite"&gt;Milliye&lt;/span&gt; Komisyonları, bu Emrin halka bütünü ile duyurulmasını sağlayacak ve silahını vereceklerin bulunduğu yerlerle Komisyonların toplandığı yer arasındaki uzaklığa ilişkin zaman süresi olarak verilen üç günü ekleyeceklerdir.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;6.&lt;span&gt;   &lt;/span&gt;Tekalif-i &lt;span class="hilite"&gt;Milliye&lt;/span&gt; Komisyonları, topladıkları silahları ve cephanenin tür ve miktarlarını Müdafaai &lt;span class="hilite"&gt;Milliye&lt;/span&gt; Harbiye Dairesine bildireceklerdir.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;7.&lt;span&gt;   &lt;/span&gt;Bu Emir, öncelikle Kastamonu, Çorum, Yozgat, Kayseri, Niğde, Konya ve Silifke il ve ilçelerine, bu yerlerin batısındaki il ve sancaklara uygulan-mak üzere ilgili makamlara bildirilmiştir.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;Başkumandan&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;Mustafa Kemal[46]&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;8 NUMARALI TEKALİF-İ MİLLİYE EMRİ&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;Ankara, 8 Ağustos 1921&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;1.&lt;span&gt;   &lt;/span&gt;Tekalif-i &lt;span class="hilite"&gt;Milliye&lt;/span&gt; Komisyonları her yerde bulunan benzin, vakum, gres, makine, don, saatçi, balık yağları,vazelin, otomobil ve kamyon lastiği, solisyon, buji, soğuk tutkal, Fransız tutkalı, telefon makinesi, kablo, pil, çıplak tel ve bunlara bağlı olan malzeme, asit sülfürik miktarını araştırarak ve saptayarak stokların yüzde 40'ına el koyacak ve sahiplerine değeri karşılığında tutanak verilecektir.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;2.&lt;span&gt;   &lt;/span&gt;Yukarda türleri belirtilen malzemelerden, dışardan yurda getirilenlerin gümrük resminden başka yalnız yüzde 10'u kuruşlu tutanak karşılığında belirtilen Komisyonlarca alınabilir. Böylece malları alınanlara verilecek tutanakların yüzde 20'si gümrük resmine sayılır.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;3.&lt;span&gt;   &lt;/span&gt;Tekalif-i &lt;span class="hilite"&gt;Milliye&lt;/span&gt;'den alınacak yukarıdaki malzemenin yüzde 40'ının toplanması ve her Komisyonca en son 10 Eylül 1921'de bitirilmiş bulunacak ve 15, 20, 25, 30 Ağustos ve 5 Eylül'de toplananların tür ve miktarlarını Müdafaai &lt;span class="hilite"&gt;Milliye&lt;/span&gt; Harbiye Dairesine telgrafla bildireceklerdir.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;4.&lt;span&gt;   &lt;/span&gt;Bu malzemeden bulunanları gizleyenler ve hile yoluna sapanlar için vatan hainliği kanunu uygulanır.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;5.&lt;span&gt;   &lt;/span&gt;Orduların bu malzemeden yararlanma biçimi Mudafaai &lt;span class="hilite"&gt;Milliye&lt;/span&gt; Vekaletin-ce saptanacaktır.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;6.&lt;span&gt;   &lt;/span&gt;Bu Emir, bütün illere ve sancaklara, Cephe Kumandanlıklarına, Vekaletlere bildirilmiştir.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;Büyük Millet Medisi Reisi&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;Başkumandan&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;Mustafa Kemal[47]&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;9 NUMARALI TEKALİF-İ MİLLİYE EMRİ&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;Ankara, 8 Ağustos 1921&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;1.&lt;span&gt;   &lt;/span&gt;Tekalif-i &lt;span class="hilite"&gt;Milliye&lt;/span&gt; Komisyonları sınırları içinde bulunan demirci, marangoz, dökümcü, tesviyeci, saraç, arabacı esnafı ve imalathaneleri ile bu esnaf ve imalathanelerinin kapasitelerini saptamak ve gerek bunlar ve gerek kasatura, kılıç, mızrak ve eyer yapabilecek zanaatkarların adları verilmek üzere sayılarını Mudafaai &lt;span class="hilite"&gt;Milliye&lt;/span&gt; Vekaletine bildireceklerdir.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;2.&lt;span&gt;   &lt;/span&gt;Bu Emir bütün illere, sancaklara, Cephe Kumandanlıklarına ve Veka-letlere bildirilmiştir.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;Başkumandan&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;Mustafa Kemal[48]&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;10 NUMARALI TEKALİF-İ MİLLİYE EMRİ&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;Ankara, 8 Ağustos 1921&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;Seferber Ordu'nun taşıta olan gereksinimini karşılamak için aşağıdaki mad-deler hızla uygulanacaktır.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;1.&lt;span&gt;   &lt;/span&gt;Bu Emri alan &lt;span class="hilite"&gt;Tekalifi&lt;/span&gt; &lt;span class="hilite"&gt;Milliye&lt;/span&gt; Komisyonları kendi bölgelerinde bulunan ve türleri aşağıda açıklanan bütün taşıtların yüzde 20'sine el koyacaklardır. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;Taşıt türleri:&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;a.&lt;span&gt;  &lt;/span&gt;Dört tekerlekli yaylı arabalar.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;b.&lt;span&gt;  &lt;/span&gt;Dört tekerlekli at, öküz ve kağnı arabaları. Arabalar bütün takım ve hayvanları ile birlikte olacaktır.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;c.&lt;span&gt;  &lt;/span&gt;Binek ve top çeken hayvanlar.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;d.&lt;span&gt;  &lt;/span&gt;Katır ve yük hayvanları.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;e.&lt;span&gt;  &lt;/span&gt;Deve.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;f.&lt;span&gt;   &lt;/span&gt;Merkep.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;2.&lt;span&gt;   &lt;/span&gt;Bu Emri alan Tekalif-i &lt;span class="hilite"&gt;Milliye&lt;/span&gt; Komisyonları, bölgelerindeki bütün taşıtların miktarlarını alabildiğince çabuk saptayacak ve en son 10 Eylül tarihine kadar, bölgesindeki taşıtların en sağlamlarından ve yüzde 20'sini toplamış olacaklardır.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;3.&lt;span&gt;   &lt;/span&gt;El konulan her taşıtın değeri Komisyonca araştırılacak, taşıtları alınan ka-sabanın belediye reisine, köylerde köy kurulunca o yerlerdeki halka, varlıkları oranında dağıtım yapılarak toplanacaktır. Taşıtı alınanların paraları böylece alınacak makbuzlar onaylanıp Tekalif-i &lt;span class="hilite"&gt;Milliye&lt;/span&gt; Komisyonlarına verilecektir.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;4.&lt;span&gt;   &lt;/span&gt;Komisyonlarca toplanan taşıtlar o yerlerdeki Askerlik Şubelerine verilecektir. Şubelerin aldıkları taşıtlardan arabalar ve hayvanlar, olabilirse ve sahipleri yükümlülerdense sahipleri ile, değilse yükümlüleri arasında ara-ba ve hayvan sürmeyi bilen lojistik erler tarafından kullanılacaktır. Bu taşıtlar şubelerde toplanacak ve şubelerde korunacaktır.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;5.&lt;span&gt;   &lt;/span&gt;Her Askerlik Şubesi, Şubede toplanan taşıtların tür ve miktarını 15, 20, 25, 30 Ağustos ve 10 Eylül günlerinde Müdafaai &lt;span class="hilite"&gt;Milliye&lt;/span&gt; Vekaleti Ordu Dairesine telgrafla bildirecektir.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;6.&lt;span&gt;   &lt;/span&gt;Bu konuda göz yuman ve kötü işlemi bulunanlar vatan hainliği suçu ile ce-zalandırılacaklardır.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;7.&lt;span&gt;   &lt;/span&gt;10 Numaralı bu Emrin ulaştığı gün ve saat telgrafla Ordu Dairesi'ne bildi-rilecektir.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;İşbu Emrin bütün Vekaletlere, Garp ve Merkez Ordusu Kumandanlıklarına, Canik, Amasya, Tokat, Sivas, Kayseri, Niğde, Konya, İçel il ve sancakları ile bunların batısında bulunan bütün il ve sancaklara ve Askerlik Şubelerine ve İstik-lal Mahkemelerine bildirilmiştir.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;Büyük Millet Meclisi Reisi&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;Başkumandan&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"&gt;Mustafa Kemal[49]&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4241858489023388020-1045399542331258085?l=meraklisin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://meraklisin.blogspot.com/feeds/1045399542331258085/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4241858489023388020&amp;postID=1045399542331258085&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4241858489023388020/posts/default/1045399542331258085'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4241858489023388020/posts/default/1045399542331258085'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://meraklisin.blogspot.com/2008/02/tekalif-i-milliye-nedir.html' title='Tekalif-i milliye nedir?'/><author><name>Kurmay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10063618665340249652</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4241858489023388020.post-6550972644940896950</id><published>2008-02-24T18:54:00.001+02:00</published><updated>2008-02-24T19:29:09.679+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ne Nedir?'/><title type='text'>Güven atışı nedir?</title><content type='html'>&lt;img alt="&amp;quot;http://img370.imageshack.us/img370/8994/bordobereli2ty6.jpg&amp;quot; grafik dosyası hatalı olduğu için gösterilemiyor." src="http://img370.imageshack.us/img370/8994/bordobereli2ty6.jpg" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);font-family:Arial;font-size:100%;"  &gt;iki adet bordo bereli karşı karşıya geçer. &lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);font-family:Arial;font-size:100%;"  &gt;-&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);font-family:Arial;font-size:100%;"  &gt; ilk önce ikiliden birisi başının üzerinde kitap büyüklüğünde bir hedef tutar. &lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);font-family:Arial;font-size:100%;"  &gt;-&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);font-family:Arial;font-size:100%;"  &gt; diğer bordo bereli iki elinde iki tabancayla yürüyerek o hedefe gerçek mermilerle ateş eder. &lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);font-family:Arial;font-size:100%;"  &gt;-&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Arial;font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color:#ff0066;"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt; yolun yarısına geldiğinde arkasını dönüp, tabancaları bacaklarının arasından hedefe doğru sıkmaya devam eder.  &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt; mermiler bitince roller değişir, bu kez ateş eden kişi hedefi tutar, atış sırası diğerine gelir.  &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt; bu eğitim her gün yapılır.&lt;/span&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4241858489023388020-6550972644940896950?l=meraklisin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://meraklisin.blogspot.com/feeds/6550972644940896950/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4241858489023388020&amp;postID=6550972644940896950&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4241858489023388020/posts/default/6550972644940896950'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4241858489023388020/posts/default/6550972644940896950'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://meraklisin.blogspot.com/2008/02/gven-at-nedir.html' title='Güven atışı nedir?'/><author><name>Kurmay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10063618665340249652</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4241858489023388020.post-3997527226625866352</id><published>2008-02-24T18:37:00.003+02:00</published><updated>2008-12-12T05:22:11.187+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Merak(her telden)'/><title type='text'>Bordo bereli kimdir?</title><content type='html'>&lt;b&gt;&lt;span style=";font-family:Verdana;font-size:8;color:black;"   &gt;&lt;span style="color: rgb(51, 0, 51);font-size:100%;" &gt;&lt;span class="postbody"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="color: rgb(204, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Özellikleri &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1-Subay ve Astsubaylardan oluşuyor.&lt;br /&gt;2-üç-üçbuçuk yıl eğitim alıyorlar.&lt;br /&gt;3-Gönüllülük esasına göre seçiliyorlar.&lt;br /&gt;4-Yurt içinde 72 haftalık temel nitelikli kursları var.&lt;br /&gt;5-Daha sonra ihtisas alanına göre 10-52 hafta arasında değişen yurt içi ve yurt dışı ihtisas eğitimleri var.  &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;A- YURT İÇİ TEMEL KURSLARI&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; -Muharebe temel eğitimi&lt;br /&gt;-Göğüs göğüse muharebe&lt;br /&gt;-Uzak mesafeli keşif devriye&lt;br /&gt;-Sızma&lt;br /&gt;-teşhis ve tanıma&lt;br /&gt;-Hayatı idame&lt;br /&gt;-kaçma kurtulma&lt;br /&gt;-Hedef atrifi,Ateş tanzimi&lt;br /&gt;-Psikolojik Harekat&lt;br /&gt;-Tahrip&lt;br /&gt;-Paraşüt&lt;br /&gt;-Kurbağa adam&lt;br /&gt;-Gayri nizami savaş&lt;br /&gt;-Özel harekat türleri.konularında eğitilirler.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;B-İHTİSAS KURSLARI&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; -yer ekip komutanlığı&lt;br /&gt;-tahrip teknikleri.mayın ve bubi tuzakları&lt;br /&gt;-İlk yardım&lt;br /&gt;-Cerrahi müdahale teknikleri&lt;br /&gt;-Mühimmat imha&lt;br /&gt;-Hafif ve ağır silah uzmanlığı&lt;br /&gt;-İstihbarat uzmanlığı&lt;br /&gt;-Muhabere kursları&lt;br /&gt;-psikolojik harekat kursları  &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;C-YURT DIŞI KURSLARI&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; Ranger&lt;br /&gt;-Hava İndirme&lt;br /&gt;-Sivil İşler&lt;br /&gt;-Halkla İlişkiler&lt;br /&gt;-Hayatı İdame&lt;br /&gt;-Psikolojik harekat  &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tümü iyi paraşütçüdür. Çeşitli yabancı dilleri iyi bilirler. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=";font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;font-size:85%;"  &gt;&lt;span style=";font-size:8;color:black;"  &gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 0, 51);"&gt;Bordo berelilerin görevi özel harekât ve savunmadır. Yıllarca PKK dâhil birçok yasadışı örgüte kan kusturmuşlardır. Farklı aralıklarla yapılan dünya özel kuvvetler taarruz, savunma yarışmalarında 2 defa dışında hep birincilikle dönmektedirler. Ne amor’u ne delta force'u bordo berelilerin önünde ayakta kalamadı. Almanya, Fransa dâhil birçok Avrupa ülkesi özel kuvvet eğitimi aldırmak için sıradalar. Ama bordo berelilere verilen eğitimin %30 u o ülkelere gösteriliyor. &lt;/span&gt; &lt;span style="color: rgb(51, 0, 51);"&gt; Özel operasyonlarda sessizlik ve hız en önemli değerdir. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;   &lt;span style="color: rgb(51, 0, 51);font-size:85%;" &gt; K.loca dedikleri kilitleri delta forte dâhil diğer ülkeler 10,13 saniye arası acarken bordo bereliler maksimum 7 saniyede acıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;200 metrede hâlâ nokta atışı yapabiliyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 0, 51);font-size:8;" &gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Ordudaki çoğu askerin hayalidir bordo bereli olmak. Ama bu iş her babayiğidin altından kalkabileceği bir iş değildir. Bordo bereliler çoluğunu çocuğunu, anasını babasını yok sayabilir.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:Verdana;font-size:8;color:black;"   &gt;&lt;span style="color: rgb(51, 0, 51);font-size:85%;" &gt;Bordo bereli bildiğiniz askerlere benzemez. Tabiri yerindeyse yanında ailesini kesseler umursamazlar. O askerlerin eğitiminde duygusallık diye birsek yoktur. Komutanları vurun beni dese 2. emri beklemeden vururlar. Eğitimlerinde bir insanın başarabileceği noktanın üstünde ki işler için eğitim alırlar. Kısacası en ağır şartlar onlar içindir. İste bordo bereliler bund
